Oktay Yıldız: Sevgili Yaşar Abi

Sevgili Yaşar Abi

Hayat her zaman cömert davranmaz bize. Tersine, çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız birikimlerimizin hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...

Oktay Yıldız

29.03.2016, Sal | 00:23

Sevgili Yaşar Abi
Makaleyi Paylaş

Güney Kürdistan da bu diyarlardan ebediyete göç eden Yaşar Abinin toprağı bol olsun, umarım ebediyette de yeri cennet olur.

Yaşar Abi ile sık sık telefonla görüşmemize rağmen eski günlerdeki gibi bir araya gelip uzun uzun konuşma imkanı uzun yıllar oldu bulamadık. Haberi aldığımda içimden çok derin bir hüzün ve acıyı birlikte yaşadım.

Sevgili Yaşar abi, biz sevgimizi tam olarak birbirimize gösteremedik, hep sevgimizi saklamayı yeğledik. Sevgimizi hep bekletmeyi... Hep ertelemeyi yeğledik. Biz hep uzaktakini sevdik yanımızdakini değil, bir şeyler paylaştıklarımızı değil, ulaşamadığımız kadar uzaklardakileri sevdik... Yanımızdakileri ise hep kırıp geçtik, incitip üzdük, hep ulaşamadıklarımıza sakladık söyleyemediğimiz o güzel sözleri... Hep öksüz sahipsiz bir sevgimiz vardı, ama onu kime vereceğimizi de bilemiyorduk.

Patlayıcı bir madde gibi taşırdık sevgimizi yüreğimizde. Kaygı dolu, ürküntü dolu bir sır gibi taşırdık sevgimizi koynumuzda. Okuduğumuz yoksulluk romanlarında, gözyaşlarıyla seyrettiğimiz filmlerde anlatılan sevgilerle hep avunurduk.

Sevgili Yaşar Abi senin de sık sık dile getirdiğin gibi, Kürdistan, Kültürlerin ve Kavimlerin resmi geçidine mekan olmuş bir tarih hazinesi. Fırat’ın ve Dicle’nin suladığı acıların, çığlıkların ve tüm yok oluşların kutsal coğrafyası. Azrail’in bir an bile boş kalmadığı bu topraklar, kan davalarının, mezhep savaşlarının, kardeş kavgalarının vazgeçilmez bir arenası. Düşmanlık ve kavga Kürdistan’ın binlerce yıllık kültürü. Sevda ve Edebiyat bile şiddet üzerine örülmüş bu topraklarda. Yirminci yüzyılın son demlerinde, bilirsin yüreklerini bu topraklar için ortaya koyanların kahramanlıkları sayesinde değişen çok şey var artık. Ama hala şiddet tüm acımasızlığıyla devam ediyor coğrafyamızda. Belki de zorunlu olarak seviyorlar şiddetle yoğrulmuş bu hayatı. Cehennemin alevi gibi yakan güneşin alazladığı çorak topraklar kadar sert olmak belki de bizim doğamızda var.

Bu yüzden günümüzün insanı çok kolay kavrayamıyor bu kavimi. Onun için akıl erdirilemiyor bu dirence, bu kan tutkusuna, bu husumete.

Türk Devleti, PKK gerçeğiyle karşılaştığında, devletin bin yıllık kardeşlik, dindaşlık tabulara sarılıp devlet-millet naraları arşa çıktığında, batı devletleri bu isyan ateşini yakan insanları gördüğünde bu topraklara ve onun yürekli cengaverlerine daha çok çevirdi gözünü. Bu ateşi, bu direnişi kimse uzun süre anlamlandıramadı. Ne vardı, kardeş kardeş yaşıyorduk şunun şurasında diyenlerde bu kutsal coğrafyanın kardeş kardeş gerçeğini biliyordu aslında. Oysa kavga yalnızca iki kavim arasında yaşanıyordu. İhanet edenler ve etmeyenler arasındaki amansız savaş, basit bir ‘Eşkiya’ davası gibi algılandırılsa da her geçen gün savaş Kürdistan’ın yeni tarihini yazıyordu.

Sevgili Yaşar Abi, Coğrafyamızın kaderini elinde tutan feodal beyler, aşiretler, dinsel gruplar kuyruğunu yakalamaya çalışan bir kedi gibi dönüp duruyordu. Şimdi, insanlık yerine ‘delikanlılık’, gülmek yerine ‘ağırbaşlılık’ aşk yerine ’şiddet’le biçimlenen bu topraklar, yine fırtına öncesi sessizliğinde Sevgili Yaşar Abim, Cizre’de bodrumlarda yakılan insanlarımızın et kokusu sinmiş her yanımıza...

Biliyorsun Yaşar Abi,  Malabadi köprüsü Kürdistan’ın en eski köprülerinden biri. Eski olmakla kalmayıp zarif ve bütün ihtişamıyla Batman Çayı üzerinde durmaya inadına direniyor. Malabadi Köprüsü hem kendisinin hemde sizin tarihselliğinizi ve bilgeliğinizi sembolize ettiğinde sizi ona benzetirim hep. Umarım doğru bir benzetmedir.

Aslında sen bizim son 50 yılın canlı tanığısın. Sözünü sakınmayan bir şövalye. Umut ve sabır veren filozofumuz, her zaman kapısı açık kütüphanemizsin.

Yaşar Abi seninle en son 2016 yılının Şubat ayında konuşmuştuk, duydum ki bu batası diyardan göçmüşün çok üzüldüm, son uğurlanışına gelemedim. Gelemediğim için umarım bağışlarsın beni.

Yaşar Abi artık bir şeyi kesin bir şekilde biliyorum, bir insanın gerçekten değerli bir fikri varsa, bunu anlatmak için “kutsal sözcüklere” sığınmıyor, anlatacağını tekrarlaya tekrarlaya eskitip anlamını kaybetmiş kelimelerin arasında boğmuyor. Onun için “yüce değerlerimiz”, “ulusal çıkar” , “yurtseverlik” sözlerini duyduğum anda konuşan kim olursa olsun ilgimi kaybediyorum. Biliyorum ki bu söylemler pratiğimizde hayat buluyorsa doğrudur ve pratiklerinde bunların gereklerini yerine getirenler zaten işi kutsallık derecesine sokma gereği duymazlar. Eğer bunlar söylemlerde vurgulanılıyorsa bilirim ki arkasına saklanacak duvarlar örülmek isteniliyor. Ben saklanmaya ihtiyacı olmayan insanları dinlemek istiyorum sadece.

Sizde hep duvarların arkasında değil önünde konuştunuz…

Sevgili Yaşar Abi, birbirimizi eleştirirken neden kırıcı oluyoruz doğrusu ben hala anlamış değilim.

Eleştiri, yargılama ve ayırt etme anlamına gelen Yunanca “kritike” sözcüğünden türemiştir. Bu sözcük iyi ya da kötü değerlendirme anlamına geldiği halde nedense bir şeyin kötü yanını gösterme anlamında kullanılıyor. Nedense bizi eleştirenlere dikkatimizi uyanık tutarak dinleme yerine, yumruklarımızı sıkmayı seçenek ediyoruz.

Yaşadığımız ortamın beynimize ister istemez sokmuş olduğu “doğrusu budur!” dogmatiklerinden ve normlardan uzak durabilip bilgi sahibi olmalıyız ki kendi değer yargılarımızı da bu düşüncelerin yanında besleyip geliştirebilelim. Ancak bunlarla birlikte, taraf olmadan ya da olarak eleştiriyi yapabilelim.

Yaşar Abi, eleştiri, nesnesiyle birlikte var olur. Yalnızca eseri değil, örneğin: romanı eleştirmek gerekir, yazarı değil.

Bunları gerçekleştireceğimiz süreç içinde, hoşgörü en büyük erdem olabilmeli. Hoşgörü, kendi düşünce ve inançlarımıza karşıt bulunan düşünce ve inançlara katlanma, onlara tepki göstermeme değil midir? Erdem, kendimizi aşma gücü değil midir? Kendimizi nasıl aşabiliriz bunları yapmazsak?

Edebiyle kaybetmenin her şeye rağmen kazanmaktan daha kıymetli olduğunu söyleyen bir ince damar bizim kültürümüzün içinde de vardır ama ne yazık ki bazen çok zayıf kalmaktadır.

Yasar Abi biz “edep” sözünü çoktan unutmuşlardan değiliz.

“Haram ve helal” kavramlarını yitirmiş ikiyüzlü dindarlar gibi olmamalı durumumuz bence .

Sığ, yoksul, güçsüz, açgözlü, değerler sistematiği olmayan kirli bir kalabalığa dönüşmek gibi bir zaafa düşmemeliyiz.

Kendi hatalarından utanması gerektiğini bilmeyen, gerçekleri söyleyen herkesi düşman belleyen bir umursamazlık bizi kuşatmasın.

Sevgili Yaşar Abi, gerçeklerden duyduğumuz korkuda, gerçekleri duymak istemememizde, gerçekleri söyleyen herkese kızmamızda ben herşeye rağmen bir ümit gördüm ve görüyorum.

Tümüyle utanma duygumuzu yitirmemişiz demek ki...

Bu ümidi canlı tutabilmek, hatalarımızın “utanılacak” hatalar olduğunu sürekli hatırlatabilmek için birey olarak kendi görüntümüzle sürekli karşılaşmamız gerekiyor.

Bunun için de birilerinin olup biteni bütün çıplaklığıyla topluma yansıtması kaçınılmaz bir görev oluyor.

Sevgili Yaşar Abi, biz karşımıza çıkan fırsatları sayısız sanıp, kendimizi hep ölümsüz sanarak yapmamız gerekenleri hep ertelerken, hayat yanımızdan akıp gidiyor.

Sevgili Yasar Abi, karşımıza erken çıkmış sizin gibi ulu çınarları yolun dışına sürerken; bir gün geri dönüp, onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katmıyoruz.

Hayat her zaman cömert davranmaz bize. Tersine, çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz.

Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız birikimlerimizin hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız birgün...

Sevgili Yaşar Abi,  bir bakıyoruz ki bir akşamüstü yanımızda kimsecikler yok, ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir...

Yaşar Abi, utanmamız gereken gerçekleri aslında “övünmemiz gereken meziyetler olarak” sunmak kendimize yaptığımız en amansız kötülüktür aslında.

Yapılan yanlışlıkları ayıplamak yerine, yaşanan çirkinliklerin “aydınlık” adına savunulmasını isteyenler çıktı.

Ama tüm bunlar kültürümüzün içindeki o incecik, güçsüz “edep” damarı tümden de yok olmadığını gösterdi de “yeter artık” diyen  seslerde duyulmaktadır.

Sevgili Yaşar Abi, burada bir hikaye ile devam etmek istiyorum…

Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasından. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırmış. Ama bunu maksatlı yaparmış. Behlül daima Harun Reşid'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırmış.

Bir gün Behlül, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın yorgunluğu ile Harun Reşid'in huzuruna çıkmış.

Harun Reşid sormuş:
- Bu ne hal Behlül, nereden geliyorsun?
- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.
- Ne işin vardı cehennemde?
- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.
- Peki, getirdin mi bari?
- Hayır efendim getiremedim.
Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar; "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.

Sevgili Yaşar Abi, yeniden utanmayı becermemiz, edebi hatırlamamız, dürüstlüğün, onurun ve sizin gibi ulu çınarların değerini bilebilmemiz için gerçekleri görmemiz, gerçekleri saklamak isteyen “egoistlikle” de hesaplaşmamız gerekiyor.

Yaşar Abi, gerçekten ne istiyoruz?
Nedir bu kadar aradığımız ama bir türlü bulamadığımız? Aradığımızı tarif ederken ne kadar da zorlanıyoruz.

Bir şey aradığımız, bir şeye ulaşmak istediğimiz kesin. Ancak neden istediğimizi, neyi aradığımızı tam anlamıyla ortaya koyamıyoruz.

Anlatmaya çabalıyor, ama bir türlü somut kavramlarla anlatamıyoruz.

İstediğimizi bazen bir türküde, şiirde, bir romanın satır aralarında anlatmaya çalışıyoruz.

Bir sıcak dostluk için yığınla türkü bestelenir, sözler kafiyeli hâle gelip şiir olur, satırlar roman olur.

Şimdi duygusallığı, mantıkla dengede tutarak soralım:

Bunca çaba dostluklar için harcanıyorsa peki biz neden avuçlarımızı açıp savuruyoruz dostluklarımızı.

Sevgili Yaşar Abi, size rahmet tüm sevenlerinize ve ailenize sabır diliyor, sevgi ve saygı ile sizi yad ediyorum...

Bu makale toplam: 9541 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:22:27:10
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Yazarın Önceki Yazıları

İyimser olunacak hiçbir şey kalmamış … Darbe gecesi pazarlığı... Şırnak’da bu fotoğraf karelerini çizenler… Sözün bittiği yerde miyiz? Büyük Amaçlar Uğruna Ölmek… Musul Operasyonu ve PKK Paşam: Kış tatbikatını Kandil'de yapalım HDP'li vekillerin renk kodları Devletin PKK ile Rafineri Pazarlığı II. Cezayir anlaşması ve Ergenekon'un dönüşü Ankara Kuzey Suriye söylemine hazırlanıyor Uluslararası Koalisyonda PKK’de var CHP ve Babayiğitlik… Bir Kulüp ve Bir Halk Nasıl Diktatör Olunur? Savaşlarda Önce Gerçekler Öldürülüyor Oslo'dan Paris'e - II - (Son terörist kim?) Oslo'dan Paris'e - 1 Kim bu Reza ‘BEY’ Göçmenler Kürt illerine yerleştirilecek İşte TAK Gerçeği! Vietnam’da Savaşmayı Reddettiler… Amed Spor, FC Barcelona ve Bilbao ‘Vur Kurtul, Sür Kurtul’ uygarlığı… Kalemin Vicdanı, Kürdün ateşinde… Çöktürme Planı Gazetecilik… Gerçekten haberiniz varmı? Düşmanını hem ağlatan, hemde göbek attıran Komutan: Delil Doğan Uğurlar Olsun Yüreklerin Elçi'si Yürekler param parça… ‘Terbiye’ ederek masaya oturtmak Silvan da bizim Guernica’mız Kaçıncı dünya savaşındayız… Nerede Hata Yapılıyor-2 PKK değişmek ve yeni kararlar almak zorundadır Savaş akıllarını, onlar kendilerini vuruyor… Bark (Yüklenmek) Suriye’de Türkiye masa dışı kaldı Dersim'de ne oldu? Beren Saat’in suçu ne…? Kefenli liderin kefenli askeri olmak Yalan ve Savaş Kırılan Umutlar ve Yıkılan Hayaller Örgütü zor günler bekliyor Ateşkesler bitti: FARC’tan Farkımız olmalı... Ve MIT TIR’ları duble yollara çıktı…. IŞİD Kobane’ye nerden sokuldu….. Biz aydınlar ve Barış MIT TIR’larının hikayesi HDP’ye Bombalı saldırılar….. Katırları da vurdular Ağrı Operasyonunun Planlayıcısı Efkan Ala Türk Liderleri neden Cahil oluyorlar... Bizde de Reha Muhtarlar olmalı mı? Dörtyüz dediysek dörtyüz …… Kendi yalanına inanmak Asker için çözüm süreci bitmiştir… Hükümet HDP’ye büyük bir tuzak kurma hazırlığında Bu Newroz Yalçın Akdoğan Mesaj verecek Barışı ip üzerinde cambazlık sanıyorlar... Fidan neden U dönüşü yaptı? Nutuk Provası Öcalan’ın Mektupları… Mihail Timofeyeviç 'Yoldaş'ın Yarım Kalmış Sevdası Aydınlık Yol ve PKK Meğer Ne Belalar Sarmışım Başımıza - II Hoca'nın Elleri de Elma Toplamıyor… Meğer Ne Belalar Sarmışım Başımıza - I Kobanê Hainlik Mucizeler hep devam ediyor..... Savaş iyidir, hem itibarımızı arttırır hem de tanıtımımızı yaptırır
x