Özgür Herekol: Rojawa ve Kürtlerin Birlik Sorunu

Rojawa ve Kürtlerin Birlik Sorunu

Kürt Siyasi Hareketinde demokrasi ve birlik sorunu, Rojawa’daki gelişmelerle birlikte bir kez daha gündemin ilk sıralarına yerleşti.

Özgür Herekol

18.12.2013, Çar | 17:57

Rojawa ve Kürtlerin Birlik Sorunu
Makaleyi Paylaş
Kürt Siyasi Hareketinde demokrasi ve birlik sorunu, Rojawa’daki gelişmelerle birlikte bir kez daha gündemin ilk sıralarına yerleşti. Bunun temel nedeni hiç kuşkusuz Kürt Halkı’nın, dolayısıyla Kürt Siyasal Hareketi’in bunlara acil ihtiyaç duyuyor olmasıdır. Kürt Siyasal Hareketi’nin kanımca en strajik sorunu, kendi içindeki bu birlik ve demokrasi sorunudur.

Rojawa’da PYD’nin damgasını taşıyan gelişmelerden başta KDP ve lideri Barzani olmak üzere, KDP’ye yakınlığı ile bilinen parti ve çevreler rahatsızdır. Erdoğan-Barzani Amed buluşmasının arifesinde bu durum bariz bir biçimde kendini gösterdi. Barzani PYD’yi, Esat rejimi ile işbirliği yapmak ve diger partilere demokrasi tanımamakla suçlarken, PYD de Barzani’yi Rojawa’ya hakim olmaya çalışmakla itham etti. Sonrasında gerginlik karşılıklı demeçlerle tırmandı. Bu durumun yüreğinde azbuçuk Kürdistan sevgisi taşıyan herkesi derinden üzüp kaygılandırdığını söylemeye gerek yok. Bu durumu memnuniyetle karşılayanlar ise sadece Türk Devleti ve onun müttefiki durumunda bulunan islamcılardı. Zira bu anlaşmazlık sadece onların ekmeğine yağ sürüyordu.

Bugün bu gerginliğin iki taraflı olarak yumuşamasını ve aşılması yönünde yapılan girişimleri sevinçle karşıladığımı ve çok değerli bulduğumu ifade etmek isterim. Bu konuda yoğun çaba gösteren başta Leyla Zana ve Osman Baydemir olmak üzere ilgili siyasi çevreleri de bu çabalarından dolayı kutlamak gerekir. Artık çocukluk dönemini çoktan aşmış Kürt Siyasi Aklı, dar parti çıkarlarını esas alarak ‘iktidar nimetleri’ ni yeme uğruna Kürt Halkını köle ve statüsüz bırakmayı başlıca politika haline getirmiş güçlerin oyununa gelmemelidir. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Varolan sorunlar masaya oturularak demokratik görüşmeler yoluyla çözülmelidir. Bu hayati konuda sekterlik yapanı halk ve tarih affetmez.

Bügün Güney Kürdistan’da Federal bir statü elde etmiş olmak ne kadar genel bir Kürt kazanımı ise, Rojawa da en az o kadar genel bir Kürt kazanımıdır. Dolayısıyla her ikisini de sahiplenmek, savunmak ve ileriye götürmek her kürt için milli ve demokratik bir görevdir.

Yönetimlerde olan partilere ve politıkalarına yönelik eleştirilerimiz, karşıtlıklarımız olabilir. Bunu demokratik bir muhalefet olma espirisi temelinde yapabiliriz. İktidarda olan ve siyasal gelişmelere yön veren partiler de iktidar olmanın olgunluk ve sorumluluğu ile hareket etmek zorundadırlar. Unutmamak gerekir ki muhalefetsiz demokratik iktidar olmaz. Bazı diktatörlüklerin kendilerini kamufle etmek için oluşturdukları uyduruk muhalefetten sözetmiyorum tabii.Bugün Kuzey Kore, Çin, Kuba ve Bazı Arap monerşileri dışında hemen hemen bütün ülkelerde çok partili sistem var. Ki bu sistem Güney Kürdistan’da da iyi kötü uygulanıyor. Kuzey Kürdistan ve Rojawa da da şüphesiz çok parti ve grup bulunuyor. Sorun bu parti ve gruplar arasında demokrasi kültürüne dayalı bir ilişkinin bugüne kadar kurulup yerleştirilememesidir. Zaman zaman bir takım görüşmeler, hatta ortak organizasyonlar olsa da, geçmişten gelen önyargı ve güvensizlikler aşılamadığı için bir türlü sonuca gidilemiyor.Sağlıklı bir diyalaog ve yaklaşım olmayınca en ufak bir sorun hemen karşılıklı suçlama ve pratik tavırlara dönüşüyor.

Önemli olan ilk önce bunun aşılmasıdır. Bunun yolu da ülkede demokratik bir siyasal sistemin kurulup yerleştirilmesinden geçiyor. Her parti ve grub bu sistem içinde kendisini ifade ve temsil edebilmelidir. Yönetime halkın iradesi ancak böyle bir sistemde yansıyabilir.

Rojawa’da yaşanan gelişmeler hiç şüphesiz bir devrimdir ve Kürt halkı için büyük bir kazanımdır. Genel kürt sorununun çözümünde de önemli bir kilometre taşıdır. Vatandaş olarak bile kabul edilmeyen bir toplumun fiili olarak kendi kendini yönettiği bir statüyü ifade ediyor. Eğer gelecekte Demokratik ve Federel bir Suriye inşa edilecekse bunun en temel ayağı Rojawa olacaktır. Fiili durumu ve kurumsal yapısı itibariyle özerkliği veya bazılarının süslü ifadesiyle ‘demokratik özerkliği’ çoktan aşmıştır. Gidişat bir federasyona doğrudur. Buna kim öncülük ederse etsin bu gerçek değişmez. Rojawa Halkının bundan aşağısına razı olacağını hiç sanmıyorum.

PKK, Öcalan Suriye’de üslenirken Rojawa için net tesbitler yapmaktan ve bir statü talep etmekten hep kaçınmıştır. Hatta KADEK kongresinde Rojawa’yı diğer Kürdistan Parçaları gibi bir kürdistan parçası olarak nitelemede de teredütler yaşamıştır. Orayı Kürtlerin göçmenlik sahası olarak görme baştan beri varolan bir eğilimdir. Ama PKK içindeki Rojawalı kadrolar bu duruma büyük tepki gösterip diğer parçalar için öngörülen statüden aşağısını asla kabul etmeyeceklerini açıkça ifade etmişlerdir. Bu durumun bu kadrolarda zaman zaman duygusal kırılmalar yarattığı da bilinen bir gerçektir.Bu durum aynı zamanda Rojawa halkının gerçek duygu ve düşüncesini de yansıtmaktadır.

Rojawa Halkı Kürdistan’nın hangi parçasında olursa olsun gelişen bütün mücadeleleri kendi öz mücadelesi görüp ona aktif olarak katılmıştır. Nüfus yoğunluğu, coğrafya, stratejik konum itibariyle nisbeten daha dezavantajlı olduğu için daha önce Suriye rejimine karşı fiili bir kalkışma içine girmemiştir. Bunda PKK nin Suriye rejimi ile içine girdiği ilişkilerin de önemli bir payı vardır. Ama bu durum ebedi bir şey değildi. Nitekim Suriye de yaşanan iç savaş Kürtler için dezavantajlı olan koşulları tümden tersine çevirerek avantaja dönüştürmüştür. Halk da harekete geçerek kendi kaderini kendi ellerine almıştır. Bu nedenle Rojawa’yı diğer parçalar için salt destek bir güç olarak görmek, tek başına bir statü elde edmeyeceğini varsaymak artık tarihe karışmıştır.

Suriye rejiminin zorda kalarak Kürdistan’dan çekilmesi, doğan boşluğu ise Kürt siyasi hareketlerinin doldurması yaşananın bir devrim olmadığı anlamına gelmez. Devrim illede varolan iktidarı silah zoruyla savaşarak alaşağı etmek değildir. Eğer bir rejim yaşadığı ciddi sorunlar nedeniyle bir coğrafyadan çekiliyor ve yerini orada örgütlü olan muhalif güçlere, halka bırakıyorsa ve orada yeni bir siyasal, askeri, kültürel kurumlaşma ortaya çıkıyorsa bu bal gibi devrimdir. Buna ister PYD öncülük etsin ister KDP öncülük etsin fark etmez. Sonuç aynıdır. Ha bu arada şunu da ifade etmek isterim ki, eğer bu sonucu elde etmek için rejimle belli bir işbirliği yapılmış olsa dahi- Yapılmıştır demiyorum, çünkü bu konuda bilgi sahibi değilim- ben bunu da negatif olarak değerlendirmem. Fazla kan dökmeden, can vermeden yapılan devrim kanımca en makbul olanıdır.

Türk Devleti’nin radikal İslamcı örgütler eliyle Rojawa Devrimini boğmaya çalıştığı bir dönemde Kürtler arası birlik yada dayanışma daha bir önem kazanıyor.

Türk Devleti bu süreçte Kürdistan Federe devleti ile içine girdiği ikili ilişkileri ve yaptığı petrol ve doğalgaz anlaşmasını Kürtleri parçalama ve Rojawa devrimini tasfiye etmede bir araç olarak kullanmak istiyor. Bir yandan bu ilişkileri geliştirirken, diğer yandan Radikal islamcı örgütleri kamplarda eğitiyor, donatıyor, kadro devşirmesine olanak tanıyor ve her türlü lojistik desteği sağlıyor, ardından da Rojawaya saldırtıyor. Türk devleti Kuzey de de ana dilde eğitim hakkını tanımayarak, asimilasyon politikasını, kürtlerin türkleştirilmesini ‘asimilasyon politikası sona erdi’ propagandasına rağmen sürdürmeyi esas alıyor.Genel anlamda bakıldığında kürt sorununun çözümü konusunda bir projeye sahip değil. AKP hükümeti, imralı’da APO ile görüşse de tek devlet, tek millet, tek dil, tek bayrak edebiyatını dilinden düşürmeyerek demokratik çözümden neyi anladığını ve neyi amaçladığını sanırım çok açık ortaya koymaktadır.

Türk Devleti esasen KDP ile PKK çizgisini birbiri ile çatıştırmak ve bu çatışmada KDP’yi destekleyerek kendi hedeflerini gerçekleştirmek amacındadır. Türk Devletinin şimdiki konjüktürde KDP’yi desteklemesi onun KDP’nin Kürdistan’a ilişkin amaç ve politikalarını desteklediği ya da destekleyeceği anlamına gelmez. Zira Türk Devletinin ortadoğu politikasının özünü hep Kürt düşmanlığı oluşturmuştur. Öyleki Kürtler orta doğuda bir statüye veya devlete kavuşmasın da ne olursa olsun. İsterse kıyamet kopsun. Türk Devletinin bilincaltı ve bilincüstü zihniyeti budur. AKP’nin kısmi söylem değişikliği bu politikada bir farklılık ortaya çıkartmamıştır. Federe kürdistan ile ilişki geliştirmesi, Diyarbakır’da ‘Kürdistan’ kelimesini telafuz etmesi taktiksel bir tutum olup petrol ve dogalgaz endekslidir. Bu yolla hem büyük karlar elde etmeyi, hem de Kürtleri birbirine düşürmeyi hedeflemektedir. Türk devleti’nin en büyük korkusu Kürtlerin birliğidir.

Cenevre 2’ye katılım konusunu da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. AKP hükümeti Rojawa’daki partilerin birbirlerine olan güvensizlik ve çelişkilerini iyi kullanarak, cenevre 2’ye katılım konusunda kürtler arasında bir dağınıklık ve zayıflık ortaya çıkarmıştır. Kürtlerin iki delagasyon olarak katılması elbette bir parçalanmışlık görüntüsü yaratacağı için, ciddiye alınmalarını zorlaştıracaktır. Bu şekilde orada Kürt halkı güçlü temsil edilemez ve çıkarları daha güçlü savunulamaz. Tüm partileri temsil eden tek bir delegasyon olarak katılmak diplomatik açıdan çok daha etkili ve sonuç alıcı olacaktır.
Suriye Ulusal Koalısyonu adı altında katılmayı ben Kürt halkı’nın çıkarına görmüyorum. Çünkü Müslüman Kardeşler damgasını taşıyan Suriye Muhalefeti AKP’nin yönlendirmesi altnda olup, katı arap milliyetçiliği yapmaktadır. Kürt Halkı’nın istem ve taleplerine tıpkı AKP gibi ‘Biz etnik milliyetçiliğe karşıyız’ türünden red edci cevaplar vermektedirler. Bazı tv programlarında onların temsilcilerini izlerken, hep türk milliyetçilerini izlediğim duygusuna kapıldım. Kürt Halkı’nın hiçbir hakkını garanti etmeyen, bu konuda herhangi bir kararı bulunmayan, hatta karşı olan bir oluşumun çatısı altına Uluslar arası bir konferansa katılmanın ne yararı olabilir?

Kaldı ki, Cenevre 2 Suriye’nin geleceğinin belirleneceği, statüsünün çizileceği, yada bu konuda önemli bir temelin atılacağı bir konferans. Bu Konferans Rojawanın da kaderini yakından ilgilendiriyor. Böyle bir konferansa Kürtlerin kendi coğrafyalarında hakimiyet sağlamış önemli bir güç olarak kendi adlarıyla katılmaları, savaş meydanında kazananların masada kaybetmemesi açısından gereklidir. Eğer Suriye Muhalefeti Kürt Halkının haklarını tanıyan ve garanti eden bir zihniyete ve politikaya sahip olsaydı, o ad altında katılmanın belki bir anlamı olabilirdi. Ama yok. Kürtlerin Türk, Arap, Fars milliyetçilerine – Bunlar islamcı geçiniyor olsalar da- güven duymaları için hiçbir neden yoktur. Bu nedenle bazı partilerin Suriye Ulusal Koalisyonu adı altında Konferansa katılmayı kararlaştırmalarını anlamlı bulmuyorum.

Erbil görüşmelerinde bu konuda daha doğru bir yol bulunacağını ümit ediyorum.

Özgür Herekol
18.12.13

Bu makale toplam: 7627 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:03:10:53
1 Yorum
Nerina Azad
x