Oktay Yıldız: ‘Vur Kurtul, Sür Kurtul’ uygarlığı…

‘Vur Kurtul, Sür Kurtul’ uygarlığı…

Türk uygarlığının temasında, barışı birilerini yakarak, birilerini linç ederek algıladıkları için, tüm savaşlarıda birer barış harekatı olarak görürler. Bu gün Kürdistan’daki uyguladıkları vahşetide barış ismiyle anlamaları bundandır.

Oktay Yıldız

19.01.2016, Sal | 17:38

‘Vur Kurtul, Sür Kurtul’ uygarlığı…
Makaleyi Paylaş

Bask sorunu üzerine araştırma yaparken, Basklı siyasetçiler, devletin politikasını ‘Ver kurtul, Vur kurtul’ söylem ve denklemi üzerinde sürecin hep ilerletmeye çalıştıklarını vurguladılar. Franko döneminde ‘Vur kurtul’ kültürü geliştirildi. Bu nedenle de birçok Bask şehri havadan ve karadan bombalanarak tahrip edildi, insanlar göçe zorlandı. İspanya iç savaşı sonrası ‘Ver kurtul’a, karşı ‘Ver Kurtul’ kültürüne geçilerek, Bask bölgesine geniş otonomi hakları verilmeye başlandı.

İspanya geneline demokrasi kültürünün yerleşmesiyle birçok sorunun üstesinde gelinebilindi.

Bizde ise hep ‘Vur Kurtul ve Sür Kurtul’ yöntemi devletin olmazsa olmazı oldu. Bu ‘Vur kurtul ve Sür Kurtul’da, Türklerin kendi uygarlıklarına has yakışır bir şekilde yapıla geldi hep.

Devlet daha önce defalarca denediği babadan kalma yöntemlerle sorunu halledeceği inancını ne hikmetse hiç yetirmemektedir.

Kırk yıldır süren savaşın bu kadar basit bir şekilde çözüleceğini sanki her yeni gelen hükümet yeni bir şeymiş gibi düşünüyormuş olması, bu ata yadigarına yeniden dönüşü de yeni icatmış algısıyla hayata geçirmeleri çaresizliğin, vicdansızlığın da kendisi olduğunu ne hikmetse görmek istemeyişlerindendir.

Gani Müjde son dönemler de Bizansların iktidar oyunlarını anlatan filimler çekmekte. Sanırım Osmanlı oyunları isminin verilmemesinin nedeni de hainlikle suçlanmasına bulduğu bir yol olmuştur kendince. Osmanlı oyunları denilirse, padişahlığa, halifeliğe soyunan yeni Osmanlı ruhunun temsilcisi Cumhurbaşkanı hiddetleneceğini bildiğinden bu kestirme yolu bulmuş olmalı.

Kırk yıldan bu yana, Kürt sorununda epey değişim yaşandı. Peki her iktidar koltuğuna oturan, niye aynı yöntemleri cilalayarak hayata geçirmekte ısrar etmektedir. İşte burada Türk tarihine yada uygarlığına bir göz atmamız gerekiyor.

Türk uygarlığı çok gizli bir uygarlıktır. O kadar gizlidir ki bazen yokmuş gibi gözükür. Bu uygarlık için hile ve yalan, yakma ve yıktırma çok değerlidir.

Onun için Dersim’de ve Zilan’da, Cizre’de, Silopi’de, Sur’da katletmişler, Sivas ve Maraş’ta, Kırşehir’de yakmışlar, çocuk cesetlerini buzdolabına koyarak saklamaya zorunda bırakmışlar, cesetlerimizi günlerce sokak ortalarında bırakarak gözdağı vermekteler ve bunu Kürt halkı üzerinde her gün tekrarlamaktadırlar. “Vur Kurtul, Sür Kurtul’ kültünü öylesine sarılmışlar ki kimse onları bu kültürden kolay kolay koparamaz gibi duruyorlar.

Türk uygarlığının temasında, barışı birilerini yakarak, birilerini linç ederek algıladıkları için, tüm savaşlarıda birer barış harekatı olarak görürler. Bu gün Kürdistan’daki uyguladıkları vahşetide barış ismiyle anlamaları bundandır.

Bu uygarlığın geleneksel sporlarının başında Sık sık devlet yıkmak ve sonrada kurmak gelir. Ve geleneksel sporlarını dahada genişletmek için yakma ve linç etmeyide eklemişler ki devletin yıkılması uzun sürerse bunlarla meşgul olsun ümmet.

Bu uygarlığın en çok korktuğu şeylerden biride, devletlerini başkalarının kendilerinden önce parçalayıp yıkması ihtimalidir.

Bu uygarlık çok eşitlikçidir, başka devletleri yağmaladıkları kadar kendi devletlerini de yağmalarlar.

Bu uygarlık için rakam uğursuz, söz kutsaldır.

Bütün rakamlar yaşadıkları ülkenin battığını gösterse bile, onlar ülkelerinin dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu ileri süren politikacıların sözlerine inanmayı yeğlerler.

Sır saklamakta çok başarılıdırlar, en sıkı şekilde sakladıkları sır ise ipe sapa gelmez fikirleridir. İcatlardan ödleri patlarcasına korkarlar. Yeni buluşların, yeni yaşam biçimlerinin icatlarda gizli olduğunu iyi bilirler çünkü. Bu nedenlede bilmedikleri veya bilmek istemedikleri her şeye ‘icat’ çıkarma diye otomatikmen refleks gösterirler.

Aslında sakladıkları düşünülen fikirler hiç yoktur ve bu nedenle gizlenilmiş sır olduğu düşünülür. Bazen bir sır şöyle kapı aralığında sızdığında, faili meçhul, yakma, çalma, her türlü insanlık dışı uygulamalar olduğu görülür o sır diye sakladıklarının.

Barışçıldırlar, bu yüzden Kürdistan’da yaptıkları bu kirli savaşa barış operasyonu adını veren tek uygarlıktır.

Doğallığa çok önem verirler, bir erkek çocuğuna ilk öğrettikleri şey küfürdür ve bu küfürleri çocuğa ettirip, sonrada, amcası gördün mü ne kadar akıllıdır diyerek sevinirler. Çocukları öldürürler, birileri çıkıp çocuklar ölmesin dediğinde ise, linç kampanyası geliştirirler anında. Başbakan ve bilumum devlet erkanı, insanların gözlerinin içine bakarak ‘bu yalanları kim uyduruyor, o öldürülenler teröristtir’ der ve ümmet tarafından insafsızca alkışlanırlar. Öyle ya o çocuklar büyüdüğünde ‘terörist’ olacaklar. Yılanın başı küçükken ezilmeli atasözleri de zaten buna mukabilen söylenmemiş midir?

İkramı aşırı derecede severler, bu nedenle, lokantada hesabı ödemesine itiraz eden arkadaşının kulağını kesenler yalnızca bu uygarlığın mensupları arasından çıkar. Günlerce vurduğu Kürtleri cadde ortalarında bıraktıkları gibi. Bu uygulamalar bu uygarlıkta çokça görülen ata yadigarı toplumsal değerlerdir.

Eğlenceye düşkündürler, pikniğe gidip ormanı yakmak, düğüne gidip damadı vurmak en sevdikleri eğlencelerdendir.

Hiçbir psikoloğun çözemediği bir nedenden dolayı balkonda oturanlara düşmandırlar.

Ne zaman futbol takımları galip gelse, ne zaman bir düğün töreni olsa o sırada balkonda oturan birkaç kişiyi vururlar.

İnançlarına sadıktırlar, futbolun döner bıçaklarıyla oynanan bir oyun olduğu inancından, zulüme karşı başkaldıranları linç etmek ve binalarla yakmaktan onları kimse vazgeçiremez.

Kadına çok önem verirler, onun için kadınları evlere özenle saklarlar, en büyük arzuları kadınları içine koyabilecekleri bir kasa icat etmektir.

İcat etmek istedikleri ikinci şey ise, komşunun karısını sakladığı kasayı açacak anahtarı yapmaktır. Her ikisini de başaramadıklarından şimdilik kadınları çeşitli araçlarla öldürerek toprağa gömmektedirler.

Teknolojide kimsenin aklına gelmeyen buluşlar yaparlar, şişeyi kıçına vurarak açmak, arabayı tekmeleyerek çalıştırmak, televizyonu yumruklayarak tamir etmek bu uygarlığın dünyaya armağanları arasındadır.

Bu uygarlık mensupları yalandan nefret ederler.

Hatta zaman zaman, yalana duydukları nefret gerçeğe duydukları nefretin boyutlarına ulaşır. Kırk yıldır Kürtlerle olan savaşı her yıl bitirdiklerini söylerler ama savaş her yıl dahada şiddetlenir.

Yıllarca Kürtler diye bir halk yoktur derler sonra bir gün kalkar Kürtçe tv açarlar.

Çok saygılıdırlar, bu uygarlığın katillere gösterdiği saygıyı başka hiçbir uygarlık göstermemiştir. Mafya babasına, aydın öldürmüş katillere ayrı bir düşkünlükleri var ve onları hep ulusal kahramanları içinde düşünür ve saygıda kusur etmezler.

Fikir tartışmalarını severler, bu tartışmaları genellikle daha hızlı bıçak veya tabancayı çekenler kazanır.  

Geleneklerine bağlıdırlar, evlerini çadır gibi, arabalarını at gibi kullanırlar. Bu nedenle memleketin nüfusunun yarısı yollarda trafik kazalarında telef olmaktadır.

Bu uygarlığın insanları, deneye çok önem verirler, bir mayının patlayıp patlamayacağını üstünde zıplayarak, bir gaz tüpünün infilak edip etmeyeceğini kibrit tutarak anlamak konusunda çok kararlıdırlar.

Kadercidirler, “Allah’ın dediğinin olacağına” inanırlar, Allah da her seferinde “kibrit tutulan gaz tüpü patlasın” der. ‘Sollama beni sollarım seni diyen aracın uçuruma vuvarlansın’ der

Meraklıdırlar, bir dahaki sefere “Allah’ın gene aynı şeyi söyleyip söylemeyeceğini” merak ettiklerinden gene tüpe kibrit tutarlar. Karşıdan gelen aracın üzerine direk giderler, karşı aracın şoförünün korkup korkmadığını sınarlar ve çoğu zaman iki aracın şöförüde korkmadığı için, araçlar kafa kafaya çarpışır ve onlarca ölü ve yaralı olur.

Bu konuda, Allah’ın mı yoksa Türk uygarlığının mensuplarının mı daha inatçı olduğuna kimse karar verememiştir.

Bu uygarlık, bozkırlarda doğayla mücadele ede ede geliştiği için, doğaya meydan okumaktan özel bir zevk alır. Askerleri Kürt coğrafyasında havada uçaklarla ormanlara benzin döker sonra roket atarak yakarlar ve bu işlemin kaç gün devam edeceğini, ne kadar alanı yaktığını merak ede durmuşlardır hep.

Evlerini kumla yapar, binalarını dere yataklarına kurarak doğayla dövüşürler.

Kararlıdırlar, bu mücadeleyi her seferinde kaybetmelerine rağmen asla doğaya taviz vermezler.

Çok paylaşımcıdırlar, bütün dünyaya kendi uygarlıklarını paylaşmayı önerirler. Ancak dünya buna yanaşmaz. 

Bir orduları var kutsallaştırmışlar ve Cumhuriyet tarihi boyunca hiç sorgulanmamış, hiç denetlenmemiştir.

En çok, Mustafa Kemal’in söylediği iddia edilen “Size ölmenizi emrediyorum” sözleriyle övündükleri için sürekli olarak “ölmeyi emrettiler” çocukları öldürüp öldürüp gömmekteler.

Pimini çektiği bombayı askerin eline tutuşturup mevzi mevzi dolaştıran teğmenden, kendi döşediği mayına basarak ölen askerlere aptallar yürümesini bilmiyorlar diyen ve çok uzun yıllar sadece darbeyle ilgilendiler, darbe yapmadıkları zaman darbe planı yapan, bu plan olmadığından da Kürt coğrafyasında katliamlar yapan bir ordusu var bu uygarlığın.

Bu uygarlık mensupları bir süredir Kürdistan illerinde ve ilçelerinde katliamlar yapmakta, yaşam alanlarını top atışlarına tutmakta, çocukları öldürüp buzdolaplarına koymakta, sokak ortasında günlerce öldürdükleri insanların cesetlerinin bekletilmesini bir hobiye dönüştürmüş ve atadan kalan bu uygarlıklarına yeni teknikler katmaktadırlar. Ve bundan da zevk ve şevk duymaktadır bu uygarlık mensupları. Ver yerine ‘Vur Kurtul ve Sür Kurtul’ bu uygarlığın olmazsa olmazı...

İnkarcıdırlar ama iknacı değillerdir bu uygarlığın mensupları.

Beşika Kampına yolladıkları askerlere dünyadan tepkiler gelince DAİŞ’le anlaşarak saldırı yapmasını isterler. Saldırı esnasında da profesyonel kameralarla çekim yaparlar. DAİŞ’in havaya attığı roketlerin görüntülerini yılbaşı şenliği gibi dünyaya yutturmaya çalışırlar. Sonra İstanbul Sultanahmet’te bomba patlatırlar 10 turist öldürürler ve dönüp, Avrupa’ya bakın sizde oluyor ama bizde de oluyor.

Başbakanları kalkıp 500 hedef vurduklarını ve tamı tamına 200 DAİŞ militanının öldüğünü parmakla saydıklarını söylüyor. Bombacının Suriye uyruklu olduğunu söylerler, çünkü bir Suriye kimliği bulmuşlar. Ama olay yerinde bulunan parmaktan alınan iz Adıyaman’daki Dokumacılar grubunun bir elemanına ait olduğu ortaya çıkar. Gelde çık bu işin içinde.

Bombacı bombanın pimini çeker çekmez basın yasağı geliyor. Alman bakanı ikna edemiyorlar. Parmak kimin parmağıdır ulan diye birbirlerine sorup duruyorlar. Sonra MİT derki yahu bu parmak hiçte yabancı değil, biz bu parmak ile Avrupalılara parmak attık ama, adamlar bu parmağı müsait bir yerimize koymasalar bari. İşte bu uygarlık kendininde içinden çıkamayacağı parmak oyunları yapıyor ama neyleyesinki parmaktan kurtulmak o kadarda kolay değil. DAİŞ bomba patlatır solcu ölüyor, muhalif ölüyor, turist ölüyor. Hiç Türkü, AKP’lisi ölmüyor, efsunlu mu yoksa bunlar... Şimdilik durum bu, bakalım bu parmak kime atılan parmağtır göreceğiz. Allah’tan ki Akademisyenlerin barış bildirisi araya girdi de parmak meselesi unutuldu. Haydi hayırlısı diyelim...

Bu makale toplam: 9005 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:10:42:12
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Yazarın Önceki Yazıları

İyimser olunacak hiçbir şey kalmamış … Darbe gecesi pazarlığı... Şırnak’da bu fotoğraf karelerini çizenler… Sözün bittiği yerde miyiz? Büyük Amaçlar Uğruna Ölmek… Musul Operasyonu ve PKK Paşam: Kış tatbikatını Kandil'de yapalım HDP'li vekillerin renk kodları Devletin PKK ile Rafineri Pazarlığı II. Cezayir anlaşması ve Ergenekon'un dönüşü Ankara Kuzey Suriye söylemine hazırlanıyor Uluslararası Koalisyonda PKK’de var CHP ve Babayiğitlik… Bir Kulüp ve Bir Halk Nasıl Diktatör Olunur? Savaşlarda Önce Gerçekler Öldürülüyor Oslo'dan Paris'e - II - (Son terörist kim?) Oslo'dan Paris'e - 1 Kim bu Reza ‘BEY’ Sevgili Yaşar Abi Göçmenler Kürt illerine yerleştirilecek İşte TAK Gerçeği! Vietnam’da Savaşmayı Reddettiler… Amed Spor, FC Barcelona ve Bilbao Kalemin Vicdanı, Kürdün ateşinde… Çöktürme Planı Gazetecilik… Gerçekten haberiniz varmı? Düşmanını hem ağlatan, hemde göbek attıran Komutan: Delil Doğan Uğurlar Olsun Yüreklerin Elçi'si Yürekler param parça… ‘Terbiye’ ederek masaya oturtmak Silvan da bizim Guernica’mız Kaçıncı dünya savaşındayız… Nerede Hata Yapılıyor-2 PKK değişmek ve yeni kararlar almak zorundadır Savaş akıllarını, onlar kendilerini vuruyor… Bark (Yüklenmek) Suriye’de Türkiye masa dışı kaldı Dersim'de ne oldu? Beren Saat’in suçu ne…? Kefenli liderin kefenli askeri olmak Yalan ve Savaş Kırılan Umutlar ve Yıkılan Hayaller Örgütü zor günler bekliyor Ateşkesler bitti: FARC’tan Farkımız olmalı... Ve MIT TIR’ları duble yollara çıktı…. IŞİD Kobane’ye nerden sokuldu….. Biz aydınlar ve Barış MIT TIR’larının hikayesi HDP’ye Bombalı saldırılar….. Katırları da vurdular Ağrı Operasyonunun Planlayıcısı Efkan Ala Türk Liderleri neden Cahil oluyorlar... Bizde de Reha Muhtarlar olmalı mı? Dörtyüz dediysek dörtyüz …… Kendi yalanına inanmak Asker için çözüm süreci bitmiştir… Hükümet HDP’ye büyük bir tuzak kurma hazırlığında Bu Newroz Yalçın Akdoğan Mesaj verecek Barışı ip üzerinde cambazlık sanıyorlar... Fidan neden U dönüşü yaptı? Nutuk Provası Öcalan’ın Mektupları… Mihail Timofeyeviç 'Yoldaş'ın Yarım Kalmış Sevdası Aydınlık Yol ve PKK Meğer Ne Belalar Sarmışım Başımıza - II Hoca'nın Elleri de Elma Toplamıyor… Meğer Ne Belalar Sarmışım Başımıza - I Kobanê Hainlik Mucizeler hep devam ediyor..... Savaş iyidir, hem itibarımızı arttırır hem de tanıtımımızı yaptırır
x