Oktay Yıldız: Oslo'dan Paris'e - 1

Oslo'dan Paris'e - 1

Tüm bunlar size film gibi gelebilir? Hiç gelmesin.Maalesef tüm bunlar yaşadığımız gerçeklerin küçük bir özeti. ‘Çözüm Süreci’ndeki Sakine ve iki yoldaşının katledilmesi gerçek. Ömer Güney de gerçek. Silvan, Cizre, Nusaybin, İdil ve Sur vb.de gerçek…

Oktay Yıldız

05.04.2016, Sal | 10:00

Oslo'dan Paris'e - 1
Makaleyi Paylaş

Bilinenlerin bilinmeyenleri de diyebiliriz bu aktaracaklarıma. Herkes ve her kesim bu konuda görüş belirtti. Yanlış doğruya, doğru da yanlışa karıştığı için işin rengi de hayli değişti. Berrak olan, bulanıklaştı kısaca.

     Oslo’dan başlayan süreç Paris’te kana bulanarak, Silvan, Cizre, Sur ve diğer Kürdistan şehirlerinde dehşete dönüştü. AKP hükümeti Askerlerle yaptığı anlaşmayla her türlü vahşeti yapmayı ve eski görkemli günlerine dönmeleri için siyasi sorumluluğu alarak, askerlerden sadece koltuk bende olsun karşılığında görünen, bilinenleri coğrafyamızda bize uyguladı ve bu şiddetle hala devam ediyor.

       Buraya nasıl gelindiğinin öyküsüdür aslında bu yazı. Oslo görüşmelerini kim sızdırdı ve amaç neydi? Olayların başlangıç kıvılcımı olarak görülen Oslo kayıtlarının basına sızdırılmasıyla birlikte bir dizi gelişme peşi sıra bir birini izledi.

      Peki, nasıl olmuştu bu? Devlet ile PKK arasındaki, Oslo görüşmeleri olarak bilinen müzakere sürecindeki toplantılardan birinin ses kaydını Vimeo video paylaşım sitesine yükleyen kullanıcının adı Oneminute

      13 Eylül 2011 günü Dicle Haber Ajansı (DİHA), ses kaydını ve dökümünü haberleştirip abonelerine geçti. Sonra kayıt kısa bir süre sonra DİHA mahreçli olarak Fırat Haber Ajansı'nda da haber oldu.

      Bir süre sonra DİHA, sanal saldırı sonucu haberin siteye girdiğini belirterek, haberini geri çekti ve abonelerinden özür diledi. Bunun üzerine Fırat Haber Ajansı da haberini geri çekerek, şu açıklamayı yaptı: "Haber DİHA yetkililerinin, haberin kendilerine ait olmadığı yönündeki uyarısıyla yayından kaldırıldı. Okuyucularımızdan özür dileriz."denildi.

       Ve fitil ateşlenmişti. Şimdi biz hiç bir yorumda bulunmadan bilenlerden bu bildiğimizi düşündüğümüz bilinmeyenlere ve olan bitene kulak verelim:

  ‘İstihbaratın çok işinin ehli bir ekibi var bu konuda. İstediği sitenin şifrelerini kırıp girebiliyor. Dijital belgeler konusunda uzman anlayacağınız. Ses kaydını yükleyenlerin bunu bağıra çağıra PKK'nın ya da PKK yanlısı birilerinin işi gibi göstermek istemesi de bir o kadar tuhaftır zaten’.

       Oneminute tarafından Vimeo'ya yüklenen ses kaydı, pek sık kullanılmayan Kongra-Gel bayrağıyla açılıyordu.

    ‘Tuhaflıklar bunlarla da sınırlı değil. Ses kaydını siteye yükleyenler, videosuna "Erdoğan'ın içyüzü Erdoğan'ı yakacak" başlığını seçmişti bu daha da tuhaf.

              Hakan Fidan'ın konuşmalarının ağırlıklı olduğu 47.05 dakikalık ses kaydının diğer ilginç bir tarafı ise video kaydının arasına yerleştirilmiş yönlendirici başlıklar. 2011'de yayınlandığında dinlediğimizde pek ilginç gelmeyen o başlık tarzları, 17/25 Aralık'tan sonra internete yüklenen tapelerin hepsinde görmüş olmak dört yıl sonra tabii insanda başka algılara neden oluyor.

        Örneğin: “Barışın önündeki tek engel AKP'nin Türkiye toplumuna karşı ikiyüzlülüğü ve korkaklığıdır”, “Görüşmelerde taleplerimizin meşruluğunu kabul etmediniz mi”, “Önderlikle aramızdaki iletişim kanallarının açık tutulacağını kabul etmediniz mi?” İlk iki soru dışındakileri AKP'yi sıkıştırmak için PKK'den çok, diğer siyasi partilerin de sorabileceği sorular.  PKK sızdırsa muhakkak çıkaracağı, örgütün hoşuna gitmeyecek yerler olduğunu da ekleyelim. PKK’nin yayına sokması mantık işi olmadığını herkes tahmin eder. Zaten devletin kendisi ikna olmadığı için kimseyi de ikna edemedi. Kaydı o görüşmelerde bulunan biri kaydetmiş ve Polis İstihbarata yükletilmişti internete.

       Dört yıl sonra ses kaydını yükleyenlerden biri ilk kez, ses kaydını kimin kaydettiği ve sızdırdığı konusunda isim verdi. Hem de durup dururken. Bu ismi veren kişi de ilginç ve önemli bir şahsiyetti emniyette. Emniyet İstihbarat Dairesi'nin Eski Başkanı Ömer Altıparmak.

       Altıparmak " PKK'nin, maalesef meslek acemiliği mi dersiniz ne derseniz deyin, Oslo'da yapılan tüm görüşmeleri terör örgütü PKK'nin Adem Uzun denilen adamı üstündeki dinleme cihazıyla birebir kaydetti ve bunu terör örgütünün internet sitelerinde yayınladı. Birileri döndü bunu polisin üzerine atmaya çalıştı…" İşte bu söz zurnanın son deliğine gelindiğini gösteriyordu.Tabi asıl hikaye bu değildi?

       http://www.dailymotion.com/video/xy2d42_mit-pkk-görüşmesinin-gizli-ses-kaydı_news. adresindeki ses kaydı iyi dinlenildiğinde, hemen ilk dakikalardan itibaren kayıttan gelen kumaşın zemine sürtünme seslerini duyarsınız. Oysa görüşmelerin ses kayıtlarının resmen alındığı biliniyor. Bu kayıtların iki tarafa verildiği de.

        Ama yüklenen kayıtta, sesi kaydeden cihazın mikrofonunun kumaşa sürtünme sesleri bunun amatör bir çekim olduğunu söyleyebiliriz. Kısaca Paris’te işlenen Sakine Cansız olayının faili Ömer Güney’in ses kaydını alanlar, aynı şekilde bu görüşmelerin de kaydını almışlardır. Yöntem aynı.

      Hükümete göre de bu kaydı internete sızdıran da polis yani cemaat... Ses kaydını DİHA sitesine yükleyenin Polis İstihbarat olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ömer Güney’in ses kaydını alan ve sızdıran ise MİT. Artık buna AKP ve Cemaat savaşındaki mevzi kazanma mı dersiniz, koltuğa oturulması engellenmek istenilen şahısların ekarte edilmesi için yapıldı mı dersiniz o taktir hakkı kamuoyunun. Cemaatle Erdoğan’ın Kürtlere yönelik düşünce ve tutumları aynı olmasına karşın, Cemaat vuralım, tutuklayalım, Okulları çoğaltarak eğitim yoluyla birer iyi vatandaş yapalım, sağlarına baktıkların da Vali’yi, sollarına baktıkların da Kaymakam’ı, önlerine baktıkların da Polis’i ve arkalarına baktıkların da ise Askeri görsünler. Uç noktadakileri de makasla alalım ve böylece kurtulalım diyor, Erdoğan önce sevelim, sonra vuralım ve kurtulalım diyordu. Erdoğan zamana oynuyor. Devletin tüm kademelerinde Cemaat yerleşmiş ve ilk AKP hükümeti döneminde yerleştirildiler.

      Cemaat’in her kesimle ilişkilerinin olması ve önemli oranda tecrübeli bürokrata sahip olması avantajını kullanmak istiyordu yerini sağlamlaştırana kadar Erdoğan. Askerlerden gelecek tehlikeyi bertaraf etmek içinde, kendisi değil de, Cemaatle göğüsleyip, Cemaatle askeri karşı karşıya bırakmak istiyordu. Zaten askeri ancak Cemaat ekarte edebilirdi bunu oda iyi biliyordu. Cemaat’de bunun farkındaydı ve onlar da Erdoğan’ı kullanıyordu. Cemaat dinlediği binlerce insanı özel hayatıyla şantaj yapıyordu, özel hayatla ilgili bilgileri, Cemaat tarafından tehdit aracı olarak kullanıldığını çok sayıda makamı itaate mecbur bırakarak, istediğini yaptırdıklarını, Cemaat’in telefon dinlemeleri sonrasında elde ettiği bilgileri yargı mensuplarının aleyhinde kullandığını, çekilen gizli fotoğraflar ve kayıtlarla her kesime istediklerini yapmaya mecbur ettiklerini, ikinci yöntem olarak ise telefonlardan elde ettikleri bilgileri kullanarak ihbarlarda bulunduklarını ve hükümeti kendilerine bak bizden habersiz iş yaparsan böyle olur, yapma her şeyden haberimiz var bizim. Bir çok kesim Cemaat ve AKP’nin cepheleşmesini ideolojik nedenlere bağlasa da, bu gerçekçi değil. 40 yıldır birbiriyle kardeş olan Milli Görüş ve Cemaat, birden bire neden birbirleriyle amansız bir savaşa girsinler.

           Her hükümet döneminde Gülen’den görüş alan başbakanlar, buna Sayın Ecevit’de dahil ki, yurt dışına çıkmasını isteyen Ecevit’tir, Gülen hakkında açılan dava sonrası bizzat kendisi yurt dışına çıkmasını önermiştir. Ne oldu da AKP ile köprüler atıldı. Bu bir rant savaşıdır tamamen. Gülen’i ABD’de ziyaret etmeyen kaç bakan ve AKP yöneticisi var. Devletin kurumlarına Cemaat kadrolarını yerleştiren AKP’nin kendisi. Bu konu öyle bir kaç lafla açıklanabilecek bir şey değildir anlayacağınız.

       Özellikle Suriye politikalarında derin bir ayrılık söz konusuydu. PKK ile Oslo’da görüşmelerden rahatsızlık duyuyordu Cemaat. Çözüm sürecinin Erdoğan’ın zaman kazanmak için yaptığını elbette her kesten daha iyi biliyorlardı. Sonuçta Kürtleri vurmada hem fikirdiler, ancak zaman konusunda, Erdoğan zaman uygun değil diyerek erteliyordu, çünkü zamana ihtiyacı vardı. Hükümet olmak istiyordu tek başına. Cemaat’de bunun farkındaydı KCK‘ye yönelik operasyonlara hız veriyordu, bir tarafta da TV kanallarında Kürtleri rencide eden diziler tam gaz çekiliyordu.

       Böyle traji-komik bir durum yaşanıyordu. Hanifi Avcı’nın ‘Haliç’te yaşayan Simonlar’ kitabı bu durumu iyi izah eder’.

Burda Kitapla ilgili bir kaç şey ben söyleyeyim ki kafalarımızda bir karışıklık olmasın. Kitabın ismi ilginç. Cemaatla bir ilgisi yok ismin. Çelik ailesi Elazığlı ve aileden, Güler Çelik (Halide), Ayten Çelik ve Yılmaz Çelik (Simon) 1980’lı yıllarda PKK’ye katılmış çeşitli görevlerde bulunmuşlardı. Ayten Öğretmen ve Diyarbakır Zindanında Elazığ gurubu davasında yargılandı, Uzun yıllar içerde kaldı ve tüm Zindan direnişlerine katılmıştır. Güler Diyarbakır bölgesinde uzun süre çalıştı burada yakalandı ve içerde uzunca kaldı. Yılmaz Çelik Diyarbakır’da yakalandı. Daha sonra kendi kardeşlerine işkence yapacak kadar zalim bir vicdanın sahibi oldu.

           Hanefi Avcı’nın adamı olarak bilinir itirafçılar arasında. Kitabın ismi işte Simon’un kendi kardeşlerine işkence yapacak kadar dehşet bir ruh haline bürünmesi, Avcı’yı da dehşete düşürmüş olmalı ki, Haliç’te yaşayan Simon’lar koymuş.

Verilen talimat ,'MİT binasını basın! Hakan Fidan'ı getirin'

‘Hakan Fidan'ı gözaltına almak için yollara ve havalimanına polis dikmişler. İstanbul'da MİT yöneticileri gizli çıkışları kullanarak binadan çıkmış.

       MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın tutuklanmak istendiği 7 Şubat 2012'deki krizde Polis ile MİT elemanları çatışmanın eşiğine gelmişler. Soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya 7 Şubat'ta Hakan Fidan ve 4 MİT görevlisini telefonla arayarak ifadeye çağırdı. Bir gün sonra MİT Hukuk Müşavirliği savcılığa itiraz ederek kanundaki istisnai hükümleri iletti. Ancak savcı bu itiraza direndi ve 10 Şubat'ta ifadeye gelmeyen istihbarat görevlileri hakkında gözaltı kararı aldı.

      Savcının talimatıyla İstanbul'daki MİT Bölge Başkanlığı ve diğer istihbarat binalarına gözaltı işlemi için polisler sevk edildi. Benzer bir hareketlilik de Ankara'da yaşanıyordu aynı gün. Ankara’da gözaltı için MİT Müsteşarlığına doğru harekete geçen polis ekipleri hükümetten gelen emirle geri çevrildi. Çünkü polislerin kapından içeri girmesine müsaade edilmeyecekti ve çatışma ihtimali söz konusuydu.

     Polisler durumu savcıya bildirdi. Savcı gözaltı kararında diretti ve polislere verdiği emri yerine getirmemeleri halinde haklarında işlem yapacağını söyledi. Ekipler yeniden harekete geçti. Polis güçleri ve MIT personelinin karşı karşıya gelmemeleri için yeniden devreye girildi ve polislerin MİT binasına gitmeleri engellendi. Böylece muhtemel bir çatışmanın önüne geçilmiş oldu.

     Müsteşar Hakan Fidan'ın Ankara'dan ayrılma ihtimaline karşılık, yol güzergâhında ve havaalanında polis tedbir aldı. Fidan dışarı adım atması halinde gözaltına alınacaktı. Ancak, Gül ve Erdoğan'ın "gitme" emri üzerine, plan alt üst oldu.

        Ankara'da yapılanların bir benzeri İstanbul'da işleme konuldu. Gözaltı listesinde emekli MİT eski müsteşarı Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş de vardı. Polisler Taner ve Güneş'i evlerinde bulamadı. Çünkü MİT her ikisini de çoktan başka yerlere nakletmişti. MİT'in İstanbul'daki Bölge Başkanlığı ve diğer binalarına polisler gönderildi. Ancak ekipler buralarda da mukavemetle karşılaştı. İstihbaratçılar, polisleri kapıda oyalarken, Taner ve Güneş acil durumlarda kullanılmak üzere önceden oluşturulan gizli kapıdan çıkış yaptı. Eli boş dönen polislerin takibi MİT Yasasında hızla yapılan değişikliğe kadar devam etti. MİT görevlilerinin ancak Başbakan izniyle soruşturmaya tabi tutulabilecekleri yasayla düzenlenince takip durdu.

        MİT Müsteşarı Fidan, Sakine Cansız olayında haberi olmadığını ve kendisinin bilgisinin olmadığını söylemektedir. Oysa bu olay hala kendi emri altında çalışanlar tarafından, Afet Güneş tarafından organize edildiği ve Afet Güneş tarafından 11 kişinin bu tür cinayetler işlemek üzere değişik ülkelere yollandığını bilinmektedir. Burada bir parantez açmak gerekiyor: Afet Güneş 1978 yılında MİT’e girmiş, asıl mesleği bankacılık olan Afet Güneş, Gerek Diyarbakır da, gerekse de İstanbul da üst düzey PKK’lilerin hemen tümünün sorgusuna katılmıştır. Ajanlaştırma ve itirafçılık teklifleri yapan en önemli MİT yöneticilerindendir.

     Avrupa da bu güne kadar MİT böylesi bir eyleme girmeyi göze almamıştı. 

Bu makale toplam: 14662 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:10:24:31
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Yazarın Önceki Yazıları

İyimser olunacak hiçbir şey kalmamış … Darbe gecesi pazarlığı... Şırnak’da bu fotoğraf karelerini çizenler… Sözün bittiği yerde miyiz? Büyük Amaçlar Uğruna Ölmek… Musul Operasyonu ve PKK Paşam: Kış tatbikatını Kandil'de yapalım HDP'li vekillerin renk kodları Devletin PKK ile Rafineri Pazarlığı II. Cezayir anlaşması ve Ergenekon'un dönüşü Ankara Kuzey Suriye söylemine hazırlanıyor Uluslararası Koalisyonda PKK’de var CHP ve Babayiğitlik… Bir Kulüp ve Bir Halk Nasıl Diktatör Olunur? Savaşlarda Önce Gerçekler Öldürülüyor Oslo'dan Paris'e - II - (Son terörist kim?) Kim bu Reza ‘BEY’ Sevgili Yaşar Abi Göçmenler Kürt illerine yerleştirilecek İşte TAK Gerçeği! Vietnam’da Savaşmayı Reddettiler… Amed Spor, FC Barcelona ve Bilbao ‘Vur Kurtul, Sür Kurtul’ uygarlığı… Kalemin Vicdanı, Kürdün ateşinde… Çöktürme Planı Gazetecilik… Gerçekten haberiniz varmı? Düşmanını hem ağlatan, hemde göbek attıran Komutan: Delil Doğan Uğurlar Olsun Yüreklerin Elçi'si Yürekler param parça… ‘Terbiye’ ederek masaya oturtmak Silvan da bizim Guernica’mız Kaçıncı dünya savaşındayız… Nerede Hata Yapılıyor-2 PKK değişmek ve yeni kararlar almak zorundadır Savaş akıllarını, onlar kendilerini vuruyor… Bark (Yüklenmek) Suriye’de Türkiye masa dışı kaldı Dersim'de ne oldu? Beren Saat’in suçu ne…? Kefenli liderin kefenli askeri olmak Yalan ve Savaş Kırılan Umutlar ve Yıkılan Hayaller Örgütü zor günler bekliyor Ateşkesler bitti: FARC’tan Farkımız olmalı... Ve MIT TIR’ları duble yollara çıktı…. IŞİD Kobane’ye nerden sokuldu….. Biz aydınlar ve Barış MIT TIR’larının hikayesi HDP’ye Bombalı saldırılar….. Katırları da vurdular Ağrı Operasyonunun Planlayıcısı Efkan Ala Türk Liderleri neden Cahil oluyorlar... Bizde de Reha Muhtarlar olmalı mı? Dörtyüz dediysek dörtyüz …… Kendi yalanına inanmak Asker için çözüm süreci bitmiştir… Hükümet HDP’ye büyük bir tuzak kurma hazırlığında Bu Newroz Yalçın Akdoğan Mesaj verecek Barışı ip üzerinde cambazlık sanıyorlar... Fidan neden U dönüşü yaptı? Nutuk Provası Öcalan’ın Mektupları… Mihail Timofeyeviç 'Yoldaş'ın Yarım Kalmış Sevdası Aydınlık Yol ve PKK Meğer Ne Belalar Sarmışım Başımıza - II Hoca'nın Elleri de Elma Toplamıyor… Meğer Ne Belalar Sarmışım Başımıza - I Kobanê Hainlik Mucizeler hep devam ediyor..... Savaş iyidir, hem itibarımızı arttırır hem de tanıtımımızı yaptırır
x