Mustafa Balbal: Feridun Yazar'ı Anmak ve Anlamak

Feridun Yazar'ı Anmak ve Anlamak

Kürd siyasetinin duayenlerinden biri olan Feridun Yazar’ın 72 yıllık fırtınalı yaşamı, maalesef dört yıl evvel amansız bir hastalık nedeniyle Ankara’da son bularak hepimizi derinden üzmüştü. Aslında herkes için yaşamın sonu kaçınılmaz olsa da, yaşam diğer biçimiyle iniş ve çıkışlarla dolu bir süreçtir. Ama bazı insanların yaşamı tahmin edilemeyecek ölçüde fırtınalarla dolu ve sıra dışıdır. Bu sıra dışı özelliğe sahip önemli şahsiyetlerden biri de kuşkusuz Feridun Yazar’dı.

Mustafa Balbal

14.06.2020, Paz | 14:03

Feridun Yazar'ı Anmak ve Anlamak
Makaleyi Paylaş

Onun yaşamının bütününü anlatmak ne köşe yazılarına, nede kitaplara sığdırmanın mümkün olmadığını çok iyi bilen dostlarından biriyim. O bakımdan, onun yüce emeğini ve örnek kişiliğini sadece bu köşe yazısıyla anlatmaya çalışmak, biliyorum ki oldukça eksik kalacaktır. Ama kuvvetle inanıyorum ki, Kürd halkı, diğer önemli Kürd şahsiyetleri gibi, Feridun Yazar’ın da örnek kişiliğini ve saygın mücadelesini birçok eserle yeni kuşaklara aktarıp ölümsüzleştireceklerdir.

Feridun Yazar, kendi şahsına münhasır bir yaşam felsefesiyle gelecek nesillere birçok konuda ışık tutacak derinlik ve nitelikte bir Kürd siyaset adamıydı. Kendine has fikirleri nedeniyle, yaşamı yoğun bir mücadele, özgüven ve başarıyla geçti. O bakımdan, onun başarısının gerilerine gidildikçe bir yurtsever, militan, siyaset adamı, hukukçu ve kanaat önderi gibi birçok kimliğiyle onu görebilmekteyiz.

Kürd siyasetinin duayenlerinden biri olan Feridun Yazar’ın küçük yaşlardan itibaren Kürd ulusal mücadelesine meyil göstermesinin temel nedenlerinden biri, kuşkusuz Kemalist Cumhuriyetin başat pratiğinden biri olan 1926 Kürd sürgünüdür.

Dedesi Mıhemed ağa da o dönem Aksaray’a sürgüne yollanır. Gelişen, Şeyh Sait, Barzani ve Berzenci hareketleri kaçınılmaz olarak Mıhemed ağayı da iliklerine kadar etkiler. Zamanla bu etki, oğul Reşit ağadan, torun Feridun Yazar’ın Kürd ulusal mücadelesine omuz vermesine kadar uzanır. Daha da önemlisi, 1951 senesinde babası Reşit ağa, onu ilkokula kaydettiği gün kulağına eğilerek; “oğlum oku, ama Kürd olduğunu ve Kürdçe’yi asla unutma” der. O ise, babasından aldığı bu nasihati ölünceye dek, kendi siyasal yaşamının odağında daima muhafaza etmeğe gayret eder. Cezaevlerindeki işkence tezgâhlarından direnerek geçen Feridun Yazar, bu nasihati her gün biraz daha kendi beyin hücrelerine kazır.

1966 yılında suikastla öldürülen T-KDP başkanı avukat Faik Bucak ile Kürdçe gramerin yazarı avukat Kemal Badilli gibi önemli Kürd şahsiyetlerden de etkilenen Feridun Yazar, lise yıllarından itibaren kendini ulusal mücadelenin içinde bulur. Urfa yerlisi olarak kendilerini tanımlayan faşist öğrenci egemenliğinin alaşağı edildiği lise dönemlerinde sayısızca sol eylemde yer alarak devrimci bir kişilik kazanır.

1963’te İstanbul Hukuk Fakültesini kazandığında, Süleymaniye kahvehanesine takılan Musa Anter, Medet Serhat ve Canip Yıldırım gibi önemli Kürd şahsiyetlerden de feyiz alan Feridun Yazar, üniversite sürecinde giderek militan bir kişilik kazanır.

1968’de Deniz Gezmiş’le tanıştığında, Paris’te başlayıp dünyanın birçok ülkesine yayılan öğrenci işgal-boykot hareketlerinin devamı onun da iştirakiyle ilk defa İstanbul Hukuk Fakültesinde gerçekleştirilir. Bu işgal hareketi kısa sürede tüm Türkiye’ye yayılır. Aynı tarihlerde kurulmaya çalışılan DDKO’nun kuruluş çalışmalarına da katılmayı ihmal etmez. Hukuk fakültesini henüz bitirmiş bir genç hukukçu olarak, 1969 Hilvan mitingindeki konuşmasında azınlıklar konusuna zekice dikkat çeker. Mitingde “Türkiye’nin Lozan antlaşmasının 39. maddesine riayet etmesi ve dolayısıyla Kürd’lerin anadilleriyle eğitim görmesi bir zorunluluktur” açıklamasında bulunur. Böylece lise döneminden Üniversite bitimine kadar olan süreçteki tüm siyasal aktivitesi polis tarafından takip edilerek devlet nezdindeki sicili giderek kabarır.

Bu nedenle 12 Mart 1971 askeri muhtıra döneminde DDKO davasından tutuklanıp cezaevine gönderilir. Musa Anter, İsmail Beşikçi, Canip Yıldırım, Mehdi Zana, Terzi Niyazi, Ferit Uzun, Tarık Ziya Ekinci, M.Emin Bozarslan ve İbrahim Kaypakkaya gibi birçok politik şahsiyetin de bulunduğu cezaevinde uzun süre kalır. Tahliye olduğu gün önemli bir cümle kurarak; “bir fakülte mezunuydum, şimdi ikinci fakülteyi de bitirmiş olarak cezaevinden çıkıyorum” der. Bu cümle, Musa Anter ile cezaevindeki diğer arkadaşlarını çok etkiler. Üniversite ve cezaevinde edindiği siyasal bilinç ve yaşam tecrübesi onu daha da ideallerine ulaştıracak bir derinlik kazandırır. Cezaevinden çıktıktan sonra Urfa’da bir müddet avukatlık yapar. Daha sonra 1977 belediye seçimlerinde sol grupların yoğun olarak yer aldığı CHP’de belediye başkan adayı olur.

CHP’deki Kürd karşıtı yerli Urfa’lılar gerek mahalli ve gerekse genel merkez nezdinde onun adaylığına sert bir şekilde karşı çıksalar da, Feridun Yazar 1977’de tüm sol fraksiyonların ezici desteğiyle belediye başkanı seçilir. Urfa’da günde 3-5 kişinin öldürüldüğü bir dönemde belediye personelinden müteşekkil kalaşnikoflu 6-7 korumasıyla beraber, kendisi de elinde otomatik silah taşıyan ilk belediye başkanı olarak anılır.

Kürd’lerin Urfa’da ilk defa mahalli düzeyde zımni olarak temsil gördüğü dönemde belediye başkanı olan Feridun Yazar eşiyle beraber sokakta yürürken, faşist bir militanın sıktığı 8 kurşuna hedef olur ve ağır bir şekilde yaralanır. Sağlığı henüz düzelmeden 12 Eylül’de gerçekleşen askeri cunta tarafından yine Diyarbakır cezaevine atılarak yıllar boyu insanlık dışı işkencelere maruz bırakılır.

Diyarbakır cezaevindeki vahşete karşı gösterilen direnişe destek veren Feridun Yazar, hiçbir faşizan dayatmaya boyun eğmeden yıllar sonra onuruyla cezaevinden tahliye olur. Uzun süre siyasi yasaklı kalan Feridun Yazar 1987’de tekrar SHP il başkanı olarak siyasete devam eder. Kürd’ler kitlesel olarak SHP’den kopmaya başladıktan sonra 1990’da oluşturulmaya çalışılan HEP(Halkın Emek Partisi)’in kuruluş çalışmalarına fiilen katılır. Jitem ve benzeri karanlık yapıların Kürd’lere demokratik siyasal yolları tıkamaya çalıştığı 1992’de tüm baskılara rağmen HEP’in genel başkanlığına seçilir. Daha sonra mahkeme tarafından kapatılan HEP’ten sonraki diğer partilerin kuruluş çalışmalarına katılmaya devam eder. Daha sonraki süreçlerde hakkında açılan davalardan ötürü 1998’de tekrar uzun süre cezaevine atılır.

2004 seçimlerinde Urfa’da tekrar DEHAP’tan Belediye başkan adayı olur. Bu adaylık sürecinde, onun siyasi perspektifini kabullenmeyen parti içerisindeki birtakım klikler zımni olarak seçim çalışmalarını engellemelerine rağmen, partinin hiçbir zaman alamayacağı oyu almayı başarır. Daha sonra, 2005’te beraber kurduğumuz “Kürd Demokrasi Formu ve Akademik Araştırmalar Derneği’nin” başkanlığını sürdürür. Dernek kapatıldıktan sonra, kısa bir süreliğine siyasete ara vermiş gibi algılansa da, aslında bu algı tamamen bir yanılgıdan ibaretti. Çünkü demokratik ulusal mücadelesiyle hiç bir zaman bağını koparmadı.

1 Kasım 2015 genel seçimlerinde Urfa’da tekrar HDP’den milletvekili adayı olur. Maalesef bu seçim, onun yürüttüğü onurlu ve bir o kadar da meşakkatli siyasal mücadelesinin ve yaşamının beklenmedik hazin son durağı oldu. Demokratik ulusal mücadelesine olan derin bağlılığına bir kez daha şahit olduğum bir konuya değinmeden geçemeyeceğim; 1 Kasım 2015 seçimlerinde aday olduktan hemen sonra akciğer kanseri olduğu tespit edilmişti. Mücadelenin tedaviden çok daha önemli olduğunu bize söyleyerek tedaviyi seçim sonrasına erteledi. Ne yazık ki, kendi tedavisini ertelemesi, gelişecek dramatik süreci daha da hızlandırmıştı. Diğer yandan, asla hak etmediği adaylık sıralamasındaki yeri nedeniyle kendisinin kazanma şansının hiç olmadığını, ama en azından diğer adayların şansını yükseltebilmek ve Urfa’da süregelen mevcut statükoyu bu şekilde alaşağı edebilmenin kendisi için çok önemli bir görevi olduğunu birçok defa bana ifade etti. Bunu Feridun Yazar’dan duyduğumda, ona olan saygım bir kat daha artmıştı.

Diğer yandan, eski bir genel başkan olarak, daha da önemlisi, ömrünün tümünü Kürd ulusal mücadelesine adamış ender bir Kürd siyasetçisi olarak Urfa’da adaylık sıralamasında olması gereken bir sırada yer verilmediğinden dolayı incinmiş olduğu gözden kaçmıyordu. Gaziantep eski belediye başkanından tutun, Bitlis’li şeyhlere kadar alakasız olan daha nice kişilere vekillik yolu açılırken, eski genel başkanlardan Feridun Yazar gibi önemli bir şahsiyetin önünün tıkatılması büyük bir ayıp ve haksızlıktı.

Feridun Yazar, gerçeklerle çelişen işte bu tür çarpık siyasal anlayışın karşısında dik durması bazılarını rahatsız etmekteydi. Buna rağmen, 50 günü aşkın sürede canla başla koşturduğu yoğun seçim çalışmaları onun sağlık grafiğini maalesef kritik bir noktaya sürüklemişti. Sağlığını hiçe sayacak kadar ulusal mücadelesini önemsemesi tüm yaşamındaki özverisinin önemli örneklerinden biriydi.

Yine meşakkatli yaşamının son örneklerinden birine değinmeden geçemeyeceğim; 1 Kasım seçimlerinde televizyonda yaptığı siyasi bir konuşmadan dolayı hakkında açılan dava Ankara’ya nakledilmişti. Yaşamının son günlerinde ve hasta yatağında bayağı zayıflamış, adeta kıpırdanamaz ve konuşamaz haldeyken bile ifadesini almak için polislerin ısrarla eve kadar gelmek istemesi yaşamının nasıl meşakkatli geçtiğinin adeta net ve son fotoğrafıydı.

Türkiye’nin ölümcül fırtınalarla çalkalandığı dönemlerde bilgeliği, cesareti ve kendine özgü duruşuyla demokratik ulusal mücadelesinden asla taviz vermeyen Feridun Yazar’ın “Kurdevari” duruşundan ötürü, bazı klikler tarafından anlaşılmak istenmediği, dolayısıyla siyasal başarısının engellenmek istendiği bir gerçektir.

Feridun Yazar her şeye rağmen, Kürd halkının reel taleplerini odaktan çıkarıp çevresel sorunlar gibi alan dışı bir yığın boş kavramı mücadelenin odağına oturtanların karşısında bir şövalye gibi savaştı. Bu bağlamda kendisine daima minnettar kalacağız. Tüm yaşamını demokrasiye, insan hakları ve Kürd ulusal mücadelesine adayarak, bu yolda büyük değerler yaratıp ağır bedeller ödeyen Feridun Yazar, maalesef çok erken vakitte bizlere veda etti.

O, bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, onun anıları daima mücadelemizde yaşamaya devam edecektir. Çok yakın bir dostu olarak, aramızdan ayrılışının yıl dönümünde, onu bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum. Daima ışıklar içinde uyu FERİDUN ABİ…

                                                                                                                                        

                                                                                                                                       Mustafa BALBAL                                                                                                                                                                                                                                                                       

Bu makale toplam: 3337 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:23:04:23
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x