HDP'den 'yeni bir çözüm süreci' sorusuna yanıt

Türkiye Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 31 Mart İstanbul’da yapılan yerel idareler seçim sonuçlarını iptal ederek oylamanın tekrar yapılmasına karar verdi. Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’na destek vermişti. HDP’nin yeni Sözcüsü Günay Kubilay, İstanbul seçimleri ve Türkiye’de yaşanan gelişmeler hakkında konuştu.

18.05.2019, Cts - 18:30

HDP'den 'yeni bir çözüm süreci' sorusuna yanıt
Haberi Paylaş

HDP’nin yeni Sözcüsü Günay Kubilay, Rudaw'ın sorularını yanıtladı.

23 Haziran’da yapılacak İstanbul seçimlerinde HDP’nin hangi adaya destek vereceği sorusunu yanıtlayan Kubilay, "HDP'nin bu konuda stratejisi değişmez." yanıtını verdi.

Öte yandan Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla görüşmesine izin verilmesi hakkında düşüncelerini paylaşan HDP Sözcüsü, "Bu görüşme geç olmuştur ama iyi olmuştur. Biz bunu devam ettirilmesinden yanayız." açıklamasını yaptı.

Son günlerde sıkça gündeme gelen Türkiye’de yeni bir çözüm süreci hakkında HDP'nin tepkisinin sorulması üzerine Kubilay, "Keşke bütün bunlar başlasa artık daha fazla kan akmasa. Bu Kürt sorunu çözülmüş olsa, Kutuplaşma ve gerilim yerine toplumsal uzlaşmayla çözüme ulaştırılsa. Bu şiddet siyasetinin yerine demokratik siyaset devreye girmiş olsa." dedi.

İstanbul seçimleri YSK’nın kararıyla iptal edildi. Vali Belediye Başkanı olarak atandı şu an “İstanbul Belediyesi kayyumla yönetiliyor” diyorlar.  Siz HDP olarak kayyumlarla ilgili tecrübelisiniz. HDP’nin kazandığı belediyelere kayyum atanması gibi bir ihtimali nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu tür uygulamaların son bulmasını istiyoruz. İstanbul kararı da zaten bir sandık darbesi olarak nitelendiriyoruz. Sayın Gülten Kışanak’ın 2016’da mazbatasına nasıl el konulduysa Sayın İmamoğlu’nun da aynı anlayışla mazbatasına el konulduğunu düşünüyoruz. Dolaysıyla biz hükümet ne tür bir tutum alır hangi yol yöntem izler bunu bilemiyoruz ama biz demokratik ekolojik kadın özgürlükçü bakışımıza uygun bir yerel yönetim anlayışını sürdürmeye devam edeceğiz.

Kayyum döneminde ortaya çıkan belediyelerin borçları da ki sizlerde yakından izliyorsunuz, sadece Sayıştay raporlarıyla değil, aynı zamanda bizim belediye eş başkanlarımızca devir teslim işlemlerinden sonra kamuoyuna çok genişlikle açıkladılar. Diyarbakır Eş Belediye Başkanlarımız açıkladı, Mardin Büyükşehir Eş Belediye Başkanlarımız açıkladı ve birçok ilçede açıkladılar ki milyonlarca, milyarlarca borç batağına adeta sürüklenmiş belediyeler var. Dolayısıyla biz bu kar ve rant amacına dayalı belediyecilikten halk belediyeciliğine hızlı bir geçiş için gerekli çalışmaları yapmaya devam edeceğiz. 

23 Haziran’da yapılacak seçimi konuşacak olursak, HDP, CHP adayını desteklemeye devam etmesi yönünde bilgiler var. Ancak siyasi atmosferin değişmesi takdirde HDP, AK Parti’nin adayına destek verecek diye farklı söylentiler de var. HDP içerisinde şu ana kadar hangi partinin adayını desteklemeniz hususunda resmi bir karar var mı?

Yani şimdi bunu her şeyden önce politik perspektif olarak biraz önceki açıklamada da dile getirdim. HDP’nin faşizme karşı demokrasi çizgisi değişmez. Bu konuda stratejisi değişmez. Ama buna ilişkin esas politikayı biz Parti Meclis toplantımızda tartışacağız. Parti Meclisi bu konuda bizim kongremizden sonra en yetkili organdır. Dolayısıyla buradan benim yapacağım her hangi bir açıklama Parti Meclisimizin iradesine saygısızlık olur. Ben bunu yapmış olmayacağım ama bu konuda HDP’nin izleyeceği politik çizgi, seçim politikası bütün siyasi partilerden daha belirgindir ve berraktır. Biz 31 Mart seçimlerini “faşizm mi demokrasi mi?” ikilemi üzerine kurduk. Dolayısıyla bizim tercihimiz demokrasiden yanaydı. AKP ve MHP iktidar bloğuna batıda kaybettirme stratejisi izledik. Doğrudan CHP adayını desteklediğimiz için başta sol olmak üzere çeşitli kesimlerdem eleştiriler de yapıldı. Oysa bu strateji kendi içinde ilkeli, tutarlı, son derece dinamik bir stratejiydi. Buna uygun taktik adımlarımız ize çok çeşitli oldu. Bildiğiniz gibi Adıyaman’da ve Urfa’da Saadet Partisi’nin (SP) adayına destek vermiş olduk. Antep’te Demokratik Sol Parti’nin (SP) adayını destekledik. Ama batıda bizim aday göstermediğimiz AKP-MHP ittifakının kaybetmesini mutlaka düşündüğümüz ilerde ise CHP adayının kazanma ihtimalinin yüksek olduğu için oy desteğimizi oraya yapmış olduk.

Bizim CHP ile bir politik ittifakımızın söz konusu değildi. Ankara’da ülkücü ve bize göre faşist bir gelenekten gelen Mansur Yavaş’a oy desteğinde bulunurken, adayların niteliğini ve ortaya koyacak yerel yönetim anlayışına bakmadık. Biz demokrasi, özgürlükler ve barış açısından yaşamsal bir tehlike olarak gördüğümüz AKP-MHP ittifak bloğuna kaybettirmek istedik. Şimdi İstanbul’da ortaya çıkan yeni tablo bu denklemi daha kritik bir noktaya getirmiş durumdadır. Dolayısıyla burada herkes şapkasını önüne çıkarıp iyi düşünmelidir. Bizim Parti Meclisimizde bütün gelişen olay ve olguları çok yönlü değerlendirecektir. Ondan sonra da seçim stratejisini, buna uygun taktik adımları belirleyecektir diye düşünüyoruz. Sözün özü bizde fazlaca muğlak olan bir şey yoktur.

ÖCALAN’IN DA GÖRÜŞLERİNİ PAYLAŞMASI İYİ OLUR

Bu arada geçtiğimiz gün uzun yılar sonra İmralı’da önemli bir görüşme gerçekleştirildi. Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüşme imkanı sağladılar. Bu adımın bazı taraflarca yeni bir çözüm sürecinin kapılarını aralayacak nitelikte olduğu söyleniyor? Yeni bir çözüm sürecinin başlaması ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğer böyle bir adım atılırsa HDP’nin İstanbul seçimlerindeki tutumunu etkiler mi? Başka bir değişle HDP bu durumda AK Parti’nin adayını destekler mi?

Bütün bu değerlendirmelerin her birinin kendi içinde bir iç tutarlığı olabilir, ben bunlar için bir şey söyleyemem. Bu görüşme geç olmuştur ama iyi olmuştur. Biz bunu devam ettirilmesinden yanayız. Dolayısıyla bu devam ettirilerek başta ölüm oruçları olmaz üzere, açlık grevleri sona erdirilmelidir. Hiç kimsenin burun kanamadan, canı yanmadan, annelerimizin gözyaşları dökülmeden bu süreç sona ersin istiyoruz.

Diğer sorunuza gelince; AKP’de bir siyaset yapıyor. Zamanlamayı veya görüşmeyi böyle yapmış olabilir, böyle faydacı bir tutumu da olabilir. Nitekim avukatları Sayın Öcalan’ın 7 maddelik sunduğu önerileri açıklamadan başında şöyle bir not açıkladılar, “bu bir müzakere ya da mutabakat metni değildir.” Nitekim bu açıklamanın arkasından Erdoğan’ın “henüz müzakere ve çözüm süreci yoktur” mealindeki açıklaması da doğuruluyor. Dolaysıyla biz çözüm süreci yoktur, görüşme yapılmıyor, müzakere yapılmıyor söylemini bir maharet saymıyoruz. Keşke bütün bunlar başlasa artık daha fazla kan akmasa. Bu Kürt sorunu çözülmüş olsa, Kutuplaşma ve gerilim yerine toplumsal uzlaşmayla çözüme ulaştırılsa. Bu şiddet siyasetinin yerine demokratik siyaset devreye girmiş olsa. Bundan Türkler de, Kürtler de, Lazlar da, Çerkezler de farklı inançlarda farklı dillere sahip olan Türkiye’nin çok kimlikli ve kültürlü yapısının hepsi yararlı çıkacaktır. O bakımdan da bu tecrittin kırılması, ortadan kalkması, Sayın Öcalan’ında Türkiye’nin demokratik geleceğine yönelik olan görüşlerini demokratik kamuoyuyla paylaşması iyi olur.

Biz Adalet Bakanlığının ve hükümetin attığı bu cesur adımın arkasını getirmesini bekliyoruz ve istiyoruz. Bu konuda bir süreç işliyor ama şununda altını çizmekte yarar var; 184 gündür Hakkâri vekilimiz Leyla Güven’in başlatmış olduğu açılık grevi var. Bu görüşe saygı duymakla birlikte, bedenini ölüme yatırmış pek çok genç insanı ve açlık grevindeki milletvekillerimizi göz ardı ederek konuşuyorlar. Belki de bu noktada Kürt halkının hissiyatıyla, bugün açlık grevlerine ve ölüm orucuna bedenini yatırmış insanların annelerinin ruh haliyle bunu konuşanlar arasındaki ruh hali aynı hissiyatı duymuyorlar.

 

Nerina Azad
Bu haber toplam: 10274 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:15:18:19
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x