Mesut Baştürk: Silahlı Yoldan Demokrasi, Barışçıl Yoldan Bağımsızlık Olur mu?

Silahlı Yoldan Demokrasi, Barışçıl Yoldan Bağımsızlık Olur mu?

PKK, Kürdistan'ın bağımsızlığı için silahlı mücadeleyi başlattı, güçlendi, daha sonra bağımsızlık yerine demokratik cumhuriyet tezini savunmaya başladı.

Mesut Baştürk

08.11.2016, Sal | 10:49

Silahlı Yoldan Demokrasi, Barışçıl Yoldan Bağımsızlık Olur mu?
Makaleyi Paylaş

Olur diyorsanız, başarılı olmanız çok zor.

Hele bir de barışçıl yollarla, Kürdistan'ın bağımsızlığı tezini savunuyorsanız günümüz şartlarında çok daha zor.

Yaşadığımız günlerde hemen hemen herkesin ortak düşüncesi durumun gittikçe kötüleştiği gelecek günlerin daha da kötüleşecebileceğidir.

Peki Kuzey'de işler neden iyi gitmiyor?

Bu konuda çok farklı görüşler olabilir. Olmalıdır da. Sorunların üstüne cesaretle gidilirse, düşünceler özgürce tartışılabilinirse doğruları bulabiliriz.

Bana göre, işlerin iyi gitmemesinin en temel nedeni siyasi hareketlerin söylemlerinin ve yaptıklarının tamamen ters olmasından kaynaklanıyor. Ve bu yanlış yıllardır sürüp gidiyor.

Bu yanlışlar en başta demokratik cumhuriyet isteyenlerin amaçlarına barışçıl yollarla değil de silahlı mücadele ile varma stratejisi ve Bağımsız Kürdistan isteyenlerin hedeflerine silahlı mücadele ile değil de barışçıl yöntemlerle varma stratejisidir.

PKK, Kürdistan'ın bağımsızlığı için silahlı mücadeleyi başlattı, güçlendi, daha sonra bağımsızlık yerine demokratik cumhuriyet tezini savunmaya başladı.

Bağımsızlıktan vazgeçip demokratik cumhuriyet tezine geçtikten sonra bile silahlı mücadeleye devam etme kararı parti içinde ciddi tartışmalara ve kopuşlara neden oldu.

Demokratik cumhuriyet statüsü için gerilla savaşı günümüzde de tüm yoğunluğuyla devam ediyor.

AKP'nin Kürt sorununda barış sürecini başlatması, HDP'nin önünü açtı. AB ile iyi ilişkiler askeri vesayetin yıkılması süreci, barışçıl mücadeleyi kolaylaştırdı.

HDP'nin Haziran seçimindeki başarısının nedenlerinden biri ister beğenelim ister beğenmeyelim Türkiyelileşme politikasıydı. Bu politika metropollerde yaşayan Kürtleri HDP'ye yöneltti. Bunun en temel göstergesi metropollerdeki mitinglerde yüzbinler, birlikte yaşama istemi, Kürtlerin kendi kimlikleri ile siyasi arenada görünmek istemesi talebiydi.

Kürtlerin dışında Alevilerin, azınlıkların, Türk sol ve demokratların ve diğer ötekiler de bu politikayı destekledi. Bu arada Selahattin Demirtaş gibi karizmatik bir liderin oluşu da çok olumlu katkı sundu.

Yaşanan bu gelişmeleri en iyi analiz eden Tayyip Erdoğan oldu.

Erdoğan'ın her onbeş günde bir kamuoyu araştırması yaptırdığı biliniyor. AKP'deki düşüşün durması, HDP'deki yükselişin önünü kesmenin tek bir yolu vardı.

Çatışmalı ortam, cenazeler, kaos, gerginlik, korku, çözüm sürecinin sonlandırılması, İslam'a ve bayrağa sarılma.

İlk olarak Ergenokon ile ittifaka girerek düğmeye bastı. İki polisin öldürülmesi barış sürecinin bitirilmesinin bahanesi oldu.

PKK de geleceği okuyamadı. Erdoğan'ın tuzağına düştü. Savaş başlatıldı. Çatışmalı ortam sonucu yükselen ırkçı, İslamcı, Şoven düşünceler batı illerinde yükselişe geçti. HDP'ye yönelik tutuklamalar başlatıldı.

PKK ise anlaşılmaz bir şekilde HDP'nin en çok oy aldığı, tamamen hakim olduğu birkaç il ve ilçelerde öz yönetim ilan etti. Hendekler kazıldı, barikatlar kuruldu.   

Halkın önemli bir kesimi evlerini terk etti. Devlet tank top ağır silahlarla barikatlara karşı saldırıya geçti. Yüzlerce genç insanımız hayatını kaybetti. Topluca yakıldı.

 Mahalleler haritadan silindi. Aylarca süren sokağa çıkma yasakları hala devam ediyor.

Peki bu yıkımın ağır kayıplarının sonuçları konuşulup tartışıldı mı? Hayır.

Yapılan yanlışlardan doğru ders çıkarma yerine yerine yapılan yanlışları doğrularcasına barikat ve hendek siyasetine gerekli destek verilmemesinden dolayı özür dilendi.

Yani ayni yanlışları gelecekte daha fazla yapma mesajı verilmiş oldu.

Barışçıl ortamda barışçıl mücadele ile 6 milyon oy 80 milletvekili, çatışmalı ortamda 5 milyon oy ve 60 milletvekilliği elde edildi. Kayıp bir milyon oy ve 20 milletvekili.

PKK şiddetini artırdıkça devlet de HDP'li belediye başkanlarını, üyelerini tutukluyor, dokunulmazlıkları kaldırılıyor. Şiddet kademeli artınca devlet de demokratik alanı biraz daha daraltıyor.

Silahlı eylemler caydırıcılık yerine devlet terörünü daha da azgınlaştırıyor.

HDP'li milletvekilleri topluca tutuklatabiliyor.

Halbuki demokrasi için barışçıl mücadele yöntemi ile hedefe varma yolu daha kolay, her seçim sonrası başarı grafiği yükseliyor. Politik kazanımlar büyüyor. 100'den fazla belediye kazanıyorsun.  Acılar azalıyor, can kayıpları yaşanmıyor. Barışçıl gösterilerde kitle desteği artıyor.

Barışçıl mücadelede devletin baskı politikası da zorlaşıyor. Terör kartı boşa çıkıyor. Baskıcı politikaları uygulamaya koyma isteminde eli zayıflıyor.

Yaşananlara bakınca demokratik cumhuriyet için silahlı mücadele yarar değil, zarar getiriyor.        

Amaç demokratik cumhuriyet ise HDP'nin önünü açmak daha doğru, barışçıl yollar doğru tercihtir.

Haziran seçimlerinden sonra Erdoğan'ın tuzağına düşülmeseydi, Kasım secim sonuçları çok farklı olabilirdi.

Erdoğan'ın çözüm sürecini bitirme hamlesine karşı, Kasım seçimine kadar barıştan yana tavır konulsaydı, HDP dışındaki Kürt parti ve grupların da desteği alınsaydı, seçimlerde kaliteli ve temsil gücü yüksek adaylar çıkarılabilseydi, Kürt sorununun çözümünde, çoğunluğu ikna edici projeler geliştirilebilseydi 6 milyon oy, 7 milyona çıkarak milletvekili sayısı yüzü geçebilirdi. Kürtlerin eli daha da güçlenir AKP'deki düşüş durdurulamazdı.

Bugün yaşanan ağır koşullar yaşanmayabilirdi.

Diğer taraftan Kürdistan'ın bağımsızlığı talebi ile mücadele eden Kürt partileri ise Türk devletinin demokrasi isteyenlere karşı gösterdiği şiddeti ciddi bir bağımsızlık talebi karşısında neler yapabileceğini hesaplayamamak veya buna göre yapılanmamak anlaşılır gibi değil.

Yaşadığımız coğrafya Avrupa olsaydı, olabilirdi. Bunun somut örneği var. Çekoslovakya örneğinde olduğu gibi 1993 yılında CEK Cumhuriyeti ile Slovakya ayrılığı gibi.

Yaşadığınız coğrafya bir de Ortadoğu olunca işler daha da karmaşık hale geliyor. Demokrasi geleneklerinin olmadığı, ulusal ve dinsel, mezhepsel farklılıklar ve düşmanlıklar radikal çözümleri daha da zorlaştırıyor.

Üstelik Kürdistan'da bağımsızlık veya federasyon talebinde sadece kendi sömürgeci ülken değil, diğer sömürgeci ülkeler de müdahil olabiliyor.  Uluslararası konjonktür bile belirleyici olabiliyor.

Devletin bugüne kadar bağımsızlık veya federasyon isteyen partilere yönelmemesinin en önemli nedeni bu partileri ciddi bir tehdit olarak görmemesi ve batı kamuoyuna silahlı yapıları olmayan Kürt partilerine izin vererek Türkiye'de demokrasi olduğunun algısını yaratmaya yöneliktir.

Asıl tartışmalı konu Kürt sorununun çözümünde federasyon talep edenlerin ne tür bir örgütlenme ve mücadele bicimi yapmalı sorusudur.

Federasyon tezini savunan partilerin geçmişte illegal örgütlendikleri bilinen bir gerçektir.

Sömürgeciliğe karşı savaşarak amaçlarına varmak istediklerini programlaştırmışlardı.

Federasyon tezini savunanların geçmişteki gücü ile bugünkü gücünü karşılaştırdığınız zaman ters bir durumla karşılaşıyoruz.

Kazanılan belediyeler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, dernekler, üniversiteler, liseler, sokaklar, miting ve yürüyüşlerdeki büyük kalabalıklar somut gerçeklerdir.

Şöyle bir soru sorulabilir. Neden eskiden çok güçlüydü ve neden bugün çok güçsüz?

Günümüzde kitleler neden federasyon çözümüne ilgisiz?

Sebepleri, nedenleri tartışılmalı ve araştırılmalıdır.

Türk ırkçılığının tavan yaptığı günümüz koşullarında barışçıl yollarla bağımsız Kürdistan'a veya federasyona ulaşmak barışçıl yollardan demokratik cumhuriyete ulaşmaktan çok daha fazla zor koşullardan geçebilmeyi gerektiriyor.

Metropollerde parti binalarında tabeladaki Kürdistan yazısından dolayı yaşanan zorlukları en çok bu arkadaşlar yaşıyorlar.

Şu anda, Güney Kürdistan hükümetinin onbinlerce peşmergesi, tankı topu, ağır silahları ve de arkasında ABD gibi bir müttefik olmasa yaşama şansının olmadığı çok basit bir gerçek değil mi?

Bağımsızlık ve federasyon isteyen partilerin başarıya ulaşma yolunda handikapları oldukça fazla.

Yaşlanan kadrolar, kitleselleşememe, karizmatik bir lider çıkaramama, ekonomik sorunları aşamama, mevcut kadroları koruyamama, bölünmeye devam etme, bir televizyon kuramama gibi ciddi sorunları acilen çözmeleri gerekmektedir.

Hükümetin Avrupa ve ABD ilişkilerinin kötüleşmesi, gittikçe otoriter bir yapıya dönüşmesi barışçıl yolların tüketilmesi sonucunu da doğurabilir.

Bu konuda hükümetin Avrupa Birliği ile ilişkilerini bitirmeye hevesli olduğu, Avrupa Birliği'nin de Türkiye'yi gözden çıkardığı eğiliminin güçlendiği de bilinen bir gerçek.

Özellikle ABD'nin Türk hükümetinin çok büyük baskısına rağmen Suriye'de PYD'yi tercih etmesi, hükümeti Musul operasyonunda da devre dışı bırakması ABD -TC ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.

Hükümetin politikası dışarda zayıflarken, içerde ise güçlenmektedir. Mevcut politikaların devamı gelecekte en çok barışçıl mücadeleyi zora çıkaracaktır.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden ve NATO'dan çıkması ise bağımsızlık tezini savunanların elini güçlendirecektir.

Kürdistan'ın geleceği için bireyler farklı statüler talep edebilir. Bunlar çok doğaldır.

Farklı tezler savunduğu icin birbirimizle kavga etmenin hiçbir mantığı yoktur.

Kürt halkının çoğunluğunun nasıl bir statü istediği sorusuna ise bu konuda araştırma yapılmadığı için bir şeyler söylemek zor.

Ama genel seçimler ve belediye seçimleri baz alınırsa halkın büyük çoğunluğunun HDP çizgisini tercih ettiği sonucuna varabiliriz.

HDP'ye alternatif olabilmek için HDP'nin yanlışlarını eksiklerini iyi analiz etmek gerekir.

En başta da varmak istediğiniz hedefe, uygun mücadele biçimlerini yaşama geçirmek gerekir. 

Bu makale toplam: 4751 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:11:12:44
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x