İsmen ve Cismen Kürtleri bitirmeye çalışmak!

İki yüz yıla yakındır, İsmen İslam, fakat varlıkları bile İngilizlere borçlu oldukları, idari ve kurumsal olarak İngiliz'in yapımcısı olduğu İngiliz ümmetinin üyesi ve İngilizlerin tarihi Kürt düşmanlığı siyasetinin taşeronları olanlar; "ismen ve cismen Kürtleri bitirmeye çalışıyorlar." Yaptıkları katliamlarla yüz binlerce Kürdü katlettiler. Binlerce yerleşim birimlerini yakıp yıkarak, on milyonlarca Kürdü yerinden ettiler. Ve Kürtlere karşı yaptıkları bu vahşiyane çirkefliklerin tek sebebi, tek nedeni; "Kürtlerin de her insan gibi, her Allah'ın kulu gibi, bu Allah'ın güneşi altında insanca ve medenice yaşamaması içindir. Bu kine ve vahşete bakarmısınız?

Yahya Munis

03.08.2018 | 21:34

İsmen ve Cismen Kürtleri bitirmeye çalışmak!
Makaleyi Paylaş

İki yüz yıla yakındır Türklerin başını çektiği Türkler, Araplar ve Farslar bir cephe oluşturarak ismen ve cismen Kürtleri bitirmeye çalışmaktadır. Yaptıkları katliamlarla yüz binlerce Kürdü katlettiler fakat bitiremediler. Binlerce yerleşim birimlerini yakıp yıkarak,  on milyonlarca Kürdü yerinden ederek bitirmeye çalıştılar yine başaramadılar. Bu yaptıkları cismen Kürtleri ortadan kaldırma faaliyetleriydi. 

Birde Kürleri, İsmen yeryüzünde silmek için de ellerinden geleni arkasına bırakmadılar. 

Bunun için, ilk önce Kürdün iki temel varlığından başladılar. Kürdün ismen var olmadığını, Türklerle beraber olan Türk, Araplarla beraber olanları Arap, Farslarla beraber olanları Fars olduklarını dayattılar. Bir millet her nasıl oluyor da, hem Türk, hem Arap ayni zaman da Fars olabiliyorsa. Gerçekten gülünecek komik bir dorum. Buda tutmayınca, Kürtlerin üzerinde yaşadığı coğrafyaya ve o coğrafya içerisinde bulunan yerleşim birimlerinden tutunda, taşına-toprağına, deresine-tepesine, dağına-vadisine ve hatta soyadı ve çocukların ismine kadar Kürtlükten arındırmak için, Türkler Türkleştirilmeye, Araplar Araplaştırılmaya, Farslar da Farslaştırılmaya çalıştılar. Fakat yine başaramayınca hep beraber çılgına döndüler. Esasen bu işin acı veren yönü dindar olduklarını, İslamcı ve hatta ümmetçi olduklarını iddia eden ezici bir kitlenin kendileri adına Kürtlere yapılan bu vahşi ve zalimane uygulamalarını ya fiili olarak desteklemeleri ya da suskunluk içerisinde seyir etmeleri. Uysa Hz. Muhammed (AS) hadisi gereğince; “zulme karşı susan dilsiz şeytandır.”  Yine başka bir hadiste; “Bir münkeri (yani İslam dışı uygulamayı) gördüğünüzde, elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltin, buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle böğüz edin, ki bu imanın en zayıf halkasıdır.” Bana güre herkes buna bakarak safını seçmelidir.

Tabii ki bu yapılanların hepside, kurucuları, banileri, efendi ve “üst akıl” hocaları ve tarih buyunca her nedense iliklerine kadar Kürt düşmanı ve Kürt için idam sehpasının mimarı İngilizlerin tavsiye, kışkırtma ve yönlendirmeleri ile olduğu da gün gibi ortadadır. Her Kürdün bunu bilmesinde de fayda vardır.

Evet!  Tekrar özelersek; İki yüz yıla yakındır, İsmen İslam, fakat varlıkları bile İngilizlere borçlu oldukları, idari ve kurumsal olarak İngiliz'in yapımcısı olduğu İngiliz ümmetinin üyesi ve İngilizlerin tarihi Kürt düşmanlığı siyasetinin taşeronları olanlar; "ismen ve cismen Kürtleri bitirmeye çalışıyorlar."  Yaptıkları katliamlarla yüz binlerce Kürdü katlettiler. Binlerce yerleşim birimlerini yakıp yıkarak, on milyonlarca Kürdü yerinden ettiler. Ve Kürtlere karşı yaptıkları bu vahşiyane çirkefliklerin tek sebebi, tek nedeni; "Kürtlerin de her insan gibi, her Allah'ın kulu gibi, bu Allah'ın güneşi altında insanca ve medenice yaşamaması içindir. Bu kine ve vahşete bakarmısınız?

Bu kadar, harcadıkları vahşice çabaya rağmen neden Kürtleri ortadan kaldırmayı başaramadılar acaba? Çünkü bu vahşi kan kusucu ve ayni zamanda zayıf  inançlı güruhların unuttukları bir şey vardı. O da mazlum Kürtlerin Allah'ın (cc) korumasında olduğunu unuttular.  Aşağıda bunu biraz daha açacağım.

Esas konumuza dönecek olursak;

İslam tarihçisi İbnu’l Esir’in (1160-1233) İslam Tarihi "El- Kamil Fi't Tarih" isimli 12 ciltlik bir tarih kitabı yazmış.

Bugün Artuklu Üniversitesi rektörü olan Prof. Dr. Ahmet Ağırakça bu eserin 3, 7, 8 ve 12. ciltlerini Türkçeye çevirmiş.

Rektör Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, çeviri sırasında, bütün Kürt sözcüklerini çıkarmış, yerine Türk sözcüklerinin koymuş. 

Bu konun detayına girmeden önce İbnu'l Esir'i ve doğduğu memleketi Cizre’yi kısaca da olsa tanıtmak istiyorum; 

İbnul Esir Cizreli dır.  “Cizre Tarihi süreç içinde bünyesinden çıkardığı birbirinden değerli” Sahabeler, örneğin "İlk Kürt sahabe, Zozan isminde bir kadındır. Nasıl ki Müslüman olan ilk kişi bir kadın (Hz. Hatice) ise, Müslüman olan ilk Kürt de bir kadındır."

Hz. Zozan anamızla beraber, ilk Kürt erkek sahabe olarak Hz. Caban el Kurdî, Hz. Muhammed (S.A.V) dönemimde yaşamış Kürt sahabe olarak bilinmektedir. Cabanê Kurdî, Hz. Muhammed tarafından atanan ilk İslam Valisi olma özelliğini de taşımaktadır.

Bu sahabenin gerçek ismi "Gavan (R.A.) dır. Arapça da (G) harfi olmadığı için (G) yerine (C) kullanılmıştır. Kürtçe de Gavan; büyük baş havanları göden kimsedir. Yani büyük baş havanlar çobanı. Her ikisi de Aslen Cizre'lidirler. Bunlarla beraber, Cizre birbirinden değerli alimler, tasavvufçular, düşünürler ve hatta mucitler sayesinde ki bu mucitlerden Ebul-İz, dünyada ilk bilgisayarların temellerini atan alim, fen ve teknik adamıdır. Bunla beraber, ilk  robotlar, saatler, su makineleri, şifreli kilitler, şifreli kasalar, termos, otomatik çocuk oyuncakları gibi tam 60 makine mucidi ve dünyanın ilk sibernetik bilginidir.

https://www.youtube.com/watch?v=xtcOb1KEsiE

https://www.youtube.com/watch?v=LvqjFqH-vj8

Cizre, bu ilim, irfan ve kültür merkezi olma özelliğiyle Kürdistan'da özel bir yere sahiptir.  Bu belde de bu saydığımız özelliklere öncülük yapan bir sürü alim ailelere (Malbatlere) ev sahibi yapmıştır.

Bu alim ailelerinden biri de meşhur İbnü’l-Esir olarak bilinen Cizreli bir ailedir. Bu ailenin,- Mecduddin İbnü’l-Esir, İzzeddin İbnü’l-Esir ve Ziyâeddin İbnü’l-Esir olmak üzere  üç erkek çocukları vardır. Orta çağ tarihinin bu önemli üç kardeşler, sadece Anadolu’da değil, İslam ve Batı alemincede tanınacak eserler ortaya koymuşlardır.

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/188722

İbnü’l-Esir kardeşler, her biri ayrı bir ilim dalında İslam alemin  de otorite oldular. Örneğin, 

En büyükleri Mecduddin İbnü’l-Esir, hadis, fıkıh ve Arapçada..., ortancaları İzzeddin İbnü’l-Esir, tarih ve başka bir kaç ilim dalında..., ve en küçük kardeş Ziyaeddin İbnü’l-Esir,  edebiyat ve belagatte ilim aleminin övgüsüne mazhar olacak eserler verdiler.

Bu günlerde bu üç İbnü’l-Esir kardeşlerden biri olan Tarihçi İzzeddin İbnü’l-Esir'in yazdığı “El- Kamil fi’t- Tarih” adlı İslam tarihi  kitabından dolayı gündemdedir. Bunun sebebi de, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bugün Artuklu Üniversitesi rektörü olan Prof. Dr. Ahmet Ağırakça bu eserin 3, 7, 8 ve 12. ciltlerini Türkçe’ye tercüme ederken çeviri sırasında, bütün Kürt sözcüklerini çıkarmış, yerine Türk sözcüklerinin koymuş olmasıdır. 

Bu yapılanlar sahtekarlıktan öteye (yapanı Allah’ın lanetine mazhar olmuş yalan fiili ve ) hırsızlık fiilidir. Çünkü bu fiil, kendine ait olmayan, kendi emeğiyle kazanamadığı bir şeyi  başkasının olanı bir yolunu bulup kendi mülkiyetine geçirmektir. Fakat bu olaya baktığımızda çok daha şaşıracak bir olay söz konusu. 

Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, aslen Mardinli bir Arap. Yaptığı bu çirkef ve ahlak dışı tahrifat ve ahlaksızlığı kendi ırkı olan Araplar adına yapsaydı bir nebzede olsa anlaşılır olurdu. Fakat bu ilim ve âlimlerin yüz karası olabilecek bir uygulamaya imza atarak  yaptığı çirkefliği (Türklere yaranmak için olsa gerek) Türkler adına yapıyor. Yani kitapta geçen Kürt kelimeleri yerine Araplar yazacağına Türkleri yazıyor. Bu (ağır bir itham olsada) ilmiyle amel eden değerli alimlerimizi tenzih ederek bu  bir nevi başkası adına "kavvadlık" yapmak gibi bir olay değilimdir?  Kürtler söz konusu olunca şimdi bu ve bunda önce bu tür tahrifatlar yapan (Bediüzzaman’ın KÜRT Kimliği ve eserlerinde yazdığı Kürt ve Kürdistan söylemler Üzerinde Yapılan Tahrifatlar gibi)

https://ekremmalbat.files.wordpress.com/2015/08/24-33-nivisa-e-malbat.pdf

bu zevatlara  âlim veya Müslüman mı denilecek acaba?

Bunu yapan Profesör seviyesinde bir âlim olması ve "ilim ve irfan yuvası" olarak bilinen bir Üniversite de Rektör, yani kurumun başında olması ve daha da önemlisi bu Üniversitenin de Kürdistan da olması işin vahametini katlayarak büyütülmesine vesile oluyor. 

Değerli İsmail Beşikçi hocanın belirttiği gibi; “bilim olgularla", yani doğruluğu kesin olarak ispatlamış önermelerle ilgilenir. Bilimin önermeleri her şeyden önce doğruluğu kesin olarak ispatlanmış önermelerdir. "Olgulara dayanmayan, olgular tarafından doğrulanmayan hiçbir önerme bilimsel bir önerme değildir." İşte bu çerçevede, "siz daha işin başında, tahrifat yaparsanız, bu çerçevede Kürd’ü Türk yaparsanız, görüşlerinizi bu tahrifat üzerine oturtursanız, bundan sonra geliştireceğiniz kavramlar, görüşler vs. hep yanlış olacaktır." 

Gerçekler sizi doğrulamazsa, sahtekarlığınız en kısa zamanda ortaya çıkacak ve alimlerin yüz karası olarak ortaya çıkmış ve el aleme rezil olmuş olursunuz. 

Burada, Prof. Dr. Ahmet Ağırakça'nın  yaptığı, "bilim zihniyetinin, bilim yöntemi anlayışının" ve hatta bilim ahlakının kırıntısı bile yoktur. Özet olarak olayın bilimsel yönü budur. 

Kendini dindar ve din âlimi olarak kendini öne sürmesi hesabiyle şimdi bu konuyu din çerçevesinde ele almaya çalışacak olursak;

Hz. Muhammed'in sözleri ihtiva eden altı sahih hadis kitap vardır. Bunların başında Sahihi Buhar-i kitabıdır.

Bu kitabın yazarı İmamı Buhari bu kitabını yazarken, nerede bir hadisi bilen biri varsa, diyar diyar gezerek onları bulup hadisi kayda alıyor. Bir gün çok uzak bir memlekette bir hadisi bilen birisinden haber alıyor. Günlerce yol yürüdükten sonra köye varıyor. Adamın evine varıp şahsı soruyor. Hanımı: "tarladadır" diyor. İmamı Buhari onunla görüşmeye gidiyor. Bakıyor ki adam kaçan atını yakalamak için bir eliyle peştamalını toplamış diğer eliyle peştamalın içinde yem varmış gibi karıştırıp ata göstermeye çalışıyor. At da bunun üzerine adamın yanı gelirken adam atı yakalıyor. Atı yakalarken peştamal düşüyor. İmam Buhari bakıyor ki peştamal de yem - falan yok. Yani adamın atı aldattığını görünce adamdan hadis almaktan vaz geçiyor. Adam İmam'a neden vaz geçtiğini sorunca, İmam; "  atı aldatan beni de aldata bilir" diyor. Ve eli boş geri dönüyor.

İslamiyet ve insaniyetin doğruluk ve dürüstlük üzerinde bu kadar hassas duruyorken şimdi dini hassasiyeti olduğunu söyleyen ve bunun ekmeğini yiyen kişilerin bu kolay ve pervazsızca yalan söyleyebilenlerin Allah’ın gazabını çekmemek mümkün mü?

Yukarı da belirttiğimiz gibi, iki yüz yıla yakındır Türklerin başını çektiği Türkler, Araplar ve Farslar bir cephe oluşturarak ismen ve cismen Kürtleri bitirmeye çalışıyorlar. Fakat Bu kadar harcadıkları vahşice çabaya rağmen neden Kürtleri ortadan kaldırmayı başaramadılar acaba? Çünkü bu vahşi kan kusucu ve ayni zamanda zayıf  inançlı güruhların unuttukları bir şey vardı. O da mazlum Kürtlerin Allah'ın (cc) kurumasında olduğunu unuttular.

Çünkü Allah’u taala önceden programlanmış bir plan ve sistem dâhilinde kâinatı yönetiyor. Dünya ve (insanlarda dâhil olmak üzere) dünya içerisinde bulunanlarda bu sistem ve plan dâhilinde yönettiğini, siz istiyorsunuz diye plan ve sistemini değiştirecek değildir ve kendi beyanatları ile sabittir.

Bu çerçevede Allah (cc) Kuran'ı kerim de şöyle der:  

"Ey insanlar! Bakın biz sizi, bir erkekten ve bir kadından yarattık. Sizi birbirinizi tanıyasınız diye, milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında şerefli ve itibarlı olanınız, yaşantısını, yolunu, yordamını Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışanlarınızdır. (yani takvada üstün olanınızdır.) Çünkü Allah, herşeyi bilendir, herşeyden haberdar olandır."Hucurat suresi ayet: 13

Allah’ın insanlar için yarattığı sistem bu iken, “Tek millet, tek devlet, tek bayrak ve tek vatan” söylem ve dayatma neyin nesi oluyor? Bu söylem ve dayatma Allah’ın söylem ve planlamasına karşı gelme değil mi?

Bunun yanı sıra bir kavmi, bir milleti inkâr etmek Allah'ın ilgili ayetlerini de inkâr etmiş olunmaz mı? Bir kavmin tarihini sosyal ve toplumsal yapısını inkâr etmek o kavme soykırım yapmakla eşdeğer değilimdir acaba?

Hz. Muhammed  (AS) enfes hadisinde şöyle der: “Kendin için istediğini Müslüman kardeşi için de

İstemediğin müddetçe,

Kendin için istemediğini, Müslüman kardeşi içinde istemediğin müddetçe hakiki Müslüman değilsin”

Kürtler de Müslüman olduğuna göre, neden Türkler için olan ve istenilen haklar ve uygulamalar Kürtler içinde olmasın?

Neden Türkiye de A den Z ye kadar her şey Türk ve Türklük hizmetinde olduğu halde Kürdün esamesi bile okunmuyor acaba?

Türlerin mukim olduğu Türkiye ne kadar Türklerin vatanı ise ki öyledir ve öylede olmalıdır. Kürtlerin de mukim olduğu Kürdistan da Kürtlerin vatanıdır ve öyle de olmalıdır. Neden olmuyor? Doğal olan bu değimlidir?

Hani hep denilmiyor mu, Efrin Efrinlilerindir, İdilip İdliplilerindir, Münbiç Münbiçlerindir. Doğal olan da bu değimlidir?

Bu söylediklerimizin tersini isteyip, elindeki güce dayanarak gayri İslami ve insani uygulamaları dayatmak asıl sorunların kaynağı değilmidir acaba?

Aslında bölgede bunca kanın dökülmesinin asıl sorumlusu da Türkiye'deki faşizmi topluma aşılayan ilmiyle amel etmeyen Profesörler, araştırmacılar, ilim adamları ve kendini İslam alimi olarak tanıtanlar değimlidir acaba?.

Bir millete, kendi isteği dışında başka bir millete tabi olmayı dayatmak ne kadar insani ve İslami olur acaba?

Gerçekten de Türklerin ve Türkler adına bazı şahsiyetlerin Kürtlere karşı doydukları nefreti anlamakta zorlanıyoruz

[email protected]

Bu makale toplam: 8042 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:06:44:17
Etiketler: yahya munis
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x