Tahsin İnanç: Kürt milliyetçiliğine çizilen sınırlar

Kürt milliyetçiliğine çizilen sınırlar

Son günlerde yoğunluklu bir şekilde (doğru veya yanlış) tartışılan milliyetçilik kavramı benim de bir süredir üzerinde yoğunlaştığım bir konu.

Tahsin İnanç

18.12.2013, Çar | 10:04

Kürt milliyetçiliğine çizilen sınırlar
Makaleyi Paylaş
Son günlerde yoğunluklu bir şekilde (doğru veya yanlış) tartışılan milliyetçilik kavramı benim de bir süredir üzerinde yoğunlaştığım bir konu...

Halkların uluslararası arenada tanınmasını sağlamanın, özgür bir halk olarak kimliğini, dilini kültürünü kısaca ulus olgusunun içini dolduran tüm değerlerini korumanın yegâne yolu ulus olmaktan geçmektedir. Yirminci yüzyıl Kürtler açısından kendi varlığını ispatlamayı amaçlayan kanlı bir savaş süreciyle geçirilmiştir. Acı, kan, gözyaşı, inkâr ve imha adeta toplumsal kaderimiz imiş gibi dayatılmıştır. Şimdi bir nebze de olsa kendi varlığını kabul ettirmiş bir Kürt olgusu var. Şüphesiz bu küçümsenen bir durum değildir. Ancak bu noktaya varılasıya değin ne kadar çok bedel ödendiğinin en yakın uygulayıcıları ve tanıklarıyız.

Kürtlerin küçük büyük edindikleri tüm kazanımların bir ulus olgusuyla tanıma kavuşturulması en elzem olandır. Bunun öncelikli gereği, her şeyden önce Kürtlerin kendi aralarında birlik olma kronik hastalığını aşması ve farklılıklarını bir zenginlik olarak görebilmesidir. Eğer her şey gerçek anlamda halk için yapılıyorsa, o halde halkın kendi öz benliği ile yani ulus olgusu ile taçlandırılmaya ihtiyacı var.

Türkiye’de sorunun çözümüne yönelik yürütülen tartışma ve çalışmaları takip ediyorum. Gerek Kürt cephesi ve gerekse hükümet açısından söylenenler ve atılmak istenen adımlar var. Bu adımlar çerçevesinde HDP adı verilen daha geniş kapsamlı bir ittifak partisi kuruldu. Burada şu soruyu sormak önem arz ediyor. Kuzeyde neden HDP ye ihtiyaç duyuldu? Kimilerine göre ‘BDP dar ve milliyetçi’ kalıyordu. Dar olan bölümü anlayabiliyorum. Tüm Kürtleri kapsamıyor, tüm Kürtleri kucaklamıyor. Ama milliyetçi yaftası yaklaşımını anlamada zorlanıyorum. BDP fıtrat olarak bir Kürt partisidir. Kürtleri temsil etmektedir. Kürt orjinli bir partinin varlığı birilerine neden bu kadar rahatsızlık veriyor, anlamakta zorlanıyorum. Bununla bağlantılı olarak, ikide bir milliyetçi olmaktan kaçınmak gerektiğini, bu konuya meyil etmenin gericilik olarak dayatılmasını ve hatta küçümseyici bir yaklaşım olarak gösterilmesini doğru bulmadığımı ifade etmeliyim.

Dünyada kabul edilen Milliyetçilik tanımına göre, milliyet, kendilerini bir araya getiren, dil, tarih veya kültürel bağlarla güçlü bir üstyapı oluşturabilmiş sosyal birikimlere verilen kavramdır. Millet veya ulus olarak tanımlanan böylesi toplulukların yaşama ve gelişme ülküsünün özelde toplumların genelde tüm insanlığın gelişmesine pozitif katkı sunduğu genel bir yargıdır.
Millet" sözcüğü aslen Arapça olup, bir din veya mezhebe bağlı olan cemaat" anlamında kullanıla gelen bir kavramdır.
Bu genel teoriye göre milliyetçi olmak hiç te kötü bir şey değil aksine halkına faydalı olmak ve katkı sunmak isteyen her kişi milliyetçi olmak zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Kişinin ben Kürdüm ve farklı bir ırkın mensubuyum dediği andan itibaren, her ne kadar resmiyette olmasa da, özünde küresel olarak bir kimliğe ve aidiyet duygusuna sahip olduğunu ifşa etmiş olur. Bu kimlik ve aidiyet duygusu biz olma, birlik ve beraber olma duygusunu pekiştirir.

Devlet, etnik milliyetçilik bir tuzaktır ve sadece düşman ve ötekileşme yaratır iddiasıyla halkın beynini yıkama gayreti içindedir. Halkımızın bu safsatalara inanmayarak, insan ve millet olmaktan kaynaklı haklarını alana kadar bu konularda milliyetçi bir yapıya sahip olmasının bir zararı olmadığı düşüncesindeyim. Kürtlerdeki mevcut milliyetçilik ile Türk milliyetçiliği aynı şey değildir. Keza İrlanda milliyetçiliği ile İngiliz milliyetçiliğinin veya Bask ile İspanyol milliyetçiliğin özdeş olmadığı gibi. Yeryüzünde, ezen millet ile ezilen milletin milliyetlerini sahiplenmesi arasında dağlar kadar fark vardır. Biri daha çok ezmek, baskı kurmak, sömürmek, diğerinin kültürünü, tarihini ve toplumsal kişiliğini bitirmek için milliyetçilik damarına sarılırken, diğeri ezenden kurtulmak, insan olmaktan kaynaklı haklarına kavuşmak ve ulusal varlığını korumak amacıyla örgütlenmek ve nihayetinde kurtuluşu için milliyetçi olma zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Ezilenin milliyetçiliği bir tercih değil, kaderdir. Kurtuluş bir araya gelme, birlik olma ve bu duyguyu tüm hücrelerinde hissetmesidir. Kaldı ki, ezilenin milliyetçiliğini tartışanların ve bunu gericilik olarak dayatanların, ezenin neden milliyetçilik yaptığını tartışmaları gerektiğini yüksek sesle dile getirmek durumundayız.

‘ Kürtlerin etnik milliyetçi yaklaşımları Türklerin de milliyetçi damarlarını azdırmıştır’ yâda ‘bu yöne meyletmeleri sonucunu doğurmuştur’ lafları koca bir yalandan ibarettir. Her şeyi yasaklanmış, varlığını yaşatabilmek için, inkar edilen ulusal kimliğine suni teneffüs yaptırabilmek için binlerce canı bedel ödemiş olan sanki Kürtler değilmiş gibi yaklaşılması, biz Kürtleri enayi ve manipüle edilir görme düşüncesinden öte bir yaklaşım olamaz. Geçmişte hep kandırdım, nasıl olsa yine kandırırım yaklaşımının sergilenmesidir.

Bu konuya ilişkin İsmail BEŞİKÇİ Hocanın bir belirlemesini çok çarpıcı bulduğum ve katıldığım için olduğu gibi buraya alıyorum ‘’ “Ben bölücü değilim, ayrılıkçı değilim”, “Kürtler zaten devlet istemiyor” gibi sözler tarih bilincinden yoksun sözlerdir. Çünkü bölünen, parçalanan, paylaşılan zaten sensin. Bu tür sözler, bölünmenin, parçalanmanın ve paylaşılmanın bilincine varılmadığını gösterir. Böyle bir bilince ulaşamama, Kürtleri, kendilerine has özelliği olan bir halk yapıyor. Dünyada, 40 milyon olup da küçücük bir siyasal statüye sahip olmayan başka bir halk var mı? Dünyada 40 milyon olup da böylesine bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış başka bir halk var mı? Dünyada ana hasımlarını “kardeş” olarak belleyen, ama kendi öz kardeşlerini “ilkel milliyetçi” diye aşağılayan, onları hiçe sayan başka bir halk var mı? Dünyada, baskıdan, zulümden ve asimilasyon politikalarından dolayı, kendi ana dilinde iki-üç satır konuşamayan, ama “ben milliyetçi değilim” diyen başka bir halk var mı?’’

Acaba ‘devlet istemiyoruz’ lafını kullanan politikacılar bu tür söylemleriyle insanlarını ne kadar yaraladığının ve derinden incittiğinin farkında mıdır?

Sonuç olarak yeryüzünde Kürtlerin de milliyetçi olma hakkı vardır düşüncesine sahibim. Şu anda yeryüzünde Kürtlerden başka bu hakka sahip olması gereken bir başka halk olduğuna inanmıyorum. Milliyetçilik eşittir faşistlik değildir. Milliyetçiliğin ilkeli veya moderni yoktur. Aslında Türkçe aşırı işlendiği için acayip geliyor veya yadırganıyor. Kürtçe söylemi daha güzel ve daha ılımlıdır: ‘Netewebun’.

Kürdistan ile sömürge devlet Türkiye arasındaki eşitsizlik sıradan demokratik haklarla ortadan kalkabilecek bir durum değildir. Halkın evsiz, topraksız, kimliksiz ve işsiz olması, ülkemizin en büyük kentlerinin dahi Türkiye’nin diğer illeriyle kıyaslandığında geri kalan iller arasında bulunması, sanayi ve sermaye birikiminin olmaması, yaşam standartlarında doğu ile batı arasında derin bir uçurumun olmasını hiç kimse görmezden gelemez. Ülkemizin işgalinin an be an gözümüzün içine sokulmasını ve bu duyguyu yaşamanın nasıl yürek dağladığını görüyor ve hissediyorum. Bu hakların elde edilmesinin adı milliyetçilik ise lütfen bunu bize çok görmeyin!...

Kürtlerdeki milliyetçilik en nihayetinde başka bir halka zulm ve asimile etme, işkence ve yok etme amaçlı değildir. Tüm tarihimiz boyunca da bu konuda biz Kürtler sütteki ak kaşık gibi tertemiziz. Bundan sonra da olacaksa Kürtlerde netewebun ancak halka hizmet ve özgürlüğüne kavuşma amaçlı olacaktır.
Bu makale toplam: 9522 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:03:43:56
1 Yorum
Nerina Azad
x