Erdoğan'ın hırsı Bahçeli'nin tuzağı

"Çapı ve derinliği neye ulaşırsa ulaşsın, aslolan siyasi gücün kendisi değil hedef edindiği değerlerdir. Kaybedilen güç tekrar kazanılabilir, ama kaybedilen ahlaki öz (ve değerler) hiçbir şeyle ikame edilemez."

18.07.2019, Per - 21:10

Erdoğan'ın hırsı Bahçeli'nin tuzağı
Haberi Paylaş

Türkü ile, Kürdü ile ve diğer halklarıyla Anadolu toplumu, 200 yıla yakındır İttihat-Terakki ve onun uzantısı olan Kemalist zihniyetin cenderesiyle adeta öğütülmektedir. Bu zavallılaştırılmış, ezilmiş ve özellikle yıllardır aldatılmış bu halkın, ( birçok nesil gelip geçmesine rağmen) uzun zaman zarfında hep kendisini bu zalim düzenden kurtaracak vicdanlı bir kurtarıcı bekleyip durduğunu görüyoruz.

Zaman zaman, kurtarıcı olduğunu sandığımız bazı kişilerin, kendilerini kurtarıcı olarak millete sunup ortaya çıkmışlarsa da, onların da kısa zaman zarfında Kemalist sistemle yüzleşip onlarla haşir neşir olunca, içindeki hırsın tetiklemesiyle bir makam ve koltuk uğruna o sihirli sistemin bir parçası olup, onlar gibi zalimleştiğini de görmekteyiz. Böylece zavallı Anadolu halkı da yeniden başa dönüp yeniden bir kurtarıcı arayışına koyuluveriyor.

Kemalist sistemin sillesini yemiş, erdemli insanlar olarak bildiğimiz bir grup insan "Ak Parti"yi kurduklarında, yayınladıkları deklarasyonda şu tılsımlı sözü: “Bugün Türk siyaset hayatına lider oligarşisinin çöktüğü gün olarak, tekelci bir anlayışa dayanan liderlik anlayışının yerine kolektif aklın temsilcisi olan bir anlayışın yerleştiği gün olarak geçecek.”  duyduğumuzda çok umutlanıp sevinmiştik. Nasıl sevinmeyelim ki; ilk defa Kemalist olmayan ve üstelik Anadolu'nun bağrından çıkmış "erdemli bir gurup insan"ın kolektif aklın temsilcileri olan bir anlayış Anadolu’da iktidar oluyor. Artık bu ortak akılla idare edileceğimizin zehabına kapılıyoruz.

 Anadolu halkı olarak, kader bildiğimiz bu "Kemalist sistemin cenderesinde öğütülmenin" artık son bulacağı umuduna kapılıp, onları kendimizden bilip Ak Parti’yi desteklemekden öteye, ölümüne sahiplendik.

Fakat maalesef Erdoğan'ın eline güç geçtikçe daha fazla güç elde etme hırsı da artı. Allah'ın kendisine lütfetmiş olduğu gücü koruyup "kolektif aklı" oluşturan arkadaşlarıyla paylaşması gerekirken, "Rabbena hep bana" deyimindeki gibi tek adam olma uğruna tüm arkadaşlarını kendinden uzaklaştırdı. Evvelden, beraber kader birliği yapıp beraber yürüdüğü arkadaşları arasında eşitler arasında birinciliğiyle yetinip devam edeceğine, derin devletin çizgisinde olan Devlet Bahçeli emrine girmeyi kabul ederek kısa zamanda hem kendisini bitirdi, hem de 200 yıldan beri beklentisi içerisinde olduğumuz sevincimizi kursağımızda bıraktı.

Bu doruma uygun olarak önlü Kürt komutan Ebu Müslim-i Horasanî ne güzel söylüyor:

“Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama (geri dönüp bakınca) uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de, yıkılmaları mukadder oldu.” 

"Gücün hakkını vermek ancak ve ancak Hakk’ın gücüne teslim olmakla mümkün olabilir.

Asalet sahibi gerçek güçlü liderler, güç tarafından dönüştürülen değil, sahip oldukları erdem ile güce muhteva kazandıranlardır. Onlar gücü tekellerine almaktansa erdemin emrine vermeyi tercih ederler. Kalıcılıkları biriktirdikleri güçten değil, dağıttıkları ve kullandıkları (adil) güçten gelir. Kalıcılığını elde etmiş olduğu gücü anonimleştirerek kalıcılığını sağlarlar."

Erdoğan yoksulluktan çıkıp yeni zengin olan "yeni görmüş" insan tipine uygun davranarak tüm iktidarı kendi tekeline almaya kalkıştı. Ve "İktidarı tekelinden kaybetme korkusuna kapıldı."

 

Şunu unutmamamız gerekir ki; "elde edilen gücü korumanın ancak daha büyük bir güç elde etmekle mümkün olabileceği düşüncesi bir kısır döngü oluşturur. Her bir döngüde güçle birlikte sorumluluk da artar, her sorumluluk artışı daha fazla güç ihtiyacını beraberinde getirir. Sorumluluk ve gücün bu derece odaklaşması gücün kaybedilme riskini de en üst düzeye çıkarır. O andan itibaren gücü elinde tutanlar, savunma refleks ve dürtüleriyle davranmaya başlarlar. Unutulmamalı ki, güç sınavının en tehlikeli anı budur ve hiç kimse bu tehlikeden bigâne değildir. Bu an hissedildiğinde (hemen) mutlak mülk sahibi olan Allah'ın hesap gününü hatırlamak ve öze dönmek gerekir."

Peki öze döndükten sonra tehlikenin bertaraf edilmesi için ne yapmalıdır?

Yapılması gereken en önemli şey; yanında yeteri kadar sadık, bilgili ve işlerin hakkından gelebilecek güçlü şahsiyetleri bulundurmak, güç ve sorumlulukları bunlarla paylaşmaktır.

"Hangi düzeyde olursa olsun, iktidar gücü kullananların çevrelerinde güçlü şahsiyetler bulundurması, gücün olduğu kadar sorumlulukların da paylaşılmasını beraberinde getirir. Paylaşılan sorumluluk, gücü kaybetme riskinin sonuçlarını paylaştırarak kolektif bir gücün korunmasını sağlamış olur."

Şu tarihi bir gerçektir; "güçlü liderler devletleri tahkim eder veya yeniden kurar, ortak akla dayalı kolektif güç ise bunun kalıcılığını sağlar."

“Gücü elinde tutanların en akıllı ve samimi olan gerçek halk lideri; görevlerini bıraktıktan sonra kendi ülkelerinde barış içinde ve korkusuzca yaşayabilendir.”

Peki tekrardan Erdoğan'a dönecek olursak;

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,26 Mart 2011 tarihinde yaptığı bir konuşmada; "Biz 3 Kasım'la çıraklık sürecini başlattık, 22 Temmuz'da orada kalfalık dönemini başlattık, 2011 12 Haziran'la ustalık dönemine başlıyoruz. Böyle bir süreçle inanıyorum ki iktidarımız Türkiye'mize çok şeyler kazandıracak" dedi.

Erdoğan’ın bu sözlerinin şemdi ki uygulamaları çerçevesinde hatırladığımda şu olayı hatırlatmadan edemiyorum;  

Kadının biri, çocuğu altına işiyordu. Cami hocasına götürüyor. Durumu arz ediyor. Çocuğuna bir muska yapmasını istiyor. Hoca da kendisine muska yapıp veriyor. Kadın da çocuğu iyileşecek umuduyla muskayı güzelce kaplayıp çocuğunun omuzuna takıyor.

Bu sefer çocuk alt ıslatmayla beraber kakayı da kaçırmaya başlıyor. Bunu gören anne hemen soluğu hocanın yanında alıyor ve; " Hocam çocuğum altını ıslattığı için buna çare bulmanızı istemiştim. Şimdi ise altını ıslatmakla beraber kakasını da kaçırmaya başladı. Aman hocam, çocuğu eski haline getirir misin?" diyor.

Gerçekten artık Anadolu halkı Ak Parti ve Erdoğan’dan çıraklık dönemine dönmesini istiyor.

Son yıllarda Erdoğan kapılmış olduğu iktidar hırsı ve yaptığı kabul edilemez hatalar nedeniyle Anadolu halkını bu annenin durumuna düşürdü. Bunun kanıtı da son yapılan yerel seçimlerde Erdoğan’ın uğradığı hezimettir.

Şimdi Erdoğan hırsı nedeniyle emrine girdiği Devlet Bahçeli'nin Erdoğan’a kurmuş olduğu tuzağın durumuna bakalım:

Aşağıdaki videoda Erdoğan ve Bahçeli kapışmasına baktığımızda kamaralar önünde birbirleri hakkında sarf etikleri "namussuzluk, haysiyetsizlik ve şerefsizlik" gibi sözleri dinlerken gerçekten insan bu videoyu dinlemekten hicap duyuyor. Ve bu şahısların değil bir araya gelip koalisyon/ittifak kurmaları, ömür boyu bir birlerinin yüzüne bakamayacaktır diye Kura'na bile el basabilecekken bir dorum söz konusu. Erdoğan’ın hırsı ve Bahçelinin Ak Parti için hazırlamış olduğu tuzak neticesinde sarmaş dolaş olabiliyor. Sonra da Bahçelinin katıldığı bir TV programında; "Eskiden Erdoğan hakkında şuana kadar sarf ettiği sözlerin tümünün arkasında olduğu"nu teyit edebiliyor.

https://www.youtube.com/watch?v=pBMXWAolQJ8

İnsan bu olanları göz önünde bulundurduğunda, Devlet Bahçeli'nin nasılda bir plan çerçevesinde bu işe giriştiğini hemen anlar.

Bilindiği gibi, Erdoğan Türkiye'ye başkan olmak için yanıp tutuşuyordu. Fakat konu Anayasa değişikliği gerektirdiği ve Ak Parti milletvekili sayısı buna yetmediği için bir türlü bu hayalini gerçekleştiremiyordu.

Durup dururken Bahçeli ve hiç bir şart ve isteği de öne sürmeden Ak Parti'ye, "Başkanlık için her türlü desteği vermeye hazırız" diye Ak Parti'ye teklifte bulundu.

 Bu teklif yapıldıktan sonra herkes şaşkınlık içerisinde iken Tuğrul Türkeş buna karşı ilginç bir öngörüde bulundu:

 “Sayın Bahçeli çok deneyimli ve kurt bir siyasetçidir. Şüphesiz ki bir stratejisi vardır. Bu stratejisindeki öncelik de kendi partisinin başarısı olmalıdır ve öyledir de."

“Şöyle bir eleştiri var; başkanlık meselesi uzun zamandır Tayyip Erdoğan'ın siyasi hedefi dolayısıyla Bahçeli de kendiliğinden destek verip ortak olarak Erdoğan'ın projesine payanda oluyor”

“Bahçeli'nin niyeti ne olabilir? İhtimaller üzerinde duruyoruz onun için anlatıyorum. Meclis'te 40 milletvekiliyle iktidar partisine bir zarar veremezsin ama (Ak Partiye yanlış bir adım attırırsan referandumda yüzde 49 dahi alsa AK Parti referandumu kaybetmiş olur.

AK Parti'nin bu tuzağa karşı çok dikkatli olması gerekir.

Sayın Bahçeli bunu aniden gündeme attı ve bize yardımcı oluyor. Peki çok teşekkür ederiz ama Sayın Bahçeli muhalefetteki bir partinin genel başkanıdır. ‘Aniden niye bize yardımcı oluyor' diye düşünmemiz gerekir (gerekmez mi?)"

https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/tugrul-turkesten-partisine-bahceli-uyarisi-1533162/

Ak Parti kurulduğundan beri birçok ulusal ve uluslararası güç onu iktidardan düşürmek için uğraştılar.  Fakat halka rağmen bir türlü bu işi başaramadılar. Görünüşe göre bu güçlerin taşeronu olan Bahçeli'yi devreye sokarak bu işi başarmış gibi görünüyor.

Nitekim eski MHP'li Yaşar Okuyan bu konuya dikkat çekiyor:  "AKP'den önceki hükümeti önünde 1,5 sene olduğu halde Kemal Derviş'le beraber yıktı. Neden? Çünkü Bahçeli görevli bir ajandır. Hukuki sorumluluk benim, bana açsın tüm davaları. Her yerleri oynuyor son zamanda. 45 senedir tanıyorum hep soru işaretleri veriyor insana.

Rahmetli Türkeş, bana ‘Devlet Bahçeli nereden çıktı, MİT'le alakalı, bunu uzaklaştırın’ demişti.”

https://www.vaziyet.com.tr/siyaset/yasar-okuyan-rahmetli-turkes-bana-devlet-bahceli-nereden-h13109.html

Konumuzu bir kıssadan hisse ile bitirelim:

Adamın birinin çok güçlü ve cüsseli bir devesi varmış. Onunla beldeden beldeye yük taşıyormuş.

Gel zaman git zaman deve ihtiyarlamış, güçten düşmüş. O da onu evin önünde bağlamış.

Bir gün aklına deveyle helalleş gelmiş. Deve uğrayıp kendisiyle helalleşmek istediğini söylemiş.

Deve başını kaldırıp özet olarak ona şöyle seslenmiş:

Deve:  "Tamam. O zaman bazı hatırlatmalar yaparak helalleşmeye karar verelim:"

"Hatırlıyormusun, ben genç ve güçlü iken benim gücüme güvenerek her daima her kesin devesine yükledikleri yükün 1,5 katını bana yüklüyordunuz ve üstelik bu ağır yüke bakmadan beni daima kervandan daha hızlı gitmeye de zorluyordunuz. fakat hiç bir zaman buna göre bana bakım yapmıyordunuz" deyince, sahibi evet hatırlıyorum, bundan dolayı senden özür diliyorum.

Deve; "hatırlıyormusun? Yine buna benzer bir yükle kervanla gidiyorduk, mola yerine vardığımız da herkes devesini çimli, sulu ve gölgelik bir yerde bağlarken sen beni altı kıraç,  güneşli ve üstelik susuz bir vaziyette bir ağaca bağladın.

Beni Hörgüçlerimde ki birikmiş yağ ve su ile yetinmeye mecbur bıraktın" deyince, sahibi evet hatırladım senden özür diliyorum.

Deve; "hatırlıyormusun? Bir gün benim kara kaşlı bir yavrum olmuştu. Onu canımdan çok seviyordum. Yavrum bir yaşına geldiğinde, bir gün senin misafirlerin gelmişti. Ne bana nede ona acımadan benim gözümün önünde yavrumu kesi verdim. O gün ömrüm boyunca unutamayacağım bana bir acı çektirmiştin"

Deve sahibi; "evet hatırlıyorum.Bu konuda da senden çok çok özür diliyorum."

Deve; "evet mademki tüm bu anlattıklarıma karşı içten özür diledin. Tüm bu yaptıklarına karşı seni af ettim. Fakat bir konuda asla ve kat-a seni af etmeyeceğim. O da şu:

"Ben formda iken, kervandaki tüm develerden daha güçlü iken tüm kervancıların ittifakıyla beni kervan başı olarak seçildiği ve bununla gurur duyduğum bir günde yürümeye başlarken sen benim bu gurur günümde benin önüme bir eşek yerleştirdin ve yularımı onun kuyruk altına bağlayarak yürüttüğün için seni hiç bir zaman bu konuda seni af etmeyeceğim" dedi ve başını sahibinden çevirdi.

Evet, Anadolu halkı 2003 yılından beri iyisi, kötüsü, Ak Parti iktidarının icraatlarını canı gönülde destekledi. Her seçim de olumlu icraatlarını büyük bir coşkuyla desteklediği gibi kusurlarını da af etmeyi bildi. Fakat son seçimde de görüldüğü gibi Anadolu halkı ve özellikle Kürler Erdoğan ve Ak Partinin kendince hayati derecede onur kırıcı bulduğu; kendi yularını gidip Devlet Bahçeli ve MHP kuyruğuna bağlanmasını asla ve kat'a af etmek niyetinde değildir ve nitekim son seçimde de af etmedi.      


Not: Bu makaleyi yazarken Sn. Ahmet Davutoğlu’nun: Duruş kitabından yararlandık.

İrtibat ve yorumlar için:

[email protected]

Bu haber toplam: 6098 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:22:09:03
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x