Omer Bextîyar: Kayyum darbesi kime yapıldı; Kürdistanlılara mı yoksa Türkiye 'halklarına' mı?

Türkiye’de Kürdler ve Kürd meselesi iktidar/lar ve muhalefet partileri açısından sadece birbirlerine karşı kullanabildikleri birer “argüman” ve “koz”dur. Yoksa temelde mevzu Kürdler ve Kürdistan olduğunda hepsinin birleştiklerini Güney Kürdistan’da yapılan bağımsızlık referandumundan ve Afrin’e yapılan işgal operasyonundan iyi biliyoruz.

24.08.2019, Cts - 10:45

Omer Bextîyar: Kayyum darbesi kime yapıldı; Kürdistanlılara mı yoksa Türkiye 'halklarına' mı?
Haberi Paylaş

Kürdistan’ın kuzeyinde HDP'li belediye eş başkanlarının Türkiye İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınıp yerlerine kayyum atanmasına verilen birbirinden bağımsız tepkiler, aslında Türkiye ve Kürdistan’da her kesimin ve ideolojinin derdinin ve hikâyesinin ne kadar da farklı olduğunu göstermesi açısından gayet ilginç veriler sunuyor bize.

Şöyle ki CHP'li Kemalistler ve Ulusalcılar kayyumların Atatürk posterini indirip yerine Erdoğan'ın posterini asmalarına ve çok düşük ihtimal de olsa benzer uygulamaların Ankara ile İstanbul’a sıçramasına;

Feministler eş başkanlık sistemi dolayısıyla kayyum atandı deyip iktidarın kadın düşmanlığı politikasına (hatta eş başkanlık sistemini yem olarak ortaya atan iktidar yöneticilerine HDP Eş Genel Başkanı, “HDP kadın partisidir” cevabını verdi);

Bazı evrenselci, solcu Kürdler ile Türkiye’yi beyhude bir şekilde demokratikleştirmeye çabalayan HDP ise; bu "halkların iradesine ve Türkiye’nin demokrasisine yapılan darbedir" deyip Kürd milletine ve Kürdistanlıların iradesine yapılan Türk devlet darbesini ve operasyonunu anlamsız bir şekilde "halklara" mal etmeye çalışıp, bunu sanki sadece hükümetin bir tasarrufuymuş gibi gösterip devlet politikasını görmezden gelip,  sadece AKP iktidarına sinirleniyorlar!

Hatta HDP’yi teslim alan Türk Solu “kayyum politikasını” yerel seçimlerde HDP'nin CHP'ye açık desteğine bağlayıp bunu; “iktidarın muhalefet cenahında oluşabilecek ittifakı engelleme girişimleri” olarak görüp CHP’ye devamlı çağrıda bulunuyorlar. Her fırsatta Türk solu tarafından HDP ile dayanışmaya çağrılan ve tutuklu bir milletvekilleri için Ankara’dan Edirne’ye kadar “Adalet Yürüyüşü” yapan CHP ise sokak protestolarını desteklemediklerini söyleyip, şeklen, o da ayıp olmasın diye, öncesinde de “terörle mücadelenin yanındayız” dedikten sonra kayyum uygulamalarını kınadıklarını ve kabul etmediklerini söyledi. Kayyum atamalarının olduğu gün CHP sözcüsü Faik Öztrak partisinin MYK toplantısı sürerken sadece kayyumlar hakkında yapmış olduğu 9 dakikalık basın açıklamasında tek bir kere bile HDP adını zikretmemiştir. Bilmem bu HDP için bir şey ifade ediyor mu! (Bakınız: https://chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskan-yardimcisi-ve-parti-sozcusu-faik-oztrakin-basin-aciklamasi-19-agustos-2019 )

Hâlbuki durum çok açık ve nettir; bu Türk devletinin Kürdlere ve Kürdistan’ın kuzeyinde ki Kürdlerin yerel iktidarına, statüsüne yönelik bir operasyonudur. Yoksa bu durum Türkiye "halklarının" umurunda değildir! Kaldı ki bazı kesimlerin dediği gibi Türkiye halklarına da darbe falan yapılmamıştır! Zaten olmayan Türkiye demokrasisine neyin darbesi yapılabilir ki? Bu uygulamalar ve politikalar sömürge hukuku ve "ahlakı" ya da "ahlaksızlığı"dır. Tutuklanmadan önce Selahattin Demirtaş'ın dediği gibi; “bu ortamda yapılan seçim, sadece faşizmi kurumsallaştırır." Onun için demokratik ve adil olmayan bir zeminde yapılan bütün seçimler sadece Türk rejimini ve onun “müesses nizamı”nı güçlendirir.

Ezcümle Türkiye’de Kürdler ve Kürd meselesi iktidar/lar ve muhalefet partileri açısından sadece birbirlerine karşı kullanabildikleri birer “argüman” ve “koz”dur. Yoksa temelde mevzu Kürdler ve Kürdistan olduğunda hepsinin birleştiklerini Güney Kürdistan’da yapılan bağımsızlık referandumundan ve Afrin’e yapılan işgal operasyonundan iyi biliyoruz. İyi biliyoruz ama biz Kürdler bir türlü milli değerler etrafında ittifak yapıp birleşemiyoruz!

Bu ikinci kayyum dönemi Kürdlere ve Kürdistan siyasal aktörlerine iyi bir ders olmalı. Buradan Kürdlerin milli ittifakı, birliği çıkabilir, çıkmalı da. Bunun için tam da bu süreçte HDP'nin yapması gereken 3 yıl önce kayyumlar atanıp, milletvekilleri zindanlara atıldığında yapmadığını yapmaktır. O da sisteme restini çekip Kürdistan halkının sinesine dönüştür. Eğer bu sivil itaatsizliği ve siyasal kararı verip “sine-i millet” yapabilirse ki şuan pek mümkün gözükmüyor, bu Türk siyasal rejimini tıkayıp, rejimin kendini meşrulaştırdığı bütün argümanları boşa çıkartır. Elbette bu sinei millet ve yapılacak olan sivil itaatsizlik eylemleri demokratik ve şiddete bulaşmayan, özellikle de gençleri terörize etmeden yapılmalıdır. Mesela Kürdçe anadilde eğitim, Kürdçenin resmi dil olması ve siyasi statü gibi temel hususlar bütün Kürdlerin temel talepleri olmalıdır. Bundan sonrası ise artık bütün Kürd ve Kürdistani parti, hareket ve şahsiyetlerle Kuzey Kürdistan’da Kürdistanlıları temsil edecek bir “Milli İttifak Kongresini” tesis etmek olmalıdır.

Nerina Azad
Bu haber toplam: 5536 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:20:55:31
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x