Tahsin İnanç: Ve Tanrı Kürd'ü Birbirlerini Kırdırsınlar Diye (mi) Yarattı

Ve Tanrı Kürd'ü Birbirlerini Kırdırsınlar Diye (mi) Yarattı

Son günlerde Kürt gündeminin sıcak ve önemli maddesi Kürtler arası çatışma ve savaş ihtimalidir.

Tahsin İnanç

04.06.2014, Çar | 14:41

Ve Tanrı Kürd'ü Birbirlerini Kırdırsınlar Diye (mi) Yarattı
Makaleyi Paylaş
Son günlerde Kürt gündeminin sıcak ve önemli maddesi Kürtler arası çatışma ve savaş ihtimalidir. Kürtler arasında uzlaşılmaz bir çelişki var mıdır ve bu tür çelişkilerden beslenecek çatışmaların gerçek kaynağı nedir veya Kürtler gerçekten böyle bir çatışmaya sürüklenebilir mi soruları cevaplarını beklemekte.

Biz Kürtler, 4’e bölünmüş vatanımızda hep ölüyor ve öldürülüyoruz.

Kürt sorununun çözümünün gündemde olduğu, birlik ihtiyacının çok yoğun hissedildiği bir dönemde; Kürtler arası yeni bir çatışmanın gündeme gelmesi akıl karı değildir. Bu olası çatışmanın kimler tarafından kurgulandığını ve hayata geçirilmeye çalışıldığını bulmak için Kürtler arası bir çatışmada menfaatleri olan güç ve odakları belirlemek önemlidir. Burada, asıl görülmesi gereken, biz Kürtlerin ağaç ile uğraştırılırken, ormanı diledikleri gibi düzenleyenler, kesip biçenlerdir.

Kendi tarihimizden bir örnek vererek yaşadığımız durumun ciddiyetine dikkat çekmek istiyorum. Her ne zaman biz Kürtler etkin bir güç olmuş isek, mutlaka birileri tarafından kışkırtılıp birbirimize düşürülerek zayıflatılmışızdır. Şimdi dönüp tarihimize baktığımızda keşkelerle, se, sa’larla başlayan cümlelerin hiç peşimizi bırakmadığına tanıklık ederiz maalesef. 1835'lerde Mir Muhammed ile Bedirxan Bey birbirleriyle anlaşabilseler ve ‘’ben büyüğüm, sen bana katıl ‘’ veya ‘’bana tabii ol’’ dayatmasında bulunmasaydılar, kendilerinden çok Kürt Halkının ulusal menfaatlerini düşünebilseydiler, sonuç Kürt halkı açısından mutlak bir zafer ve kurtuluş olacaktı. Tarihte benzeri örneklerinin çokça yaşandığı gibi, güçlerinin zirvesindeki iki Bey ittifak kurmaktansa savaşa tutuşmayı tercih edince kazanan düşmanları, kaybeden ise Kürt halkı olmuştur.

Burada Bey ya da Mirlerden çok arada her ikisini dolduran ve pohpohlayanları farketmek gerekir diye düşünüyorum. ‘’Sen büyüksün o sana gelsin, o kim oluyor? Mirê mirân sen olmalısın, ona boyun eğdir, üzerine git ve ez onu’’ vb. dedikodu ve yalakalıklar olmasaydı belki de Kürdistan’ımızın hali ve biz Kürtlerin durumu bu olmayabilirdi.

Demem odur ki tarih tekerrürden ibarettir. Ve ne yazık ki aynı durumu içinde bulunduğumuz dönemde, daha karmaşık olarak, farklı zemin ve zamanda yaşamaktayız.

Adını koymada zorlanıyorum. Bazen bunun bir lanet olduğunu dahi düşündüğüm anlar oluyor. Bu kadar parçalanmışlık, birliğe yanaşmama, bu konuda düşmanın oyunlarına gelme, bir adım ilerisini dahi düşünememe, Kürtlerin geleceğini garanti altına alamama… Bu olumsuzlukları uzat uzatabildiğin kadar.

Birçok kitap ve yazıda geçmişin hatalarından ders çıkarılması gerektiği konusu dile getirilir ama her ne hikmetse geçmişte yapılan hatalar bire bir tekrarlanır.

Geçen yüzyıllarda Beylerin, Şeyhlerin yaptıkları hataları bugün örgütler veya liderler tekrar eder vaziyetteler. Zaman değişmiş, şartlar değişmiş, aktörler değişmiş ancak senaryolar ve birbirine düşürülmüşlük halleri hala yaşanmakta. Kendi tarihinden bu denli kopuk yaşayan, yakın geçmişinden dahi ders almamakta ısrar eden böylesi bir halk gerçeği nasıl tanımlanır, bilemiyorum!

Bizler için önemli bir hususta üyesi ve yandaşı olduğun parti veya örgüt dışında kalanların otomatikman senden olmadığıdır. Kötüle, karala ve teşhir et. Birisini iyi, diğerini işe yaramaz, ajan, işbirlikçi, feodal- aşiretçi göster. Soruyorum; bunların kime faydası var? Bu yaklaşımlar kimin çıkarınadır? Kim bu birlik olamama, ve birbirine karşı düşmanlık duygularıyla yaklaşma mantalitesinden beslenir ve güç alır? Bildiğim tek şey Kürdistan’ın ve Kürt halkının çıkarına olmadığıdır. Bu o kadar basit bir gerçek ki, asıl görmesi gerekenlerin bu gerçekten bihaber politika üretmeleri garip bir çelişkiyi üretiyor.

20. yüzyıl biz Kürtler için hayırlı bir yüzyıl olmadı. 20. yüzyıl bize çok acımasız davrandı. Binlere ulaşan katliamlar yaşadık, jenositlere maruz bırakıldık, varlığımız inkar edildi ve ulusal yapımıza ihanetler yaşadık. Adeta lanetliymişiz gibi tüm karanlıkları halk olarak yaşadık ve hala yaşıyoruz. Ülkemiz bu yüzyılda 4’ e bölündü. Yeryüzünde böyle bir kaderi yaşayan başka bir ülke yoktur. Bu bölünmüş ve parçalanmışlığın yarattığı sosyolojik ve psikolojik şekillenme biz Kürtlerin her alanına hâkim oldu.

Geçmiş yüzyılda uluslaşma yaşanmadı, birlik olunamadı, bağlar zayıfladı ve en önemlisi de her parça kendi derdi ile uğraşır oldu.

Şimdi bu kara ve çirkef tarihin bitişi olabilecek bir dönemden geçildiğine herkes gibi inananlardanım. Ülkemizin bölünmesinden sonra her parçada verilen özgürlük ve uluslaşma mücadelesi zirvesel bir döneme girmiştir. Ortadoğu çizilecek yeni sınırlara, yeni doğumlara gebedir. Ve bu doğumda dünyaya gelecek ilk çocuklardan birisinin Kürdistan olma ihtimali çok yüksektir. İkiz, üçüz ya da dördüz ama her bir Kürdistan’ın olması artık kaçınılmazdır.

Bunu dost da düşman da görüyor. Ve bundan dolayıdır ki binlerce yıldır devlet ve siyaset geleneğinden gelen sömürgeci güçler; Kürtlerin en çok birlik ihtiyacı ve bilincini hissettiği ve yaşadığı bu dönemde bu birliği bozma çabasındadır. Kürt örgütlerini birbirine karşı bu kadar doldurmalarının başka sebepleri de olabilir ama temel sebep budur.

İşte tam da burada bu oyunları görüp, onları bozmak için harekete geçme zamanıdır.

Bu konuda yapılanlar ile yapılması gerekenleri ayırt etmek gerekir diye düşünüyorum.

Zaten oldum olası insansever ve misafirperver olan Kürtler hep iyi niyet kurbanı olmuşlardır. Kullanıldıktan sonra arkadan hançerlenmişlerdir. Yıllarca yapılan kardeş kavgalarının altında yatan gerçek neden olarak sadece düşmanın oyunlarını görmek gerekir. Koruculuk sistemi ile yapılan kürdü kürde öldürtmedir.

Hizbullah ve PKK savaşı!
PKK ile KDP savaşı!
PKK ile YNK savaşı!
YNK ile PDK savaşı!
Tüm bu savaşlar ; Kürtleri Kürdistan coğrafyasında birbirine kırdırtma oyunudur!

Yanısıra Kürdistan’i diğer örgütlerin birbirleri ile çelişki ve çatışmaları… Tüm bunlarda her ne kadar Kürt örgüt ve liderlerinin zaafları olsa bile asıl perde arkasında senaryoyu kurgulayan, yaşama geçiren, oyunu yöneten ve parçalayan sömürgeci güçlerdir. Biz Kürtlerin hata, yetmezlik ve zayıflıkları da buna gereken ekstra desteği sunmaktadır.

PKK’ nin Rojava’da uyguladığı politika ve benmerkezci anlayış şüphesiz eleştiri götürür niteliktedir. Kürt halkı ve onun öncülerinin her parçadaki soruna duyarlı olması ve gerçek anlamda çözüm için çaba harcaması gerekliliğin de ötesinde Milli bir ilke olmalıdır. Küçük büyük herkesin katkısı hatta duaları bile çok önemlidir. Her katkıyı olumlu karşılamak pozitif bakış açısı ile ele almak gerekmektedir. Yoksa birbirini karalayarak ve bencilce her şeyi sahiplenerek kendi dışındaki hiçbir çabayı görmezlikten gelmek, tam da egemen zihniyete sahip olmak anlamına gelir. Bu yaklaşımlar doğal olarak birlik ruhunu zedeler, rencide eder ve kendisini yalnızlaştırır. Ve herkesin bildiği gibi yalnızlaşmak zayıflamaktır ve siyaseten başka güçlerin kucağına düşmektir. Şu an böyle bir tehlike sinyali var. Bu topraklar çok kanlandı, özellikle Kürdün kendi kanıyla! Anaların gözyaşı hiç dinmedi, feryat ve figanlar hiç susmadı! Kürt halkının artık yeni bir çatışmayı kaldıracak ne gücü ne de kaynağı var. Eğer PKK ile KDP arasında, malum güçlerin arzuladığı şekilde bir savaş başlarsa, halihazırda yakalanan ulusal birlik düzeyi, bir daha zor yakalanır. Ve Brakuji’’ yani kardeş savaşı, geçmişte olduğundan çok daha fazla can götürür, kan döktürür. Çünkü bu kez savaşan iki örgütün silahlı güçleri değil, perde arkasında emperyalist sömürgecilerin güç ve yönlendirme sağlayacağı bir savaş olacak ve bu savaş bizim topraklarımızda ve bizim insanlarımızla gerçekleşecek. Aklı başında hangi Kürt böylesi bir savaşa evet diyebilir? Zayıflayan Kürtlerin karşısında güçlenen, terazinin diğer kefesinde bulunan Türkiye, Irak ve İran başta olmak üzere sömürge statüsünden beslenen güçler olacak.

Gerekçesi ne olursa olsun, mevcut anlaşmazlıkların bir kardeş savaşına dönüşmesine müsaade etmemeliyiz. Olabilecek bir savaşın kazananı asla ve asla Kürtler olmayacak. Kendi topraklarımızda kendi kardeşlerimizle ve kendi imkânlarımızla yapacağımız her türlü kavganın kaybedeni bizden başkası olmayacak. Kürtlerin artık buu kadar basit ve manidar bir gerçeğe gözlerini kapatmak gibi bir lüksü olmamalı. Bırakın artık yandaşlığı, partizanlığı ve fanatizmi. Hepimizin ortak ideali Kürdistan’ın birliği ve kurtuluşu olmalı. Şayet bireyler ve kurumlar bu ulusal ideale hizmet ediyorsa hepimiz kendimizi onlarda, onları da kendimizde görelim. Yok hizmet etmiyorlar, düşmanlarımızın amaçlarını gerçekleştirecek politikaları uyguluyorlarsa, hep beraber bu yanlışlara karşı çıkıp, onları ulusal gayemiz bünyesine katalım.

16- 17 yaşlarındaydım. Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesine ilgi duyduğum yıllardı. Kürt tarihine ilişkin bir kitap okumuştum. 1800’lerdeki Kürt isyanlarını ve Kürtlerin birbirleri ile olan çatışma ve savaşlarını anlatıyordu. Ben o zaman şöyle düşünmüştüm; ‘’Keşke o tarihte yaşasaydım da bunları uyarabilseydim ve savaşmamaları için elimden geleni yapabilseydim” diye iç geçirmiştim. Düşünüyorum da, bugünlerde yaşadığımız, geçmişte yaşanan sayısız örneğinden farksız değil. Kürt Birliğinin parçalanılması ve ulusal bağların zayıflatılması amaçlanıyor.

Savaşın acımasız yıkıcılığını yaşayan bir Kürt bireyi olarak Kürtler için oyumu sadece ve sadece barıştan yana kullanıyorum. Bu konuda sağduyulu Kürtlere ve aydınlarımıza seslenmek isterim.

Ulusal kongrenin gerçekleşmesi için seferberlik ruhu ile hareket etmeli, engellerin ortadan kaldırılmasına dönük çaba içerisinde olmalıyız!

Bağdat hükümetinin Federal Kürdistan’a uyguladığı ayırımcı ve yalnızlaştırıcı politikalarına karşı tek vücut olmalıyız. Karşılarında geçmişte olduğu gibi, diledikleri gibi manipüle edebilecekleri Kürtlerin olmadığını idrak etmelerini sağlamalı, gerekirse onlara karşı duracak 50 milyonu aşkın Kürdün bulunduğunun farkına vardırmalıyız!

Rojava Kürdistan’ında gerçekleştirilen katliamlara sessiz kalmayalım ve bu konuda ortaklaşalım. Orada uygulanan yanlış politikaları eleştirme hakkımızı saklı tutmakla birlikte masum insanlarımızın vahşi katiller tarafından katledilmesine müsaade etmemeliyiz!

İran’da durmadan idam edilen kardeşlerimiz için ulusal birlik ruhu ile duyarlılığımızı ve güçlü tepkimizi gösterelim. Her bir idam karşısında tüm dünyaya çığlığımızı yayarak, İran cehennemini teşhir edelim!

Türk devletinin Kürt sorununun çözüm sürecini oyalama taktikleriyle boşa çıkarma oyunları karşısında seferber olalım!

Güney Kürdistan’ın adım adım devletleşmeye doğru gidişinden ulusal bir coşku hissedip, bu oluşumu sahiplenelim!

Kuzey Kürdistan’daki gelişmeler, alınan belediyeler, çözüme dönük yaklaşımlardan dolayı mutlu olalım ve bunları çözümün dayanakları yapabilelim!

Bunu her dört parçada yaşayan Kürtler ve Avrupa’da vatanından uzakta yaşayan Kürtler birlikte ve ortak ruhla başlatır isek, Ulusal bağımsızlığımız için tüm engelleri tek tek aşarız.
Kışkırtmaların etkisinde kalarak, kin, nefret ve fesatlıklarla hareket etmek ve kendi nefretini kusmak suretiyle, bencil bir şekilde kendini rahatlatabilirsin belki, ama bu davranışınla halkına ve ülkene çok büyük zararlar verdiğini unutmamalısın!

“Keşke”lerimizin olmadığı ve “iyiki”lerimizin arttığı bir sürece merhaba diyelim. Barışa, dostluğa, kardeşliğe ve birliğe uzanalım.
Bu makale toplam: 8895 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:00:24:18
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x