Yahya Munis: Dünya Kürtlere borçlarını ödemek istiyor, fakat…? - 8

Dünya Kürtlere borçlarını ödemek istiyor, fakat…? - 8

Son 40 yıldır kuzey Kürdistan da olan budur. Sosyalizm ve devrimcilik fantezisi uğruna, silah baskısıyla nitelikli ve nicelikli insanlar etkisizleştirildi. Yerlerine avam tabakasından niteliksiz ve niceliksiz sıradan kişiler kondu. Emir alması gerekenler bir anda emir vermeye başladılar. Bu insanların emir ve direktifleri altında kendi yöntemiyle Kürt toplumunu yönetmeye kalkıştılar.

Yahya Munis

17.11.2019, Paz | 17:03

Dünya Kürtlere borçlarını ödemek istiyor, fakat…? - 8
Makaleyi Paylaş

Gerçekten dünya Kürtleri keşif ediyor. Geçmişte kalan borçlarını ödemek istiyor, fakat Kürtler arasında bu borcu alacak, dünya standardında güvenir temsil gücü olan Kürt örgütü yok.

Evet, Tıpkı birinci dünya savaşında olduğu gibi, “Dünya yeniden dizayn ediliyor.""Yeni bir dünya düzeni depremi” yaklaşıyor. Kürtlerin bu "depreme” hazırlıklı olabilmesi için, tıpkı "kent–sel dönüşüm projeleri" gibi "mevcut Kürt siyasi yapılanması yıkılıp, yeni dünya düzeniyle uyumlu, dünya paylaşım depremine dayanabilecek, buna uygun yeni bir Kürt siyasi yapılanmasına acilen gidilmesi gerekir." Sebebine gelince;

200 yıla yakındır “İttihat- Terakki” ve onun uzantısı olan “Kemalist zihniyet,” Kürt oldukları için, Kürt halkına inanılmaz derecede zülüm etti. “Ömürleri buyunca, bir polisin ya da askerin düğmesini koparmanın suçu idamdır” korkutmalarıyla büyüdüler. Bundan dolayı Kürt milletinin içi kinle doldu. Hayatı buyunca, hep “birisi gelip bu kininin intikamını alacak” beklentisi içerisinde geçirdiler. PKK bunun farkına vardı. PKK değil “düğme koparmak,” askerleri ve polisleri öldürdü. Bu Kürtlerin korku dolu bilinçlerini alt üst etti. Bundan dolayı “Kürt halkı, PKK’yi kendilerinin intikamını alan güç olarak görüp”, deyim yerinde ise sorgusuz sualsiz PKK’nin koçağına oturdu.

Kürtler, Kürt tarihinde hiçbir lider, Parti ve örgüte nasip olmayan, kendilerini yakacak derecede PKK’nin arkasında durma fedakârlığında bulundular.

PKK Kürt halkının bu fedakarlığını arkasına alarak, 40 yıldır Kürt davası iddiasıyla, Türkiye Kürdistan’ın da silahlı mücadele yürütüyor. Resmi verilere göre 50 binin üzerinde ölü, 4200 köyün boşaltılması, 5 milyon  (şimdi toplam sayı 12 milyon üzerinde) Kürdün batı Anadolu şehirlerine göç ettirip sefalet içerisinde asimilasyona mahkum edilmesine karşı, şu ana kadar Kürt halkına zerre kadar bir kazanım elde edilmiş değildir. Üstelik virane bir Kürdistan’a  sebep olduğu halde, buna eş değer bir sorgulamadan geçirilmedi, hesap da sorulmadı.

Peki, bunların hepsi neden oldu? Hepsi de, PKK’nin bir taraftan Kürtlük davasını ve Kürtlerin mağduriyetini kullanırken, diğer taraftan Kürt halkının inancını, aile ve toplumsal yapısını göz önünde bulundurmayarak, buna dikkat etmeyerek hareket etmesinden dolayı oldu. Buna mukabil, bu yapılara, dünya egemen güçlerin siyasi planlama hedeflerine 0 ters olan ve üstelik dünyadaki uygulamalarında da başarısızlıklarıyla iflas etmiş “Sosyalist bir düşünceyi,” Kürtlere dayatması, bu ideolojik saplantıyla hareket etmesidir.    

Şu bir gerçektir, manevi düşünce eğitiminden ve mukaddesattan yoksun, Hikmet sahibi nitelikli ve nicelikli kişilerin denetiminde olamadan, yani "kontrolsüz, niteliksiz, sıradan ve basit insanlar, yeryüzünün en tehlikeli ve en zararlı insanları olabiliyorlar. Bu insanlar, kendi kişisel ve küçük çıkarları uğruna tüm kötülükleri, zulümleri ve baskıları desteklerler veya bu amaçla kullanılır bir malzeme olabiliyorlar. Her an uğrunda çalıştıkları davalarını ve kendilerine güvenmiş kişilerin geleceklerini de satmaktan kaçınmazlar.”                                                                                                                                                                       Bu genel bir kuraldır; “zulüm eden diktatöryal iktidarlar, öldüren sistemler, yok eden siyasetçiler, her daim bu kişilerin destekleriyle ayakta dururlar."

Zaten "bu niceliksiz ve niteliksiz avam sınıfında bulunan bu insanların öncülüğündeve idaresinde,” yani emir alması gerekenleri birden emir verenler haline getirerek yapılacak bir hareketten bundan başka ne beklenir ki?

Bilen bilir, Kürdistan da faaliyet gösteren ve sivillere yönelik tüm (17 bin faili meçhul) kanlı olaylara imzası bulunan JİTEM tetikçilerin tümü PKK’nin bu sınıftaki itirafçıları idiler.

Sakın bu insanları küçük düşürmek için bunları söylediğimi anlaşılmasın. Bu sosyolojik bir vakadır.

Bir insanın vücuduna bakacak olursak; bütün vücudu yöneten, beyni de içinde barındıran başın görevi başkadır, el, ayak ve vücudun diğer organlarının görevleri başkadır.

Allah’ın övgüsüne mazhar olan “Hikmet sahibi” insanın özelliği; “hükmederken, yönetirken”“her şeyin ait olduğu yere koyup kullanmaktır, yönetmektir.” Eğer toplumu bir insan olarak kabul edecek olursak, “bilgi ve hikmet sahibi insanlar” toplumun başı olarak kabul edebiliriz.

Aklıda içerisinde barındırdığı beynin yuvası olan baş, insanoğlunun en değerli varlığıdır, yönetim merkezidir. İşin hakikati bu olmasına rağmen baş koparılıp yerine ayak konulursa, (canlılık bakımında demiyorum, yönetmek bakımında) bu insan nasıl yaşar ve kedini idare etmek için nasıl hayatını idame ettirir? Çünkü ayağın görevi, başın verdiği direktifler çerçevesinde, vücudu sağlıklı bir şekilde istenilen yere taşımaktır. Bir nevi vücudun hamallığını yapmaktır. Peki bu baş koparılıp yerine ayak konulursa bu vücudu sağlıklı bir şekilde istenilen yere ulaştırma imkanı var mı? Tabii ki olmaz. Başı kesilen tavuk gibi yerinde çırpınıp durur.

Son 40 yıldır kuzey Kürdistan da olan budur. Sosyalizm ve devrimcilik fantezisi uğruna, silah baskısıyla nitelikli ve nicelikli insanlar etkisizleştirildi. Yerlerine avam tabakasından niteliksiz ve niceliksiz sıradan kişiler kondu. Emir alması gerekenler bir anda emir vermeye başladılar. Bu insanların emir ve direktifleri altında kendi yöntemiyle Kürt toplumunu yönetmeye kalkıştılar. Toplumun çekirdeği sayılan geleneksel  Kürt aile yapısı ve ahlakıyla oynayıp toplumu dejenere ettiler. Neticede varılan menzil, hem kendi siyasetinin, hem de genel olarak Kürt siyasetinin tıkanmasına, kısırlaştırılıp Kürtlerin geleceklerini karartmasına sebep oldular. Hatta o kadar ileri gittiler ki, KCK / PKK yürütme konseyi ve bir nevi basın sözcüsü Mustafa Karasu, şeref ve namus timsali Kürt milletine açık açık ve çekinmeden örgüt yayın organı Özgür politika gazetesinde şunu söyleyip, bu konuda çağrıda buluna biliyorsa ve üstelik hak ettiği kadar toplumdan tepki de almıyorsa, sözün bittiği yere gelinmiş demektir.

Mustafa Karasu: "Devletsiz, karısız, kocasız bir dünya yaşamına zaman gelmiştir. Yani namusuz bir yaşam" çağrısı. (https://www.nerinaazad.org/tr/news/kurdistan/bakur/karasu-kurdistan-bayraginin-kendilerini-temsil-etmedigini-dile-getirdi)

Şunu bilmemiz gerekir ki, nasıl ki her hastalığın kendine has özelliklere sahip olup kendine has ilaçlara gereksinim duyuyorsa, her toplum da kendine has toplumsal özelliklere sahiptir. Yani dünyada ki tüm toplumsal sorunları tek reçeteyle iyileştiremezsin ve sorunu çözemezsin. Komünist Küba ülkesinde ki toplumsal sorunun çözüm yöntemiyle ve üstelik Komünistçe Kürt ve Kürdistan sorununun çözülmesi mümkün mü? Çözmeye kalkışırsan veya bunu dayatırsan, yukarıda anlattığımız başsız bırakılmış tavuk gibi 40 yıl yerinde çırpınıp durursun. Kürtlerin anasını ağlatırsın. Kürtleri zavallılaştırılmış halde bütün dünyaya özellikle batı Anadolu’ya dağıtılmasına sebep olursun. Ve çalı yemeğe mahkum edersin. “Eger ağayême Elo bit, wê xarnamejî daim çilobit.” Yani eyer ağamız Elo olursa, her daim yemeğimiz çalı olur.

Kürt milletinin duçar olduğu sorunlara ilaç bulmak için, her şeyden önce bilimsel olarak Kürt toplumunun sosyolojik yapısını araştırıp bilmemiz gerekir.

Genel olarak Kürt halkı toplumsal yapı olarak dört gruba ayrılır:

Birinci grup; Nitelikli olup, niceliği olmayanlardır. Bunlar aydın ve (gerek çağdaş okullarda, gerekse de medreselerde ) okumuş kişilerdir. Bunlar halkı bir araya getirip bir kitle oluşturamazlar. Fakat bir araya getirilecek “toplumu dizayn etmede ve yönetmede” etkili olabilirler.

İkinci grup; Hem niteliği, hem de niceliği olanlardır. Bunlar dini cemaat-tarikat önderleri şeyhlerdir. Bunlar hem alim, hem birer toplum mühendisi ve hem de yönettikleri ciddi bir kitleye sahipler. İki yüz yıldan beri bu böyledir.

Üçüncü grup; Nitelikli olmayıp fakat niceliği olanlardır. Bunlar aşiret ağaları ile toplumda “Rû-spi” aksakallı- soylu aile- aristokrat-eşraf-kanaat önderleri olarak tarif edilebilir kişilerdir.                                                                               

Dördüncü grup; Niteliği ile niceliğe sahip olmayan halk tabakasıdır. Zaten PKK de tüm faaliyetlerini bu kitle üzerinde yürütmektedir.                                                                                                                                                                               

Kürtler kendi öz yönetiminden, yani 1850 de devletsiz kaldığı günden beri, gerek sosyal, gerek siyasal ve gerekse kültürel ve eğitimsel olsun, tüm hak arayışlarında, özgürlük mücadelelerin tümünde, Tarikat Şeyhleri, Kürtlerin doğal silahlı kuvvetleri olan aşiretleri de yanlarına alarak, Kürt milletine öncülük yapmışlardır. Bütün sorunlar, bunların öncülüğünde çözüm bulmuştur. İki yüz yıla yakındır fiili olarak bu yöntemle Kürdistan’ı yönetmişlerdir. Ta ki PKK ortaya çıkıncaya kadar.

PKK, yüz yıllardan beri Kürt soylu ailelerin öncülüğünde yapılan bu saygıdeğer Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin sermayesine kondu. Bu konmakla, dünyaca saygınlıkla karşılanan Kürt ve Kürdistan mücadelesini, Kürt siyasi yapılanmasını, toplumsal yapısını, dini ahlak yapısını, geleneksel aile yapısını, kültürel ve eğitim yapısını, Kürt dilinin konuşulmasını, yerleşim birimlerini ve Kürdistan’ın doğal yapısına kadar, her şeyiyle Kürt toplumunu terörize etti ve Kürdistan'ı da bir enkaza çevirip ortada bıraktı. Yani “İttihat–Terakki” iktidarı ve onun uzantısı olan Kemalist iktidarların” iki yüz yıldan beri siyaseten, madden ve manen, Kürtlere ve Kürdistan'a yapamadığı tahribatı, Kürtlük postuna bürünerek ve Kürtlerin mazlumiyetlerini kullanarak Kürtlere yapıldı.

Peki, şu ana kadar anlattıklarımızı da göz önünde bulundurarak, Kürt toplumu olarak ne yapmamız gerekiyor?

Her şeyden önce yapılması gereken, yukarıda bahsi geçen Kürt toplumsal gruplardan ilk üç gruptakileri, eskide olduğu gibi Kürt meselesinin çözümü için harekete geçirmek, bu konuda inisiyatif almalarını sağlamaktır. Bir Kürt atasözü şöyle der: "Eger Ker dikevit herîyêde (ji buna xilaskırına wî) dîvik behra xweyîye." Yani eğer eşek çamura saplanırsa, onu kurtarmak için, kuyruk kısmı sahibine aittir.                                                                                     

Hepimiz şu anda, “Kemalistlerin Kürt versiyonu” siyasi vesayetin Kürtlere musallat ettiği, Kürtlerin kıyımına ve Kürdistan'ın yıkımına sebep olduğu ve Kürtlere zerre kadar kazanç sağlamadığı, iflas etmiş bu siyasi hareketten son derece şikâyetçiyiz. Sabahtan akşamakadar hep beraber içine düşürüldüğümüz bu karanlığa küfür edip duruyoruz. Fakat bir türlü alternatif olacak çare bulamıyoruz. Bilakis çaresizliğimiz içerisinde bocalayıp duruyoruz. Oysa devrimcilik; “çaresizlik içerisinde bocalayan halkına bol çare sunandır” kuralı gereğince, bu çaresizliğe çare bulmak, veya karanlığa sürekli küfür edeceğimize devrimci bir eda ile bir mum yakarak bu karanlığa son versek daha akıllıca değil mi?

O zaman yapılacak olan şey; eskiden olduğu gibi, Kürt ve Kürdistan mirlerin ortadan kaldırmasıyla öksüz bırakılan gayri resmi, fakat fiili olarak onların yerine yer alan (tarihte gelen tolumda müthiş gönüllü niceliğe sahip olmaları nedeniyle) Kürt tarikat şeyhlerin öncülüğünde, Kürt aydınları, aşiret ağaları, soylu aileleri, “Rû–spi” aksakallı- aristokrat-eşraf-kanaat önderleri olarak, hep birlikte bu 40 yıldır ülkemizin ve halkımızın düşürülmüş olduğu bu rezilane ve acınacak durumdan kurtarmak için, el birliği yaparak, kurtarma girişimini başlatmamız gerekiyor. Eğer kendi ayağımızın üzerinde duracak kadar hazır değilsek, ne Amerika, ne Avrupa, ne Rus ne de İsrail bizi kurtaracak değildir. Yukarıda çamura saplanan eşeğin kurtarılması misalinde olduğu gibi, bu işin riskli kısmı olan kuyruğu biz tutacağız. Tüm gücümüzle halkımızı kurtarmaya çalışacağız. Ha, gücümüzün yetmediği veya kafi gelmediğimiz yerde, o zaman, dünyadaki dostlarımızın yardımına baş vuracağız.

İlk etapta, (HDP’nin şartlandırılmışların dışında, tüm tabanı da kapsayacak) tüm Kürt sosyal katmanların (Diyanet, Siyaset, Ekonomi, Kültürel faaliyetler, Eğitim, Sosyal yardımlaşma ve halkla ilişkiler, Basın-Yayın ve propaganda, İşveren kesim, İşçi, Gençlik, Kadın, Sağlık, Hukuk ve dış ilişkiler gibi) tam 14 dalda, felsefi bir ideolojiye bağlı olmadan ve partiler üstü, tamamıyla sivil toplum amaçlı, bir merkezin kurulması ile bu işe başlamak isteriz.

Bu konuya duyarlı olan, ilgi gösterip bu projede yer almak arzusunda olanlar, yani her barış seven insan ve özellikle Kürtler bizimle irtibata geçebilirler.


İrtibat, yorum ve değerlendirme için;

[email protected]

https://twitter.com/yahyamunis

 

Bu makale toplam: 30577 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:02:22:49
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Yahya Munis

Yahya Munis

Yazarın Önceki Yazıları

x