Şahidin Şimşek: Politik Arka Bahçeden Kurdistan’ın Kör Düğümüne: Rojava

Politik Arka Bahçeden Kurdistan’ın Kör Düğümüne: Rojava

Kürtler milli bir çizgiye geldiklerinde parti, grup ve parça çıkarlarını muhafaza etmek ile birlikte bu çıkarları Kürdistan ve Kürt halkının genel çıkarlarıyla uyumlu hale getirmek zorunda kalacaklar. Kürdistan ve Kürt halkının genel çıkarlarını esas alan kurumlar inşa etmek zorunda kalacaklar.

Şahidin Şimşek

10.05.2016, Sal | 00:47

Politik Arka Bahçeden Kurdistan’ın Kör Düğümüne: Rojava
Makaleyi Paylaş

Batı Kürdistan yada popüler ismiyle Rojava tarihsel olarak Kuzey Kürdistan ile olan ilişkisi Güney Kürdistan’dan çok daha derin ve çok daha ilginç bir serüvene sahip fakat her iki büyük parçaya da siyasi kuluçkalık yapmış, politik arka bahçe olarak hizmet etmiştir. Fakat gün gelmiş devran dönmüş bugün Rojava uluslararası arenada Kuzey Kürdistan’ı geride bırakmış ve Güney Kürdistan ile hemen hemen aynı oranda uluslararası ilgiyi çeker olmuştur. Tarihin garip bir cilvesidir ki Batı Kürdistanlılar kaderlerini hep Kuzey ve Güney’in kurtuluşuna bağlamışken bugün Batı Kürdistan Kuzey ve Güney Kürdistan’ın kör düğümü haline gelmiştir. Yani bir bütün olarak Kürdistan gerçeğinin tescili için Batı Kürdistan kilidinin açılması zorunlu hale gelmiştir. Batı Kürdistan’ın bu beklenmedik öne çıkışı çok ilginçtir Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesinin hesaplanmayan bir yan komplikasyonu olarak ortaya çıktı aslında. Türkiye’nin hesap hatası ve bu hesap hatasını düzelteyim derken Kürtlerin önünü alma adına aldığı düşmanca tutum Rojava’nın Kürdistan meselesindeki belirleyici konumunu biraz daha pekiştirmiş oldu.

Erdoğan liderliğindeki Türkiye, orta düzey teknolojiye dayalı gelişen sanayisine kalıcı pazar bulmak adına Suriye kapısı üzerinden Ortadoğu Arap dünyası ve Kuzey Afrika başta olmak üzere tüm Afrika’ya uzun bir süredir gözünü dikmişti.

Tunus’ta patlak veren Arap Baharı’yla birlikte Türkiye kendisine aradığı bu fırsatın doğduğunu düşündü ve ayaklanmacıların safında yerini aldı. Tunus, Libya, Mısır’da hızlı iktidar değişiklikleri Türkiye’yi, Suriye’de bir takım inisiyatifler almaya teşvik etti. Bu anlamda Türkiye Suriye’de önce tabiri caizse Esat’tan iktidarı kansız bir şekilde devretmesini istedi fakat Milli Görüş çizgisinin Müslüman Kardeşler hareketini partner seçerek bu coğrafyada hegemonya kurma isteği İran önderliğindeki Şii Hilali’ne tosladı.

Türkiye Müslüman Kardeşler Hareketi adına Suriye’de iktidar devri isterken hem uluslararası dengeleri hem bölgesel denklemleri hem de Suriye iç dengelerini iyi hesap etmediğini daha sonraki gelişmeler ortaya çıkaracaktı. Bu anlamda özellikle Kürtleri hiç hesaba katmadı. İran’ın telkinleriyle Esat rejiminin Batı Kürdistan’da yaptığı siyasi manevra ve bu manevradan Kürtlerin diğer gruplara nazaran daha iyi faydalanıp belirleyici güç haline gelmeleri Türkiye’nin tüm hesaplarını alt üst etti. Türkiye kendi sınırları içerisindeki Kürt sorununu statüsüz çözüp bölgesel güç olma planları yaparken Batı Kürdistan’da, popüler ismiyle Rojava’da PKK ile ideolojik bağı olan bir Kürt statüsünü kucağında buldu. İşte bu, Türkiye’nin Suriye müdahalesinin en büyük hesap hatasıydı.

Türkiye bu hesap hatasını ortadan kaldırayım derken daha büyük hatalar işlemeye devam etti. Kobani direnişinde kullandığı söylemler ve Kürtlere saldıran cihadist gruplara olan desteği hem dünya kamuoyunda Kürtlerin haklı davasına sempati kazandırdı hem de Kuzey Kürtlerinde büyük infiallere neden oldu. Bu infiallerin seçim sandığına yansımasıyla Türkiye’deki iktidar dengeleri de alt üst etti. Nihayet Rus uçağının düşürülmesiyle Türkiye Suriye savaş sahasını terk etmek zorunda kalırken Batı Kürdistan’da yeni bir dönemin kapısı da açılmış oldu.

Batı Kürdistan’ın henüz gerekli uluslararası siyasi desteği aldığını söyleyemeyiz fakat askeri anlamda büyük mesafeler kat ettiği söylenebilir. Türkiye’nin Suriye savaş sahasına fiili müdahale şansının ortadan kalkmasıyla YPG Suriye’de tüm uluslararası güçlerin, başta IŞİD olmak üzere Al Qaide bağlantılı terör gruplarına karşı verilecek savaşın yegane kara gücü olarak ortaya çıktı. Doğrusu bu konuda YPG öz gücüyle kendisini ziyadesiyle ispatlamış bir güçtür yani ÖSO gibi şişirilmiş bir yapı değildir.

Başta ABD ve Rusya olmak üzere bu Cihadist gruplara karşı verilecek uluslararası savaşta YPG’nin yardımına mahkum hale gelmişler. Suriye ordusunun tüm Suriye’yi tekrar kontrol etme şansı hem uluslararası hem bölgesel hem de Suriye iç dengeleri açısından artık mümkün değildir. Bu gerçeği, Suriye meselesine müdahil tüm taraflar zımnen kabul ediyorlar yani sadece Batı değil Rusya ve İran da kabul ediyor. Dolayısıyla Suriye’de vekalet savaşı veren uluslararası iki blok da Suriye’de askeri anlamda kazanmanın yolunun Kürtlerden geçtiğini biliyorlar fakat burada Kürtler açısından çok riskli bir durum söz konusu: Askeri olarak tanınmak siyaseten tanınmamak.

Siyaseten tanınmayan bir gücün askeri başarısı hiç şüphesiz koca bir hiçtir hatta daha sonra düşmanın hanesine yazılacak bir ucuz kullanma gerçeğidir. ABD ve Rusya YPG’nin başarılarını her platformda dile getirip övüyorlar fakat iş siyasi alana gelince tabiri caizse yan çiziyorlar. ABD Türkiye’yi bahane ederken Rusya da Suriye’nin ulusal bütünlüğünü bahane ediyor. Doğrusu bu, doğru değildir. Hem ABD hem de Rusya’nın açıklanmayan farklı gerekçeleri var. Asıl mesele iki güç de Batı Kürdistan’daki Kürt siyasal çizgisiyle stratejik bir ilişki kurmak istemeyişidir diğer bir ifadeyle Batı Kürdistan’da stratejik bir çıkarlarının olmadığını düşünüyorlar. Konjonktürel olarak Kürtleri sadece IŞİD’e karşı kullanılacak maceraperest savaşçılar olarak görmek istiyorlar.

ABD ve Rusya’nın Batı Kürdistan’a bakışını değiştirmek kanaatimce Kürtlerin elindedir fakat bunun gerçekleşmesi için Kürtlerin bir strateji değişikliğine gitmeleri gerekir. Öncelikle Batı Kürdistan’ı ilk etapta Güney Kürdistan ile stratejik olarak ilişkilendirmek lazım. Bu ilişkilendirmeyle birlikte askeri olarak tanınan Batı Kürdistan siyasi olarak da tanınır hale gelir. Siyasi ve askeri olarak tanınan bir Batı Kürdistan gerçeği, Güney Kürdistan ile birlikte bölgede yerel güç pozisyondan çıkıp ulusal bir güç haline gelir. Ulusal bir güç haline gelmiş bir Güney ve Batı Kürdistan gerçeği tüm uluslararası çıkar dengelerini ciddi anlamda etkileyecek bir duruma gelir. Bu konum, İran ve Türkiye’nin Kürt ve Kürdistan meselesinde elini kolunu büyük oranda bağlayacaktır.

Strateji değişikliğinin ikinci ayağı hem Güney hem Batı Kürdistan’da ama özellikle Batı Kürdistan’da çok güçlü ve ideolojiden arındırılmış milli kurumlar inşa etmektir. Demokratik ve milli kimlik noktasında şüpheye yer bırakmayacak şekilde oluşturulan ulusal kurumlar Batı Kürdistan’ın uluslararası meşruiyetinin temel dayanağı haline gelir ve uluslararası kamuoyu Kürtlerin milli taleplerini bundan dolayı görmezlikten gelemez.

IŞİD sonrası var mı yok mu ayrı bir tartışma fakat IŞİD sonrası olsa da olmasa da Kürtlerin Güney Kürdistan’da bağımsızlık, Batı Kürdistan’da da federasyon hakkının uluslararası camia tarafından tanınması bu iki stratejiden geçer yani Güney Kürdistan ile Batı Kürdistan’ın stratejik olarak ilişkilendirilmesi ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde demokratik ve milli kurumlar inşa etmekten geçer. İşte Batı Kürdistan’ın genel anlamda Kürdistan gerçeğinin kör düğümü haline gelmesi bundan dolayıdır.

Peki bu stratejik ilişkilendirme ve ulusal kurumlar nasıl gerçekleşecekler? Bu konuda Kürtlerin en büyük yol göstericisi hiç şüphesiz Türkiye ve İran’ın korkularıdır. Nedir Türkiye ve İran’ın korkusu? Kürtlerin milli bir çizgiye gelmesidir. Kürtler milli bir çizgiye geldiklerinde parti, grup ve parça çıkarlarını muhafaza etmek ile birlikte bu çıkarları Kürdistan ve Kürt halkının genel çıkarlarıyla uyumlu hale getirmek zorunda kalacaklar. Kürdistan ve Kürt halkının genel çıkarlarını esas alan kurumlar inşa etmek zorunda kalacaklar. Bu da onları genel hatlarıyla birbirine uyumlu partnerler haline getirecek. Birbirine uyumlu partnerler haline gelince karşılıklı fedakarlıklar gelişecek ve dış tehdide karşı yekvücut olurlar. Milli çıkarları doğrultusunda yekvücut haline gelmiş Güney ve Batı Kürdistan stratejik olarak ilişkilendirilmiş olurken Ortadoğu’da da örnek demokratik ve milli kurumlar inşa ederek yerel güç olmaktan çıkıp ulusal bir güç haline gelmiş olacaklar. Ulusal güç haline gelmiş Batı ve Güney Kürtleri IŞİD sonrası dönemde mevcut kazanımlarını BM’de tescil ederek Kuzey ve Doğu Kürdistan’daki kardeşlerinin özgürlük mücadelesine de büyük katkıda bulunmuş olacaklar.

Batı Kürdistan’ın statüsü Güney Kürdistan’ın nefes borusu Kuzey ve Doğu Kürdistan’ın özgürlük umudu haline gelmiştir. Bu tarihsel fırsatı kaçıran Kürtler 20. Yüzyıla nazaran 21. Yüzyılda daha elverişli şartlara sahip olsalar bile hayal ettikleri özgürlük gelmeyecektir. Batı Kürdistan gerçeği Kürtlere ya ikinci bir Mahabad’ı yaşatacak yada Büyük Hayal’in çekirdeği olacak. Bu tarihsel sorumluluk şu anda Batı Kürdistan’ın geleceğini elinde tutanlarındır.

(Kürt Aydın İnisiyatifinin İstanbul toplantısına sunulan metindir)

Bu makale toplam: 9230 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:02:19:50
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x