BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak Merkezi devlet

Merkezi devlet yapılanmasının katılımı sınırladığını belirten BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, "Merkezi devlet yapılanması, nereden bakarsak bakalım katılımı sınırlamak, güçlü olanın mutlakıyetinin hizmeti üzerine, gasp etme üzerine kurgulanmıştı.

15.12.2013, Paz - 15:54

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak Merkezi devlet
Haberi Paylaş
Merkezi devlet yapılanmasının katılımı sınırladığını belirten BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, "Merkezi devlet yapılanması, nereden bakarsak bakalım katılımı sınırlamak, güçlü olanın mutlakıyetinin hizmeti üzerine, gasp etme üzerine kurgulanmıştır, şekillenmiştir. Kürt sorunu da buradan çıktı. Kürtler yönetime katılabilseydi. Bu devasa Kürt sorunu ile karşı karşıya kalmazdık" dedi.

25-26 Mayıs tarihlerin de Ankara'da yapılan "Demokrasi ve Barış Konferansı"na katılan konferans bileşenlerinin Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi'nde düzenlediği, "Yerel Demokrasi, Yerinden ve Yerelden Yönetim" konferansı devam ediyor. HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in de katıldığı konferansın öğleden sonraki bölümünde BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak söz aldı. Demokrasi ve barış sorunun kesiştiği noktada yönetim sorunun olduğunu ifade eden Kışanak, "Türkiye'de aslında yaşadığımız sorunların temelinde, demokrasi, barış sorunu var. Bunlar çözülmeden başka sorunlar çözülmeden bir şey çözülmez diyoruz. Ama aslında bunların kesiştiği nokta yönetim sorunudur" dedi. Türkiye'de yönetim anlayışının gasp etme anlayışı üzerine kurulduğuna vurgu yapan Kışanak, "Merkezi devlet yapılanması, hem yerel yönetim, hem hukuk siyaseti, hem seçim yasası, nereden bakarsak bakalım katılımı sınırlamak, güçlü olanın mutlakıyetine, hizmet üzerine, gasp etme üzerine kurgulanmıştır, şekillenmiştir. Kürt sorunu da buradan çıktı. Kürtler yönetime katılabilseydi. Bu devasa Kürt sorunu ile karşı karşıya kalmazdık" dedi.

'Artık güçlü bir sese ihtiyaç var'

Her yurttaşın yönetime katılma hakkını aktif olarak kullanması gerektiğini kaydeden Kışanak, "Her yurttaş, her kültürel yapı, halk, sosyal grup, 'ben yönetime katılma hakkımı kullanmak istiyorum' iddiası ile ortaya çıkarsa sorunlarımızı çözebiliriz. Artık güçlü bir sese ihtiyaç vardır" dedi. Kışanak, 'yerel yönetimler' ile özerkliği birlikte kullandıklarında, "bölünme korkusu" olarak anlaşıldığına dikkat çekerek, "Aslında yerelin isteklerini ve imkanlarını içeriyor mu içermiyor mu şeklindeki soruların cevabını alabilmek için yerel yönetimleri özerk hale getirmek gerekir. 1921 Anayasası'nda vilayetlerin özerkliği varmış. Özerklik meselesinden neden bu kadar korkulur? Bu soru çok önemli bir soru ve yeterince tartışılmıyor, özerklik kelimesine karşı duyulan ittifak var. Özerkliğe karşı ittifak edenler aslında en gerici en çağdışı ve barışı katledenlerle ittifak ediyor demektir. Biz yönetme anlayışını halka devredersek bu ülkenin bütün sorunları çözülecektir. Korkularla uğraşmak yerine herkesin özerk yerel yönetim için çaba harcamalıdır" dedi.

Türkiye'nin yerinden yönetim modeline ihtiyaç olduğunu dile getiren Kışanak, "Yerinden yönetim modeline ihtiyaç vardır. Bununla birlikte doğrudan demokrasinin kanalını açmaya ihtiyaç vardır. Gerçek anlamda özerkliğin hayata geçirilmesi için bizim mevcut idari yapılanma dışında başka bir sivil sosyal alana ihtiyacımız var. Kent meclisleri, işçi meclisleri, kadın meclisleri, köy komünleri, yani toplumsal katmanın her alanı kendi içinde örgütlülük düzeyini kurarak yönetimde rolünü oynaması gerekir. Türkiye'de 'katılımcılık' kavramının içini boşalttılar" şeklinde konuştu.

'Yeni bir idari tanımlamaya ihtiyaç var'

Kışanak'ın ardından söz alan gazeteci-yazar Bekir Ağırdır, yerinden yönetim modeline diğer siyasi yapıların Kürt sorunu nedeniyle mesafeli yaklaştıklarının olduğunu söyledi. Ağardır, "Kürt meselesi, özü itibariyle 150 yıllık süreçte Kürtlerin kendi kimlikleri ile katılamamalarının toplamı. Bu süreçlere Ermeniler, Museviler de katılamadı. Bu süreci Sünni, laikçi toplum yönetti" dedi. Demokrasi tanımının Türkiye'de "zihni bir engel" olduğunu belirten Ağırdır, "Demokrasi temsiliyetten ele alınıyor, kimse katılımcılıktan tarafından bakmıyor. Yerel tanımı da böyle. Yerelin ihtiyacı tanımı konuşulmuyor, ulusal meseleler tartışılıyor. Ulus devlet kavramı ile merkeziyetçilik tartışması aynı düzlemde yapılıyor. Bunlar aynı zeminlerin problemi ama ayrı şekilde tartışılmalı" şeklinde konuştu. Türkiye'nin yeni bir idari tanımlamaya ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Ağırdır, "İdari tanımların yeniden tanımlanmasına ihtiyaç var. Bu meseleyi sadece Kürtlerin talebi olmaktan çıkarmalıyız. Hepimiz her yerde yerinden yönetim istemeli, söz sahibi olmalıyız. 'Anayasa'da yasama yetkisi yerel meclisler ve TBMM tarafından kullanılır' denilmeli. Kaynakları paylaşabiliyor olmalıyız. Kaynakları ve bütçe işçini Ankara'ya bırakmamalı, yerel birim meclislerinde konuşmalıyız" dedi.

'Yerellerin sorunlarının bilinmesi gerekir'

Daha sonra söz alan Prof. Dr. Nükhet Sirman da, Barış için Kadın Girişimi adına yaptığı konuşmada, HPG'lilerin geri çekilmelerini izlemelerine ilişkin, " Çok yere gitmedik ama bizleri etkileyen yerler Dersim ve Lice oldu. Savaşın yerelde yarattığı etki çok daha farklı. 90'lı yıllarda yaşanan savaşın bir önceki tarihlerde yaşanan savaşın yarattığı travmalardan eklendiğini gördük. Lice'de yapılacak olan çözüm süreci ile Dersim'deki çözüm bir biriyle aynı olmaz. Dolayısıyla yerellerin sorunlarını bilmemiz gerekiyor. Yerelin bir tarihi, travması var. Yereli bir ölçek olmaktan çıkarıp kendisine özgün yanları hesaba katmamız gerekiyor" diye konuştu.

'Kim oylar bölünmesin diyorsa seçim barajını savunuyor demektir'

Sirman'ın ardından HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder konuştu. Bazı çevrelerin İstanbul yerel seçimleri için HDP'nin çıkartacağı aday noktasında "oylar bölünmesin" yaklaşımını sergilediğini belirten ve bunu eleştiren Önder, "Kim oylar bölünmesin diyorsa o yüzde 10 seçim barajını savunuyor anlamına geliyor. Bu yasağın sosyal demokratça solcuca savunulması demektir. Biz halka kendi kararlarımız ile kenti yöneteceğimizi göstermek zorundayız" dedi. Önder yerel yönetimler hakkında yaptığı konuşmasının devamında, "AKP Afet Yasası'yla kentleri afet, muhtemel afet bölgesi ve stok bölgesi olarak üçe ayırdı. Bu her kara parçasına, bunu uygulama yetkisini hükümete veriyor. CHP buna karşı çıkmadı. Kapalı kapılar ardında görüşmeler yaparak belediyelerde ihaleye fesat karıştırma suçunu 12 yıldan 2 yıla indirdiler. Utanmadan hem de. Yorulmuşu gidecek, dinlenmişi gelecek derken bundan bahsediyorum. Bizim 100 belediyemiz var, polis karargâh kurmuş, denetimler eksilmiyor ama bir tane yolsuzlukla ilgili açılan soruşturma yok. Yerel yönetime devrimciler gelecek. Çünkü devrimciler gösterdi, alın kentlerinizi başınıza çalın dediler bu kente 20 günlüğüne demokrasiyi getirdiler. Bu o kadar bozuk ve sağlam olduğu sanılan ipleri ancak devrimciler koparır" ifadelerini kullandı.

Konuşmaların ardından konferans katılımcıları söz alarak görüşlerini dile getirmeye başladı. Konferansın son bölümünde ise sonuç bildirgesi hazırlanacak. DİHA
Nerina Azad
Bu haber toplam: 1051 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:09:36:51
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x