Ateşkes kararı sonrası Suriye cephesinde olası riskler

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 5 Mart'ta Moskova'da önemli bir ikili zirve düzenlendi. Zirvenin sonuçları, hem Türkiye'de hem de yurtdışında hala yoğun bir şekilde tartışılıyor, çünkü sonuçlar yoruma oldukça açık.

13.03.2020, Cum - 11:36

Ateşkes kararı sonrası Suriye cephesinde olası riskler
Haberi Paylaş

Ahval'de Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından alınan ateşkes kararı ve Suriye, Türkiye ve Rusya cephesindeki son durumu yorumlayan Yaşar Yakış, şöyle diyor:

Anamuhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, anlaşma metninin herhangi bir bölümünde “ateşkes” kelimesinden bahsedilmediğini ve sadece “tüm askeri faaliyetler durdurulacak” dendiğini belirterek, bunun bir ateşkes olmadığı konusunda ısrar ediyor.

Bunun bir ateşkes olup olmadığı anlamsal sorusunu bir kenara bırakarak, askeri çatışmaların askıya alınmasının, tüm paydaşlar tarafından memnuniyetle karşılanması gerekir, çünkü daha fazla yaşam kaybı olmasını engelleyecek ve altyapının daha fazla tahrip edilmesini önleyecektir.

Öte yandan hem Türkiye'nin hem de Rusya'nın anlaşma ile ilgili gurur duyacakları şeyler var.

Türkiye, Suriye rejiminin çok sayıda hedefini imha etti ve Suriye ordusuna can kaybı yaşattı. Putin’in, Türkiye bu operasyonları yürütürken kenara çekilmesinin nedeni, muhtemelen Beşar Esad'a Rusya’nın müdahale etmemesi durumunda, Türkiye’nin Suriye'ye vereceği zararı göstermek istemesi olabilir.

Çatışmaların durdurulması sonrasında, Türk ordusunun kontrolündeki bölge küçüldü, ancak Türkiye İdlib'de güçlü bir askeri varlık biriktirdi. Bu saldırılar ve askeri yoğunluk, Suriye rejimini çatışmaların durmasına ikna etmiş olabilir.

Bu kazanımlara rağmen, Türkiye anlatısını sahadaki gerçekliğe uyarlamak zorunda kaldı. Türkiye'nin 34 askerini kaybetmesi üzerine Erdoğan, Suriye güçlerinin Eylül 2018'deki Astana/Soçi anlaşmasından sonra girdiği yerlerden çekilmemesi halinde, Türk ordusunun rejim güçlerini bu bölgelerden geri püskürteceği tehdidinde bulundu. Suriye ordusu geri çekilmedi ve Türkiye, Suriye ordusunun ele geçirdiği bölgelerin Beşar Esad'ın kontrolünde kalacağını zımni olarak kabul etmek zorunda kaldı.

Bu şartlar altında, Moskova Anlaşması’nın adil olduğunu ve en büyük kazananının Suriye rejimi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü halkı daha az acı çekecek ve ülkesi daha az yok olacak.

Geleceğe baktığımızda, anlaşma umut vaat etse de bazı riskler de içeriyor.

Anlaşmanın vaat ettiği umut; her iki tarafın da yeteneklerini ve sınırlarını test ettikten sonra, daha fazla çatışmanın yararsız olduğu ve müzakere edilmiş bir çözüm zamanının geldiği sonucuna varmış olabilecekleri. Bundan sonra olası çözüm, Moskova Anlaşması’yla elde edilen göreceli sükûnet üzerine inşa edilmeli ve anayasal sürece geçiş hızlandırılmalıdır.

Risklerden biri de, bölgedeki bir diğer önemli oyuncu olan ABD'nin ateşkesten memnun olmaması ve Türkiye'yi İdlib'deki askeri operasyonlarını sürdürmeye teşvik etmeye çalışmasıdır.

Bir diğer risk de, Putin ve Erdoğan'ın kullandığı uzlaşmacı üsluba rağmen önceliklerinin farklı olması: Putin, Birleşmiş Milletler tarafından terörist kabul edilen gruplarla savaşmaya devam edeceklerini söyledi. Bunu söylerken, BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 tarihli kararına atıfta bulundu. Bu karar, üye ülkeleri "IŞİD, El Nusra Cephesi, El Kaide ve Güvenlik Konseyi tarafından belirlenen diğer terörist gruplarla bağlantılı kişiler, gruplar, girişimler ve taraflarla savaşmaya" davet ediyor. Rusya’ya göre; 14 Kasım 2015 tarihinde imzalanan kararın sonucu olarak ateşkes  "bu kişilere, gruplara, girişimlere ve taraflara karşı saldırı ve savunma eylemleri için geçerli olmayacak.”

Erdoğan ise, Moskova zirvesinden sonra, Türkiye'nin Suriye rejimi tarafından gerçekleştirilecek her türlü saldırganlığa karşı misilleme hakkını saklı tuttuğunu özellikle vurguladı.

Buradaki çelişki, Rusya ve Suriye rejiminin İdlib'deki silahlı muhalefeti ortadan kaldırmaya kararlı olması. Çünkü aralarında Türkiye tarafından korunan ve geçmişte El Nusra Cephesi'nde savaşan gruplar da var. Dolayısıyla BM tanımına göre bu gruplar meşru hedef. Türkiye, bir yandan BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararıyla yasal olarak bağlı, bir yandan da ateşkesin belirli terörist grupları kapsadığını söylüyor ve bazı grupları da koruyor.

Dolayısıyla esas risk; Türkiye’nin bir zamanlar koruduğu terörist grupları desteklemeye devam ederse ne olacağıdır.

Nerina Azad
Bu haber toplam: 8239 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:01:22:34
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x