Oktay Yıldız: Oslo'dan Paris'e - II - (Son terörist kim?)

Oslo'dan Paris'e - II - (Son terörist kim?)

Aslında suikastların alelacele yapıldığı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Suikast için planlanan yerler bir yana bırakılarak, ilk fırsatta ve hemen yapılması istenildi. Planlanan eylem planına göre Ömer Güney cinayeti işledikten sonra derneğe geri dönecek ve yakalanma riski ortadan kalkmış olacaktı ve aynı zamanda, zaman kazanılmış olacaktı.

Oktay Yıldız

10.04.2016, Paz | 18:27

Oslo'dan Paris'e - II - (Son terörist kim?)
Makaleyi Paylaş

AKP ve Gülen Cemaati arasındaki savaşın şiddetlendiği bir dönemde, sızdırılan Sakine Cansız cinayetiyle ilgili ses kaydı Almanya merkezli bir blog sayfasında ve YouTube’da “Ben Paris’te üç kadını öldüren Ömer Güney’in yakınıyım. Ömer, 17 Ocak’ta tutuklandı. Ömer, tutuklanmadan bilgi ve belgeleri ‘Başıma bir iş gelirse bunları açıklarsın’ diyerek verdi. Ömer öldürme talimatlarını MİT’ten almış. Esas hedefi Sakine Cansız’mış” şeklindeki giriş yazısıyla yayınlandı.

Kaydı yayımlayan kişi, Ömer’in “Eylemden önce defalarca Türkiye’ye giderek MİT’çilerle bir araya gelip eylemi planlamışlar. Uçak biletlerini MİT’çiler almış. Öldürmek için kullandığı silahı ve diğer gereçleri almak için parayı Ömer’e MİT’çiler vermiş” açıklamalarında da bulundu.

Bu kayıtlardan birkaç gün sonra, 14 Ocak 2014’te bu kez de Güney’e MİT tarafından 6 bin Euro para ödendiğine ilişkin bir belge sızdırıldı. 18 Kasım 2012 tarihli belgede “Sara Kod Sakine CANSIZ, KONGRA-GEL (PKK) KCK’nın FRANSA/Paris’teki faaliyetlerinin deşifre edilmesi, ayrıca üst düzey örgüt mensuplarının etkisiz hale getirilmesi” denilerek Cansız’a yönelik eylem planından bahsediliyordu.

Oysa hedef yalnızca Cansız değildi. PKK’nin üst düzey yöneticileri, KNK yöneticileri Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar da Listede vardı. Ses kaydını bir akrabası değil, Güney’le aynı işi yapacak olan Samsun Salıpazarı nüfusuna kayıtlı bir başka tetikçi internete koymuştu. Güney’i cinayet sonrası Türkiye’ye götürülmesi planlanmış, ancak Teyze’nin (Afet Güneş) MİT Müsteşarlığı hayali suya düşünce, işler Arapsaçına dönmüş, Güney’e sahip çıkılmamıştı. Bu nedenle de diğer tetikçiler Avrupa’daki koordinasyon merkezinde, Güney için bir gayret görmeyince MİT’teki diğer kanaatle görüşmüş, onlar da yayınlama emrini vermişler. Afet Güneş ve ekibi Fidan’ın Müsteşarlığa getirilmesini hazmedemedi. Açıkçası nerde ince ise orda kopsun dediler.

Sakine Cansız ve arkadaşlarının katil zanlısı olarak yakalanan bir şahıstan söz ediyoruz. Ömer Güney, hem PKK derneğine üye, hem de kuyu bir MHP’li ve MİT tetikçisi. Daha önemlisi, cinayetten bir gün önce Ömer Güney’in MİT tarafından sorguya çekildiği ve gözden çıkartıldığı anlaşılıyor. PKK derneğinde fotoğrafların kopyalanması olayı bunu açıkça ortaya koyuyor. Durup dururken önemli bir eylemin eşiğinde böylesi gereksiz bir işe sokulması akıl kârı değil.

O sıralar Eski Büyükelçi İsmail Hakkı Musa’nın medyada olağanüstü parlatıldığının da altını çizelim. “Musul Kahramanı İ. Hakkı Musa!” IŞİD’ın Musul’da Başkonsolosluğu basıp 49 görevliyi rehin almasından sonra, MİT Özel Operasyon Dairesi, İ. Hakkı Musa’nın talimatıyla IŞİD yöneticilerini kaçırdı. Karşılığında Musul’daki 49 rehinenin serbest bırakılmasını istedi. Bu istek kabul edildi ve rehineler Türkiye’ye döndü. Bu olay Ankara’da birçok kamu kurumunda MİT’in dış operasyon yeteneğinin zaferi olarak konuşuldu ve İ. Hakkı Musa MİT Müsteşarlığı’na hazırlanıyor. Oysa söylenenlerin gerçekle hiç bir ilgisi yok. 

Eski Brüksel Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, PKK kadrolarına yönelik suikast planlarını yöneten ve organize eden kişidir. 2011 Mayıs ayında MİT, Avrupa’daki PKK kadrolarına yönelik bir planlama yaptı. Planlama, Afet Güneş’in sorumluluğunda, İ. Hakkı Musa’nın koordinasyonunda oluşturulan ekip tarafından hayata geçirilecekti. Öncelikle hedefler belirlendi. Fransa, Almanya, İskandinavya ülkeleri ve Belçika birinci sıradaki ülkeler listesine konuldu. Yeni Ağca’lar, Çatlı’lar ekibine benzer ekipler oluşturulmak isteniliyordu. Kişiler buna göre seçilmeye gayret ediliyordu. Fransa’ya, Ömer Güney dışında kaç kişi yollandığı bilinmiyor. Almanya her zaman olduğu gibi cirit atılan yerdi. Belçika kritik öneme sahip bir ülke, keza birçok PKK kadrosu ve KNK, Konra-Gel yöneticisi ve bazı kurumları burada. Daha önce Bosna-Hersek’te savaşa katılmış profesyonel biri, burası için uygun görülmüş. MİT’in daha önce de Balkanlar’da kullandığı şahıs ve ekibi Türkiye’ye giderek alacağı para ve temin edeceği malzemeler konusunda MİT’le görüş birliğine vardıktan sonra geri geliyor.

Ancak Danimarka ve Norveç istihbaratlarının ortak yaptığı bir operasyonda -ki kriminal bir operasyon bu- bu yakalananlar arasında Bosna vatandaşı biri polis sorgulamasında Belçika’daki şahsın PKK’nin iki önemli adamını öldüreceğini ve çok büyük miktarda para alacağını duyduğunu söylemesi üzerine, istihbarat durumu Belçika İstihbaratına bildiriyor. Şahsın söz ettiği kişiler Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar’dır. Peki, MİT’in anlaştığı bu zatlar kim? Burası daha da ilginç.    

Haris K. ile Fikret B. MPRI kamplarından 13 arkadaşlarıyla birlikte 1997 Mart’ında toplam 15 Bosnalı mücahitle Türkiye’ye getirilmişler. Bunlardan yedisi Bolu’da geceli gündüzlü İngilizce eğitimine tabii tutulmuş, daha sonra 15’i  de Siirt’te hava hizmetleri subayı olarak eğitilmişler. Bir süre sonra eğitimlerinin gerçekçi olabilmesi için, asker ve Özel Timlerle birlikte Gabardağları, Şırnak ve Eruh bölgesi kırsalında çatışmalara götürülmüşler. Bir çatışmada biri bacak dirseğinden, bir diğeri de omuzundan yaralanmış. Eğitimleri gerçekten de gerçeğe dönüşmüş. Yaralı “Gaziler” bir süre GATA’da tedavi edildikten sonra, mücahitlik görevlerini yerine getirmek için memleketlerine yollanmışlar. Artık Bosna’da savaş olmadığına göre bu mücahitlerden bazıları Belçika’ya getirilmiş ve kelle almaları istenmiş. MİT’in çokça emek verdiği bu eski mücahitler, MİT emrinde ve para karşılığında yeni savaşlara yelken açıyorlar. MİT’in yapılan uyuşturucu operasyonunda birinin öttüğünü öğrenmesi üzerine, suikastları iptal etmişler.

Afet Güneş ekibinde olan ve PKK masasına bakan Orhan Yüret, Daire Başkanı, Ufuk K. Ayık, Başkan yardımcısı, S. Asal, Başkan, H. Özcan adlı MİT yöneticileri ekibin pratik yöneticileri.

9 Ocak 2013 tarihinde Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in ‘infaz edilmesinin’ ardından, MİT’e ait bir belgede parafları olduğu için pasif görevlere alındığı söylenen 4 istihbarat yöneticisi, Hakan Fidan ve Erdoğan’ın emriyle terfi ettirildi ve daha üst görevlere getirildiler.

Oysa PKK masasına bakan bu şahıslar, çözüm süreci döneminde de çok etkindiler. Ömer Güney’in cinayetten birkaç ay önce hem Ankara’da hem de Paris’te MİT’in bazı üst düzey yöneticileri ile bir araya geldiği biliniyor, kendisi de bunu doğruluyor. MİT, Avrupa’daki adamlarının güvensizliğe düşmemeleri için Ömer Güney’i bir başka elemanı aracılığıyla ziyaret ederek moral vermeye çalışıyor. Ancak Fransız istihbaratı durumu anlayınca, Seymen’in Almanya’daki evine baskın yapılıyor ve Seymen, suikastı MİT adına işlediklerini itiraf ederek ‘Bey’ kod adlı şahsın MİT üst düzey yöneticisi Kadri T.  olduğunu açıklıyor. Kadri T.  MİT üst düzey yöneticisi Afet Güneş ekibinin en önemli pratikçisidir.

Lili Marleen

Avrupa’da PKK kadrolarına yönelik olarak yapılacak suikast ve kaçırma operasyonlarına verilen  kod isim ise “Lili Marleen”dir.

Ömer Güney’le  konuşan iki  MİT görevlisi Ufuk K. Ayık ve Orhan Yürek’tir. İki MİT mensubunun, görev bölgesi Avrupa, ilgilendikleri alan ise PKK Masası. PKK masasına bakan Ufuk K. Ayık ve Orhan Yürek, 2010 yılının ortalarında PKK’nin Avrupa’daki faaliyetlerine yönelik iki rapor hazırlayıp, MİT srateji merkezine sunuyor. Raporlar, örgütün yapılanması, faaliyetleri ve bağlantıları hakkında bilgiler içeriyor. Örgütün Avrupa’daki önemli isimlerinin listesi ve son durumlarına dair kişisel bilgilere de yer verilmiş bu raporda. İlk raporda 30 kişinin ismi geçerken, ikinci raporda 34 kişinin adı geçiyor.2011 planlaması bu raporlara göre yapılıyor.

Bunun için hazırlanan planın kod adı da “Lili Marleen”. İkinci Dünya Savaşında savaş cephelerinde askerlere dinletilen ve ünlenen Alman şarkısının adı, bir operasyon kod ismi olarak seçilmiş. Şarkının gerçek isminin “Lambanın Altındaki Kız” olması, operasyonların hedefinin örgütün bayan kadrolarını ağırlıklı olarak hedef alınacağının göstergesi adeta. Aynı ekibin Eylül 2012’de hazırladığı üçüncü raporda da “Bazı örgüt yöneticilerinin yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi psikolojik etki sağlar” tezi üzerine hazırlanıyor.

Oslo görüşmelerini sızdırdığı iddia edilen Adem Uzun’un Avrupa’dan kaçırılıp, Türkiye getirilmesi çalışmasına hız verilmesi de raporda özenle vurgulanmış. Erdoğan’ı hiddetlendiren Oslo görüşmelerinin ses kayıtlarının sızdırılması, Adem Uzun’un kaçırılarak Türkiye’ye getirilmesi halinde, Uzun’un üzerinde kalacağı gibi, psikolojik bir hamlede yapılmış olacak. Hazırlanan listede Fatma Ateş kod isimli (Sever) soy isimli bayan, PKK’nin ilk kadrolarından olan “Sakine” Kod (G.Tepe) Remzi Kartal, Zübeyir Aydar, Faruk Eksen, Şiyar, Botan, Songül, “Zozan” kod  A. Bayık, Rıza Altun, F. Çetin, Bedrettin Kavak, Fuat Kav, Süleyman Günyeli ve M. Ayata isimleriyle devam ediyor rapor.  Rapor, 3 kategoriye ayırmış PKK’lileri: 1. Derecede, karar verme noktasında olanlar, 2. derece basında yetkili ve etkili olanlar, 3’cü derecede ise eski kadrolar şeklinde düzenlenmiş. Listede Sakine Cansız adı 19’uncu (SARA kod) Sakine Cansız olarak yer alıyor. 20 sırada ise G.Tepe var. İkisi de eski kadro. Resimler, adresler ve fotoğraflarla detaylandırılmış. MİT’in, Âdem Uzun kaçırmaya yönelik faaliyetine hız verildiği anlaşılıyor. Oslo sızıntısını kapatma bunu tetikliyor sanırım.

Rapora bir de dip not düşülmüş: “Terör örgütü PKK’nin yöneticisi konumundaki 34 isim hakkında kırmızı bülten çıkarılsa bile Avrupa ülkeleri PKK’lileri teslim etmiyor. Daha önceki yıllarda haklarında kırmızı bülten çıkarılan 650 terör örgütü üyesi, Avrupa ülkeleri tarafından iade edilmemiştir.” Yani kendi işimizi kendimiz halledelim demek istiyor...

Aslında suikastlar alelacele yapıldığı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Suikast için planlanan yerler bir yana bırakılarak, ilk fırsatta ve hemen yapılması istenildi. Planlanan eylem planına göre Ömer Güney cinayeti işledikten sonra derneğe geri dönecek ve yakalanma riski ortadan kalkmış olacaktı ve aynı zamanda, zaman kazanılmış olacaktı.

Ama Abla’nın müsteşarlık hayalleri suya düşünce, planlar alt-üst oluvermişti. Cemaat’ın elinde bulunan Ömer Güney’e ait ikinci bir kaset olduğu bilinmekte ve bu kasette Güney’in “Plan değişikliği nedeniyle hemen Türkiye’ye geleyim, caddede çok sayıda kamera var. Beni yakalayacaklar. Yaptığımız plan bu değildi; beni neden ortada bırakıyorsunuz?” dediği söylenmekte.

Şarkışla İlçe merkezine 11, Sivas kent merkezine ise 71 km. mesafede bulunan Polatpaşa Köyü, Ömer Güney'in dünyaya geldiği köy... Güney'in kod ad olarak "Kara Kemal" ismini seçmiş olması da tuhaf. "Kara Kemal" karakteri, Kemal Tahir'in Kurt Kanunu isimli romanında geçiyor. M. Kemal’e yönelik suikast planının anlatıldığı romanın başkarakterlerinden biri olan Kara Kemal, suikastçılıkla suçlanıyor.  Eski bir İttihatçı olan Kara Kemal, yakalanmak üzereyken intihar ediyor.

Abla’nın telefonu

Ayıca belgelerde telefonlar arasında açık olarak da bir isim veriliyor:

Ömer Güney’le Almanya’da aynı iş yerinde çalıştığı yakın arkadaşı Ruhi Semen. Güney’den daha kıdemli olduğu ve ilişkilerin çoğunu direk olarak MİT yöneticileriyle ve “Teyze” lakaplı Afet Güneş’le sağladığı ve Ömer Güney’in Ankara gidişlerini de Seymen’le birlikte teşkilatın yetkilileriyle görüştüğü bilinmekte. Semen’in Türkiye’ye gittiğinde kullandığı telefon Almanya’da aldığı hat... Bu telefondan son bir ayda 17 kez  00905076097050 nolu numara aranmış. Aranan telefon MİT’e ait. Telefonu genellikle “Abla” kullanmakta...

Danışman Bey de suikasta gelmiş

Almanya’da tutuklanan üç MİT elemanından ikisi kefaletle serbest bırakıldı. Grubun lideri ve Erdoğan'ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu'nun MİT başkan yardımcısı olduğu ileri sürülüyor.

Almanya'da Federal Savcılık tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) adına faaliyet gösterdikleri için gözaltına alınan üç kişiden ikisi kefaletle serbest bırakılırken, grubun “ağabeyi” Muhammed Taha Gergerlioğu’nun tutukluluk halinin devam etmesine karar verildi.

Daha önce eski Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yapan Gergerlioğlu’nun MİT Başkan Yardımcısı olduğu belirtiliyor. Almanya'da Kürtlere muhalif kesimlere karşı hareke geçen grubun başında olduğunu ve diğer elemanların kendisinden “Ağabey” olarak söz ettiği belirtiliyor.

Alman istihbarat örgütünün, davanın Paris’te üç PKK üyesi kadının öldürülmesiyle ilgili bağlantılarını açığa çıkarılabileceği düşünülmekte.

Mannheim'de PKK sempatizanlarının yaptığı eylemin resimlerini çeken ajanlar, eyleme katılan bir kişinin resimlerini çekerek Gergerlioğlu'na gönderip, “işinin bitirilmesi”ni istiyorlar.

Alman istihbarat kaynakları, Erdoğan'ın eski danışmanı Gergerlioğlu ve ekibinin Almanya'da MİT adına çalışmalar yaptığını belirtiyor, Türkiye ise her zamanki gibi bunu reddediyor.

Hakan Fidan, kendisinin önünün kesilmesi istendiği için Paris cinayetlerini MİT’in içinde, Afet Güneş’e bağlı grubun yaptığını kabul ediyor, ancak işi sulandırmak için, “ama...” diyerek, MİT içindeki ulusalcı ve cemaatçi odakların yaptığını söylemekte.

Fransızların tüm çabalarına karşın MİT cinayetin çözülmesini istemiyor. Kısaca, ses kaydı ve belgeyi Cemaat internete koydu ama cinayet Afet Güneş’in müsteşarlık hayalinin bir ürünüydü. Kullanılan belge orijinal; MİT’in kullandığı resmi kâğıtlarla ve söylendiği gibi üretilmemiştir.

Oysa o belge 18 Kasım 2012’de düzenlenmiş. Yani cinayetlerden iki ay öncesine ait bir belge. Bu tarih, Güney’in Ankara’ya geldiği tarih oluyor. O belgede yer alan isimler öyle sıradan isimler değil. Bizzat PKK masasına bakan isimler ve çözüm sürecinin altyapısını hazırlayan isimler. Ö. G’nin yayınlanan ses kaydındaki kişiler de aynı isimler.

Zaten olayın her şeyi tuhaf, AKP ve Erdoğan, Cemaat’i terör örgütü kapsamı içine koymak istiyor. Buyur al sana fırsat, eğer Paris cinayetini Cemaat işlediyse Ö.G’ye talimatı veren kişileri, belgede el yazısı olanları neden tutuklatmadı, tutuklamıyor?

Aksine, o belgede ismi bulunan yöneticiler terfi edildi ve S. A.,  Paris cinayetinden sonra MİT Müsteşar Yardımcısı yapıldı.

Şunu açıkça belirtmeliyiz: Oslo görüşmelerini, Emniyet İstihbarat Dairesi elemanları, DİHA ajansının şifrelerini kırarak yükledi. Paris cinayetlerini Afet Güneş planladı ve belgede ismi bulunan kişiler de uyguladılar.

PKK içine MİT elemanı sokmak her zaman çok zor olmuştur. PKK, deyim yerindeyse ketum bir örgüttür. Herkes herkesi neredeyse tanıyor. Örgüt, bir referans olmadan içine insan almıyor. PKK’ye katılanların nerdeyse yüzde 90’nının ailesinden biri örgütün içinde, o olmasa köylüsü içinde var. Yani tanıdık birileri ve birbirleri hakkında bilgi sahibidirler. Ancak KCK bir şehir örgütlenmesini esas aldı ve şehirlerde tabanını genişletince, yine Kürtler içinde devşirebilinen bazı insanlar oluyor. Ekonomik sorunlar yaşayan veya birçok başka nedenden dolay MİT’e veya polis istihbarata haber taşıma elemanı olarak kullanılacak insan bulunabiliniyor.

Tabii PKK’nin bunun farkında olmadığını söylemek mümkün değil. Bu haber elemanı olarak kullanılanlar, sırtlarını devlete vermişler, kendilerine göre daha cesur ve atak oluyorlar. En önde onlar, çünkü “polis beni alır,” kaygısı yok; nasıl olsa bana sahip çıkarlar havası var.

PKK’de bunun farkında ama o da işine göre onları kullanıyor. Aslında bir yanılma var: Bu elemanların getirdiği haberler ne ki? Şurada yürüyüş olacak, şurada cadde kapatılacak, şurada polis araçlarına molotof atılacak. Zaten gizli bilgiler değil bunlar. Polis mahalleye gittiğinde zaten görüyor, biliyor bunları. Ama PKK bunlara ağır görevler veriyor, istihbarat bilgi temin etme, eylem yapma gibi. Yani kendini kanıtla buyur diyor. Durum böyle olunca da PKK haber elemanlarını kullanıyor; hem de kritik yerlerde. E bunlar cesaretli ya, ilk önde olanlar onlar, haliyle polisle de en çok bunlar karşı karşıya kalıyor. Polis alıp getiriyor “Ben MİT’tenim” diyor. Bir değil, on değil. MİT Bölge Başkanlığı aranıyor, soruluyor, ya da MİT elemanları geliyor,” Bu bizim haber alma elemanımız,” deyip alıp götürüyor.

Açık söylemeliyim: Sırtını MİT’e dayamayan kişiler böyle gözü kara o eylemleri yapamazdı belki. Pek çok KCK eylemcisi de o metropol eylemlerini yapamazdı. Çünkü MİT’in KCK içine özellikle İstanbul’da haber elemanları nerede varsa o bölgede eylemler artmıştı. Örneğin Küçükçekmece’de eylem yapılmayan akşam olmuyordu. O elemanlar alınınca, eylemler yok denecek kadar azaldı.

Ve Beyoğlu…

Beyoğlu’nda çok yoğun araç yakma eylemleri vardı.

Burda da MİT haber alma elemanları çoktu. Çoğu savcılıktan arka kapıdan bırakıldılar ama hemen hepsi de deşifre oldu…

Bir de MİT’in veya MİT üzerinden siyaseti dizayn etme çalışması var.

KCK operasyonları içerisinde MİT’in haber elemanlarının olduğu iddiası var. Bu olay istihbaratın bilinmediğini gösterir. MİT’in haber elemanları devlet kadrosu içinde devlet memurları değil’.

“MİT’in örgütün içine sızmalarına baktığınızda, sızmanın suç işlemeden yapılma imkânı yok. Oraya girdiğiniz zaman, o faaliyetlerin içinde olduğunuz zaman karşıdakilerin güvenini kazanmak için de bazı şeyler yapması gerekir ama burada önemli olan şu: Bu yaptığı şeylerin ülkenin aleyhine sonuçlar doğurmaması. Askere, polise kurşun sıkılmaması, canlı bomba eylemlerinin yapılmaması...

Bunların içerisine girdiğinde bir takım kanunların suç olarak tanımladığı bazı fiilleri işlemeden bunların yapılma imkanı yok.

Burada yorumdan kaynaklanan bir hadise olduğunu düşünüyorum. Bence kanunla değil, yorumla bir suç iddiası var gibi geliyor. Örgütün içine sızmış kişileri örgütle işbirliği yapmış olarak görmek kadar bir büyük yorum hatası olamaz.

Bu soruşturma kapsamında yapılan usul hataları, KCK içerisinde pek çok haber alma elemanı deşifre olması sonucunu doğurdu. Haber elemanları, devletin yanında gözüküp para alırken, örgüt içinden bilgi getirmekten çok, örgüte bilgi aktardığı değerlendiriliyor. Yani, birçok köy korucusu, aşiret lideri gibi onlar da saf değiştirmiş durumda.       

Hükümet çözüm sürecini hem dışarda hem de içerde rahatlamak ve hem de sırtındaki bagajdan kurtulmak için can simidi olarak gördü.

Hükümet çözüm sürecinin zarar görmemesi için güya diyalog yolunu tercih ediyor, ancak seçim süreciyle birlikte artık başka dilden konuşacaktır.

PKK de bunun farkında mıydı bilmem. Seçim süreciyle birlikte AKP’nin ortaya koyduğu kendi gerçeğini herkes gördü sanırım.

Erdoğan, 17-25 Aralık darbe girişimleri dediği ve Cemaatle girdiği kıran kırana savaşta her zamankinden daha fazla zamana ihtiyacı olduğundan, provokasyonlar yaparak hem PKK’nin barışı istemediği algısı yaratarak cephelerden birini olabildiğince zamana yaymak istiyordu. Nede olsa cenazeler gelmiyor diyerek halka söyleyecek bir sözü oluyordu. Her ne kadar Cemaate karşı psikolojik üstünlük olsa da, Cemaat daha son kozlarını oynamadığının da bilincinde. 

Son 40 yıldır devletin her damarına girmiş ve devletin en mahrem bilgilerini hortumlarla kendi havuzuna çekmiş Cemaat’in kolay kolay yenilmeyeceğini de bilmek gerekiyor.

Cemaat, MİT’ten ve kozmik odalardan aldığı yazılı ve görüntülü belgeleri henüz kullanmadı ama daha çok sıkıştırılırsa kullanacaktır.

Örneğin 100’ün üzerinde milletvekilinin bel altı kaseti olduğu biliniyor.

Erdoğan'ın “son terörist etkisiz hale getirilene kadar”a hazırlanmak için, zaman kazanmak amacıyla başlattığı “Çözüm Süreci” zaman diliminde PKK’nin önemli kadrolarına suikastlar ve kaçırmalar için MİT’i görevlendirmiş.

Sahi unutmadan O ünlü “son terörist” kim, hiç düşündünüz mü? Ben ve siz olmayasınız? Ya bu “son terörist” annesinden henüz doğmamışsa peki? Şehirlerde katliam yapan askerin yapabileceği bir şey yok. Sizce de, bence de dün ve bugün doğmuş ve yarın doğacak Kürt çocukları da “son terörist” olamaz değil mi?

Kürtlerin Kürtlüklerine, Kürtlerin kimliklerine, Kürtlerin topraklarına sahip olana kadar emin olun  “son terörist” hep olacaktır.

Tüm bunlar size film gibi mi geldi? Hiç gelmesin. Çünkü bunlardan çok daha fazlası da var...

Bu makale toplam: 15498 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:07:07:03
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Yazarın Önceki Yazıları

İyimser olunacak hiçbir şey kalmamış … Darbe gecesi pazarlığı... Şırnak’da bu fotoğraf karelerini çizenler… Sözün bittiği yerde miyiz? Büyük Amaçlar Uğruna Ölmek… Musul Operasyonu ve PKK Paşam: Kış tatbikatını Kandil'de yapalım HDP'li vekillerin renk kodları Devletin PKK ile Rafineri Pazarlığı II. Cezayir anlaşması ve Ergenekon'un dönüşü Ankara Kuzey Suriye söylemine hazırlanıyor Uluslararası Koalisyonda PKK’de var CHP ve Babayiğitlik… Bir Kulüp ve Bir Halk Nasıl Diktatör Olunur? Savaşlarda Önce Gerçekler Öldürülüyor Oslo'dan Paris'e - 1 Kim bu Reza ‘BEY’ Sevgili Yaşar Abi Göçmenler Kürt illerine yerleştirilecek İşte TAK Gerçeği! Vietnam’da Savaşmayı Reddettiler… Amed Spor, FC Barcelona ve Bilbao ‘Vur Kurtul, Sür Kurtul’ uygarlığı… Kalemin Vicdanı, Kürdün ateşinde… Çöktürme Planı Gazetecilik… Gerçekten haberiniz varmı? Düşmanını hem ağlatan, hemde göbek attıran Komutan: Delil Doğan Uğurlar Olsun Yüreklerin Elçi'si Yürekler param parça… ‘Terbiye’ ederek masaya oturtmak Silvan da bizim Guernica’mız Kaçıncı dünya savaşındayız… Nerede Hata Yapılıyor-2 PKK değişmek ve yeni kararlar almak zorundadır Savaş akıllarını, onlar kendilerini vuruyor… Bark (Yüklenmek) Suriye’de Türkiye masa dışı kaldı Dersim'de ne oldu? Beren Saat’in suçu ne…? Kefenli liderin kefenli askeri olmak Yalan ve Savaş Kırılan Umutlar ve Yıkılan Hayaller Örgütü zor günler bekliyor Ateşkesler bitti: FARC’tan Farkımız olmalı... Ve MIT TIR’ları duble yollara çıktı…. IŞİD Kobane’ye nerden sokuldu….. Biz aydınlar ve Barış MIT TIR’larının hikayesi HDP’ye Bombalı saldırılar….. Katırları da vurdular Ağrı Operasyonunun Planlayıcısı Efkan Ala Türk Liderleri neden Cahil oluyorlar... Bizde de Reha Muhtarlar olmalı mı? Dörtyüz dediysek dörtyüz …… Kendi yalanına inanmak Asker için çözüm süreci bitmiştir… Hükümet HDP’ye büyük bir tuzak kurma hazırlığında Bu Newroz Yalçın Akdoğan Mesaj verecek Barışı ip üzerinde cambazlık sanıyorlar... Fidan neden U dönüşü yaptı? Nutuk Provası Öcalan’ın Mektupları… Mihail Timofeyeviç 'Yoldaş'ın Yarım Kalmış Sevdası Aydınlık Yol ve PKK Meğer Ne Belalar Sarmışım Başımıza - II Hoca'nın Elleri de Elma Toplamıyor… Meğer Ne Belalar Sarmışım Başımıza - I Kobanê Hainlik Mucizeler hep devam ediyor..... Savaş iyidir, hem itibarımızı arttırır hem de tanıtımımızı yaptırır
x