Yahya Munis: Yenidünya düzeninde Kürtlerin rolü ve önemi

Yenidünya düzeninde Kürtlerin rolü ve önemi

Bana göre ABD'nin dünya egemenlik konumunu sürdürmek için bu işin bir ana siyasi projelendirme ve uygulama ana karargahı olduğudur. Bu karargah partiler üstü çalışır. Burada küresel ölçekte orta ve uzun vadeli projeler yapılıyor. Siyaset oluşturup uygulamada buradan idare ediliyor. Seçimle gelen partili başkanlar Amerika'nın iç işleriyle politikaları uygulamada serbest olsa bile, burada oluşturulan küresel projelerin sadece sekreterlik görevini yapmaktadır. Nitekim Suriye konusunda Trump’un, sanki bu konularda karar alma yetkisine sahipmiş gibi aldığı karar neticesinde adeta onun kulağını çekercesine karardan geri adım atmak mecburiyetinde bırakıldı.

Yahya Munis

20.03.2019, Çar | 17:47

Yenidünya düzeninde Kürtlerin rolü ve önemi
Makaleyi Paylaş

Kürtlerin geleceğiyle ilgili Amerikan siyasetini anlamak için, ancak dağılmış olarak görünen Lego parçalarını bir araya getirerek anlayabiliriz veya bir öngörüde bulunabiliriz.

Bu çerçevede ABD'nin Kürt politikasına kronolojik olarak bakacak olursak;

Ağustos 1962 yılında CIA'nın görevlendirdiği bir gazeteci olan Dana Adams Schmidt , Kürt halkının hakları için Irak devletine baş kaldıran Molla Mustafa Barzani'ye gider, onunla bir söyleşi yapar. Söyleşide Sn. Barzani, kendisine yardımcı olmadığı için ABD'ye bir hayli sitem eder. Görüşme sonunda gazeteci Barzani'ye mealen şunu der: “Hiçbir devletin, özellikle ABD'nin acıma duygusu ve merhameti yok. Olaylara merhamet ve acıma duygusuyla bakmaz. Çıkarına göre bakar. Benim size tavsiyem, ABD'nin size harcama yapmasının yolunu bulmaya çalışın. Eğer ABD size bir harcama yaparsa, bugün veya yarın fark etmez, mutlaka bir gün o yaptığı harcamanın peşine düşer. Ve Kürtler olarak yollarınız bir yerde kesişir.”

1990'ların başında ABD'li bir diplomatla bir araya geldiğimizde, ABD'nin diş politikasından bahsederken şöyle dediğini hatırlıyorum: “Biz Amerikalılar olarak köklü, kalıcı ve önemli planlamalar yaparken 50 yıllık bir zamanı, yani 50 yıl önceden planlamamızı yaparız.”

Demek ki ABD Kürtlerle ilgili planlamasını, 1962 de CIA kökenli Dana Adams Schmidt Molla Mustafa Barzani'ye göndererek yapmaya başlamış. Bu tarihi göz önünde bulunduracak olursak, 2020'lerde Kürt devletinin kurulmasını varsayabiliriz. Bu tespiti not ettikten sonra asıl konuya geçebiliriz.

24 Şubat 1991 yılında Körfez savaşı başlar başlamaz,  Türkiye Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal verdiği demeçte mealen: “Bu savaşla beraber Ortadoğu haritası değişecek. Türkiye buna göre pozisyon almalıdır.”

http://www.habervitrini.com/gundem/ozalla-ilgili-yillar-sonra-ortaya-cikan-ilginc-gercek-51747

Evet!  Birinci Körfez savaşı başladı. Körfez savaşından sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi (BMGK) kararıyla müttefik devletlerce Kuzey Irak’ta 36. paralel üstü “uçuşa yasak bölge” ilan edildi ve Türkiye'den uygulanmaya başlandı. Bu uygulama sonrasında, 19 Mayıs 1992'de yapılan seçimde Mesut Barzani’nin başkanlığını yaptığı Kürdistan Demokrat Partisi KDP aldığı yüzde 51 oyla Meclisin çoğunluğunu elde etti. Celal Talabani biraz itiraz etmeye kalkışınca Mesut Barzani; Kürtlerin geleceğine zarar gelmesin ve önlerine çıkan bu fırsat kaçmasın diye seçimi yüzde 50 - yüzde 50 kabul ederek Talabani ile anlaştı.

Yeni kurulan Kürdistan meclisi, federal yönetim ilan etti. Bizzat radyoda dinledim. Abdullah Öcalan verdiği demeçte “Güney Kürdistan’da ilan edilen federasyonu kabul etmiyorum” dedi. Fakat Irak Kürdistan federe hükümeti bildiğini okumaya devam etti.

(Not: PKK ile KDP arasındaki ihtilafla ilgili konuyu başka bir yazıda ele alacağımız için burada bu konunun detayına girmeyeceğiz.)

1990'ların başında, Mesut Barzani Amerika devletine bir ziyarette bulundu. O zaman Güney Kürdistan'da hava alanı olmadığı için Kürdistan yetkilileri dış ülke seyahatlerini hep Türkiye üzerinden yapıyorlardı. Dönüşte hem Türkiye yetkilileriyle görüşmeler yapmak, hem de Kürdistan'a geçmek için Ankara'ya uğradı.

O zaman Mersin'de GÖÇDER başkanlığını yapıyordum. Rahmetli Şerafetin Elçi beni aradı. “Başkan Barzani onuruna bir akşam yemeği vereceğiz. Seni de davet etmek istiyorum, gelebilir misin?”  “Olur” dedim. Ankara Oran semtinde Diyarbakırlı Selahattinin yeri adındaki kebapçıda buluştuk. Yemek yendikten sonra sohbet faslında Başkan Barzani'ye, ABD'nin Kürtlerle ilgi politika ve niyeti soruldu. Başkan Barzani; “ABD'nin Kürlerle ilgili evvelden belirlemiş olduğu bir politikası var. Bana da ipucu verdiler. Fakat nihai hedeflerini bana da açıklamadılar. Bu münasebetle ABD'nin Kürtlerle ilgi nihai hedeflerini ben de bilmiyorum” dedi.

Bir ara Kürt devletinin kurulması ile ilgi sorulan bir soruya Süleyman Demirel: “Batılılar bir Kürt devleti kurmak isterlerse yapılacak bir şey yok” diyecektir.

Körfez savaşı hemen öncesinde gazeteci Güneri Civaoğlu, o zaman Türkiye  Suudi Arabistan Büyük Elçisi olan eski dışişleri bakanı Yaşar Yakış'ın ayarlamış olduğu randevu ile Riyad'da ABD askeri hareket ana karargahında ABD'li bir yarbayla yaptığı görüşmesini şöyle anlatıyor:

“Birinci Körfez Savaşı sırasında Suudi Arabistan’dayım. ABD kumanda merkezi olarak kullanılan otelin bir odasında dinlediklerim dehşet verici.

Amerikalı yarbay duvardaki harita üzerinde Türkiye’nin Güneydoğusu’nu ve Kuzey Irak’ı işaret ediyor.

Avucunu o coğrafyada dolaştırırken şöyle diyor:

‘Savaş bitecek. Amerika Irak’tan çıkacak. Giderken silahlarının büyük bölümünü bırakacak.

Bunlar içinde ağır silahlar, roketler de olacak.

Yöredeki Kürtler bu silahları alacaklar ve Türkiye’ye karşı kullanacaklar.

Toprak isteyecekler.

Türkiye, ya istedikleri toprağı verecek ya da vermeyecek ve savaşacak.’

Yarbay iyi derecede Türkçe konuşarak anlatıyor bunları.

Kulaklarıma inanamıyorum.

“Ya NATO ortaklığı, ya ülkelerimiz arasındaki dostluk” diye soruyorum oralı olmuyor.

Gene de bunun “Amerikalı yarbayın kendi fantezisi” olabileceğini düşünüyorum.

Ama...

Birkaç dakika sonra bir başka odada gene Amerikalı bir rütbeliden aynı şeyleri dinliyorum.

Bunun “bir mesaj olabileceğini” düşünüyorum.

Çünkü bu randevuyu bana ilk Dışişleri Bakanı ve o zamanki Suudi Arabistan Büyükelçimiz Yaşar Yakış oradaki ABD Büyükelçisi ile konuşarak sağlamıştı.”

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/guneri-civaoglu/abd-li-yarbay-1253818/

Şimdiki Habertürk'te o zaman Washington'da Hürriyet Temsilcisi olarak çalışın Serdar Turgut'tan bir alıntı:

“Washington'da Hürriyet Temsilcisi olarak çalışırken, bir gün Pentagon’da randevum vardı, biraz erken gittim randevuma. Göreceğim arkadaşın oda arkadaşı beni kafeteryaya yönlendirdi, “Aradığın orada” diyerek. Gittim sordum, “Kafeteryadaki arka odada birkaç kişiyle özel görüşüyor” dediler. Ben de randevumuz olduğuna güvenip ve oda arkadaşı gönderdiği için beklemeden kapıyı tıklatıp küt diye içeriye giriverdim.

Bir masanın etrafında dört kişiydiler. Ortada randevum olan Amerikalı ve Yahudi arkadaş oturuyordu. Etrafında Washington'da tanıdığım PKK temsilcisi ile Barzani ve Talabani'nin temsilcileri bulunuyordu. Aralarından bir tek, şimdi Kuzey Irak'ta son derece güçlü olan Barham Salih ile konuşuyordum.

Ortada oturmakta olan Amerikalı yetkilinin önünde ise bugün yayınladığım haritanın bir benzeri bulunuyordu ve üzerine notlar alınmış, kalemle çizgiler atılmıştı.

Amerika bölgede uzun vadede planların uygulayıcısı olacak aktörlere uzun vadeli planı ve sonuçlarını anlatıyordu. Türkiye, İran, Irak ve Suriye'den alınacak topraklarla bölgede büyük Kürdistan devleti kurulacaktı.

Şunu bilelim, bölgemizde yıllardır uyumakta olan bir dev uyandırıldı ve bir büyük yeni devletin oluşması için hareket var. Bunun arkasında kendi çıkarları için bölgede isterlerse savaşabilecek iki büyük güç var.”

https://www.haberturk.com/yazarlar/serdar-turgut-2025/790443-kabus-harita-yine-gundemde

Birinci Körfez savaşı bitiyor. Kürtler müttefik devletlerin Kuzey Irak bölgesinde sağladıkları “uçuşa yasak bölgede” de  Kürdistan özerk bölgelerini tahkim edip yavaş yavaş devletleşme kurumlarını kurmaya çalışırken “İran PKK'yi devreye sokuyor.” PKK Talabani ile temasa geçiyor. Kendilerine mealen şu teklifte bulunuyor: “Eğer olur desen İran'ın desteğini de alarak ikimiz güç birliği yapıp Barzanileri iktidardan düşürüp ailelerini Kürdistan'dan sürersek bu bölgenin tek hakimi sen olursun. Buna ne dersin?”

O da, “olur” der. Her iki partiye bağlı heyetler Avusturya'nın başkenti Viyana'da bununla ilgili gizli toplanıyorlar. Planlamalarını yapıyorlar. ABD bunun istihbaratını Barzani'ye iletiyor.

Talabani emriyle YNK, aniden Erbil'de darbe yaparak, Erbil'deki parlamentoya el konuluyor. KDP milletvekilleri kovuyorlar. Bunun üzerine Barzani ABD'den yardım ister. Fakat ABD “Kürtler arasındaki silahlı mücadelede” taraf olmak istemez. Barzani de bundan önce KDP ile YNK ve PKK arasındaki çatışmada her iki taraftan binlerce Peşmergelerin ölümüne mal olan “bira kuji” (kardeş kavgasının) tekrarını istemez. Fakat bu işin en az kayıpla çözülmesinin zorunluluğuna binaen tekrardan ABD'ye başvurarak bu hassasiyetini de aktararak bir formül bulunması arayışını sürdürür. Şöyle bir formül üzerine anlaşırlar:

-Barzani, “Talabani'nin Saddam'dan çok korktuğunu, ona karşı konulmayacağı bir yapıya sahip olduğunu” anlatınca, ABD yetkilileri; Mademki Talabani sana karşı İran ve PKK ile işbirliği yapıyor sen de bu oyunu bozmak için geçici bir süreliğine “Saddam'la  işbirliği yap” diyor.

Barzani; “fakat Saddam'ın askeri kuvvetleri senden çekindiği için uçuşa yasak bölge olarak ilan ettiğiniz bölgeye girmekten çekinir/giremez,” diyor.

ABD buna  cevaben; “senin düşmüş olduğun bu kaotik dönemden çıkıncaya kadar bu planı uygulamana ses çıkarmayacağız” der.

Bunun üzerine Barzani İran'ın bu planına karşı Saddam'ı yardıma çağırır.

Saddam bu çağrıya karşı ABD'den çekindiğini söyler. Barzani buna karşı: “Sen asker gönder, ABD'ye söyledim, müdahale etmeyecek. Belki bu vesileyle aranızda yumuşaklık oluşur” der. Bunun üzerine Saddam Erbil'e askeri güç gönderir. Talabani Saddam'ın tanklarını görür görmez, çok önemli belgelerin de içinde olduğu özel çantası ile karısı Hêro'yu bile arkasında bırakarak  hızla Erbil'i terk eder. Barzani kuvvetleri, Saddam kuvvetleriyle beraber Süleymaniye'nin de aralarında bulunduğu Kürdistan bölge yönetiminin tamamını ele geçirirler. Talabani'yi de İran içlerine  kadar kovalarlar. Böylece olabilecek en az zayiatla operasyon tamamlanmış olur.

Bu operasyon sonucunda, ABD'nin ültimatom vermesiyle Saddam askeri güçlerini eski sınırına geri çeker.

Bila teşbih; Allah Teala (c.c.) Kur'an'da tufan olayının neticelenmesini anlatılırken şöyle der:

(Tufan bittikten sonra tarafımızca) “Ey toprak suyunu yut! Ey gök sen de tut! “ denildi. Su çekildi; hüküm yerini buldu (iş neticelendi ve); gemi Cûdî’nin üzerine oturdu; “Zalimlerin topunun canı cehenneme!” denildi.

 Tıpkı bunun gibi, İran ve PKK planlamasıyla Talabani darbesi, karşı planlamayla olabilecek en az zayiatla akamete uğratıldı. Kürdistan, İran, PKK ve Talabani şerrinden de kurtulmuş oldu.  Ancak (Kürtlerin tarihi düşmanı Bokuyê le’in rolünü üstlenen) İngilizlerin ricası ve ara buluculuğuyla Talabani'nin tekrardan Süleymaniye'ye gelmesine izin verildi. Böylece mikrop yuvası tekrardan mikrop üretme fırsatı elde etmeye başladı.

Talabani bundan sonra da silahsız bazı huysuzluklar yaptıysa da, zamanın ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright,  Barzani ve Talabani'yi Washington'a çağırarak onları kalıcı bir şekilde barıştırdı.

Devam edelim,

ABD başkanı Bill Clinton Aralık 1999 yılında Türkiye'yi ziyaret ediyor. TBMM'de yaptığı konuşmada ABD'nin Kürtlerin geleceğiyle ilgili temel şifre oluşturacak (mealen) şu ifadeyi kullanıyor: “Eğer Türkiye Kürtlerin doğuştan gelen haklarını tanırsa ve verirse gelecek yüz yıl Türklerin yüz yılı olacak.” Fakat maalesef derin devlet, ruhlarına işlemiş olan Kürt nefretini bir türlü içlerinden atamadığı için bu adımı atamıyor ve bu şansı kaçırıyor. İkinci Körfez savaşının başlamasıyla artık bu şans sırası Kürtlere geçiyor. Ve ABD'nin 1960'ların başında planlamış olduğu büyük Kürdistan'ın kurulması ve Kürtlerin uluslaşma safhası başlıyor. 

20 Mart 2003 tarihinde İkinci körfez savaşı başladı, Saddam yönetiminin devrilmesiyle sonuçlandı. Kürtlerle Araplar ABD denetiminde yeni bir anayasa yaptılar. Bu anayasaya dayanarak Irak Kürdistan Federe devleti kuruldu. Anayasaya 140. maddeyle; mevcut Kürdistan yönetimi dışında kalan “Kürdistani bölgeler” diye adlandırılan bölgeler Kürdistan yönetimine bağlanıp bağlanmayacağının referandumla belirleneceği ifadesi konuldu. Bu referandum da 2007 yılında yapılacak diye karara bağlandı. Fakat Bağdat yönetimi, bu maddeyi işletmedi. Bunun üzerine Kürdistan tarihinde ilk defa Kürdistan hükumeti 25 Eylül 2017 tarihinde ABD'nin o zamanki dişişleri yöneticilerine rağmen bağımsızlık için referandum yaptı.  Referandum yüzde 93 evetle sonuçlandı.

Kendilerini yurtsever olarak vasıflandıran, (ki önümüzdeki yazılarda milliyetçikle yurtseverlik arasındaki farkın tarifini yapacağız) PKK, GORAN ve YNK bu referanduma ilk baştan beri açık seçik karşı çıktılar ve bu karşı çıkışlarını da kamuoyuna deklere ettiler. Fakat baktılar ki her şeye rağmen referandum oldu ve büyük başarı elde etti, bu sefer Kürtlerin hayalini yıkmak için düşmanla işbirliği yapmaktan geri durmadılar.

https://www.facebook.com/yahya.munis/posts/10214432729231741

ABD başkanı Trump yapılan hatayı görünce başta dişleri bakanı Rex Tillerson, Mark Gurk ve referanduma karşı olan yöneticileri görevden aldı. Ve Başta Türkiye olmak üzere Kürdistan'a kem gözle bakan tüm Kürdistan komşularını ciddi uyarma gereğini duydular ve uyardılar.

Sonuç;

“Bilindiği gibi birinci dünya Savaşı neticesinde İngiltere öncülüğünde Orta Doğu yeniden yeni düzenle dizayn edildi. Yöre halkının hemen hemen hiçbir katkısı olmadan masa başında cetvelle yeni haritalar  çizilerek, çoğu aynı ırk, din ve kültüre sahip olmalarına rağmen onlarca devlet kuruldu. Kendi çıkarlarına uygun bir düzen, onlara dayatıldı. Bu düzenle Orta Doğu yüz yıla yakın bir zamanda yönetilebildi. Bu proje İngiltere'nin dünyaya egemen olduğu bir dönemde oluşturulmuştu. İkinci dünya savaşından sonra dünya egemenliği İngiltere'den Amerika'ya geçmiş bulunmaktadır. Yani proje İngiltere'nin fakat egemenlik Amerika'nın olunca artık proje yürümemeye başladı. Amerika şunu düşünüyor: “Madem ki egemenlik bende o zaman kendime göre yeni bir proje ile yeni bir düzen kurmam gerekiyor.” Ve bunun için kolları sıvamış görünüyor. 

Rahmetli Çetin Altan’ın dediği gibi; “hiç kimse enseyi karartmasın”  ABD’ nin kuracağı “Yeni Dünya Düzeni” projesinin ana direği Kürtler’dir. Görülecektir ki 21. Asır Kürtlerin asrı olacaktır. Büyük Kürdistan'ın kurulması da ikinci bin yılın olayı olacak ve bütün dünyayı etkileyecektir. Bundan dolayıdır ki Kürdistan'ı egemenliğinde bulunduran devletler bunun kendileri için varlık meselesi olarak görüp her şeyi göze alarak engellemeye çalışıyorlar. Fakat çabaları boşunadır. Çünkü onlar idare edenler değil de idare edilenler oldukları için bir sürü pürüz çıkarmalarına rağmen bu ikinci bin yılın projesini belki zamanlama bakımında birazcık da olsa geciktirebilir fakat kesinlikle engelleyemezler.  

Bunun nedeni de şöyle izah edilebilir:

Yarım asırdan beri ABD müttefiki olan devletlerin, müttefiklikleri ( dostlukları ) gevşemiş bulunmaktadır. Türkiye’nin her konuda ABD isteklerine karşı (kendini vazgeçilmez sanıp) uzlaşmaz tutumu, ayak sürmesi, nazlanması ABD’yi çileden çıkarmıştır. Bu durum ABD’yi kendine daha muhtaç ve daha sadık müttefikler aramaya sevk etmiştir. Kuşkusuz ABD korumasına ve desteğine en fazla muhtaç olan halk şu an Kürtlerdir. ABD Kürtleri yanına aldığı taktirde, Kürtler vasıtasıyla hem İran, hem Türkiye hem de Suriye ve Irak üzerindeki etkisini arttıracaktır. Bir ucu Basra körfezi, bir ucu Karadeniz, bir ucu da Akdeniz olacak güçlü ve adeta Ortadoğu’nun tam ortasında bir yer alacak Kürt devleti ile hem İran ile Ortadoğu arasında bir set olacak, hem de İsrail üzerindeki yükün bir kısmını bu tarafa yönlendirerek hafifletmiş olacaktır.

Bir ucu Basra körfezi, bir ucu Karadeniz, bir ucu da Akdeniz de olacak  bir Kürdistan'a baktığınızda adeta Ortadoğu çadırının ana direği olacağını hemen fark edilebiliyor. Kürdistan, haritadaki konumu dışında sathi olarak da, içinde barındırdığı çeşitlilik bakımında dünyada  benzeri olmayan bir iklim ve toprağa sahiptir. Şöyle ki:

Doğal kaynaklar bakımında; her türlü maden de tutunda, kömür, petrol ve doğal gaza kadar,

dünyaca, hem tarım hem de kültür ve medeniyetin beşiği olarak kabul edilen eşsiz Mezopotamya ovasından dağına, bol güneş ve akar suyundan tarım arazisine, gerçek manada dört mevsiminden eşsiz görünümlü doğal zenginliğine kadar, bir insanın yaşamı ve mutluluğu için ne gerekiyorsa Kürdistan da o vardır. Hem de bol miktarda. Böyle entegre çeşitliliği beraber içinde barındıran dünyada başka bir ülke yoktur. Böyle güçlü ve adeta Ortadoğu’nun tam ortasında/kalbinde bir yere konumlanacak  bir Kürdistan devleti ile hem İran ile Ortadoğu arasında bir set olacak, hem de İsrail üzerindeki yükün bir kısmını bu tarafa yönlendirerek,  İsrail üzerinde yük hafifletmiş olacaktır.

Burada çok kısa bir anekdottu aktarmak istiyorum:

 Çok yakın bir dostum ABD Erbil Kürdistan konsolosu iken, 2014 yılında Erbil'li ziyaret ettiğimde beni konsolosluk sahasında bulunan evine davet etmişti. Konsolosluk binası da dahil sahada bulunan evlerin tümü eski evlerdi. Böyle bir yapının ABD'ye yakışmadığını hatırlatınca, "700 milyon dolara mal olacak dünyanın en büyük konsolosluk binasını/yerleşkesini yapıyoruz" dedi. "Bu kadar büyük Konsolosa ne yapacaksınız" dediğim de, "ilerde Büyük Elçilik hesabını yapıyoruz" dediğinde gerçekten "jetonum düştü."

Büyük Kürdistan Haritası

Büyük Kürdistan haritası

ABD'nin kuracağı “Yeni Dünya Düzeni”nin ana gövdesi Ortadoğu bölgesi ise bunun ana merkezi Kürdistan'dır.

ABD'nin Irak'a saldırmaktaki amacı elbette, Körfezdeki petrolü ele geçirmektir. Fakat amacı ele geçirilen petrolü varil varil satıp kâr etmek değildir. Yani buradaki kârı nakit para bazında değildir. Çünkü bu uğurda bir çırpıda on binlerce ölü ve trilyonlarca (Trump'un son açıklamasında 7 Trilyon) Dolar harcamayı göze alıyor. Harcayacağı bu paraları, petrol satarak 50 yılda bile karşılayamaz. Buradaki kazancı stratejiktir. Yani petrol kuyularının başını tutmaktır asıl hedefi. İleride kendi dünya liderliğine rakip olacakların şimdiden önlerini kesmektir.

Bana göre ABD'nin dünya egemenlik konumunu sürdürmek için bu işin bir ana siyasi projelendirme ve uygulama ana karargahı olduğudur. Bu karargah partiler üstü çalışır. Burada küresel ölçekte orta ve uzun vadeli projeler yapılıyor. Siyaset oluşturup uygulamada buradan idare ediliyor. Seçimle gelen partili başkanlar Amerika'nın iç işleriyle politikaları uygulamada serbest olsa bile, burada oluşturulan küresel projelerin sadece sekreterlik görevini yapmaktadır. Nitekim Suriye konusunda Trump’un, sanki bu konularda karar alma yetkisine sahipmiş gibi aldığı karar neticesinde adeta onun kulağını çekercesine karardan geri adım atmak mecburiyetinde bırakıldı.

Görünüşe göre, Demokrat parti iktidarları zamanında projeler hazırlanıyor, Cumhuriyetçi parti iktidarında ise uygulamaya geçirilir. Örneğin her iki Körfez savaşı ili Afganistan savaşı Cumhuriyetçi parti iktidalarında oldu

"ABD'nin Irak'a saldırısı ve saldırı sonrasında muhtemel gelişmeler" başlığıyla 16 yıl önce yazdığım ve ayni tarihte İnternet ortamında yayınlanmış bu makalemin linkini buraya almak istiyorum.

 Bu alıntıyı okuduğunuzda şimdiki olaylara da ne kadar isabetli baktığımıza oldukça ışık tutmuş olduğumuza kanaat getireceğinizden eminim.

Konuya önümüzdeki yazılarda da devam edeceğiz İnşallah…!

Konuyla ilgili görüş ve önerileniz bana yazarsanız benim için ön açıcı olur. Bekliyorum.

[email protected]

 

Bu makale toplam: 7831 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:13:55:03
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x