Mehmet Kobal: Ulusal Kazanımlar Devletsız Korunamaz.

Ulusal Kazanımlar Devletsız Korunamaz.

Ortadoğu'da birinci dünya savaşından sonra Kürdistan toprakları, Fransız ve İngilizlerin önderliğinde, Türk, Pers, ve Arap devletleri arasında dört parçaya bölüştürülmüştü. Yüz yıllık istikrarsızlığın süreklileştirilmesi Kürdistan coğrafyası ve Kürd.

Mehmet Kobal

28.06.2014, Cts | 19:58

Ulusal Kazanımlar Devletsız Korunamaz.
Makaleyi Paylaş
Ortadoğu'da birinci dünya savaşından sonra Kürdistan toprakları, Fransız ve İngilizlerin önderliğinde, Türk, Pers, ve Arap devletleri arasında dört parçaya bölüştürülmüştü. Yüz yıllık istikrarsızlığın süreklileştirilmesi Kürdistan coğrafyası ve Kürdlerin parçalanması üzerinde sağlandı. Mevcut istikrarsızlık kurdurulan ırkçı ve uyduruk devletlerle kontrol altında günümüze kadar geliştirildi. Dolayısıyla bütün Kürd isyan ve özgürlük arayışların vahşice bastırılmasında mutabık olan Türk, Arap ve Perslerin birbirlerine benzer şövenliği ve Kürd'e bağımsız devlet hakkı laik görmeme retorikleri, Kürdlerin kanlı gövdeleri üzerinde bina ettikleri kolonyalist sistemle asalaklığı sürdürme sefilliğidir.

Bu korkunç haksızlık halen işgal, ilhak ve sömürgecilikle sürdürülmek isteniyor. Ortadoğu ve mezapotamya'nın yerli ve kadim bir milleti olan Kürdler çok ağır cezalandırıldı. Yirminci yüzyıldan yirmibirinci yüzyıla taşırılan bu vahşi sömürgeci sistem elli milyon'u geçkin Kürd toplumuna her türlü barbarlığı reva gördü. Bütün dünya devletleri ve kamuoyu Kürdler üzerinde denenen kimyasal silahlara sahitlik etti. Uyguladıkları kitlesel şiddet politikalarıyla Kürdlere ve kendilerinden olmayan etnisitelere cehenemi yaşatan bölge devletleri kurdukları sistemle sayısız katliam ve jenosid planladılar.

Gönümüz Irak, Suriye özgülünde ortadoğu'da yaşanan kamplaşma ve Sünni, Şii devletleri üzerinde sürdürülen vekalet lokal savaşların temeli, Kürdistan'ın parçalanması ve Kürd halkının, aşiretlerin, ailelerin dikenli tel, mayinli tarlalarla birbirlerinden ayrıştırılması, bölünmesiyle atılmıştı. Bir kaç devletin projesi olan IŞİD'ın saldırılarıyla birlikte Kürdistan Peşmerge ordusunun Kürdistan'ı bölgeleri kontrol altına alarak halkı terörist saldırılardan korumasını tarihi Kürd şehri Kerkuk bazında firsatçılık olarak değerlendiren sömürgeci basın ve avanak yazarlarının son yakın tarihten bi haber gibi görünmeleri şaşırtıcıdır. Özgür Kürdistan'ı saymazsak, Güney batı Kürdistan (Suriye) Kuzey Kürdistan (Türkiye) ve Doğu Kürdistan (İran) parçalarının yüz yıllık mücadele geleneği ve kitlesel potansiyele rağmen işgal altında kurtulmalarına imkân tanımayan bölge ve dünya devlet yöneticilerin, psikopat lejyonerlerden oluşturulan Irak Şam İslam Devleti IŞİD, Elkayde, Elnusra gibi islamcı terör örgütlerin şehirleri bu kadar rahat ele geçirmelerine seyirci kalmaları yürütülen vekalet savaşın itirafı oluyor.

Elnusra, Elkayde ve IŞİD terör örgütlerin, Türk, Suudi, Katar ve belli başlı körfez devletlerince Suriye ve İran eksenine karşı desteklenmesinin görünür hale gelmesi bazı devletlere fatura edilsede,Waschington ve AB başkentlerin son dönemde Tahran üzerinde yeni bir konsesüs arayışına girmeleri «dost», düşman espirisinin ekonomik, politik çıkarlar temelinde her an değişebilir pozisyonunda kalması insanlık için büyük tehlikedir. Zaten Türk, Pers ve Arap devletleri özellikle son dört yılda Suriye, Irak özgülünde bir çatışma içindeler. Dolayısyla oluşturdukları paravan terör örgütleriyle vekalet savaşını pratik olarak yürütüyorlar. Ayrıca kitlesel idam politikası ve vahşi uygulamalarıyla IŞİD'ı aratmayan İran yönetiminin ABD ve AB yönetimleriyle işbirliği teklifinde bulunmasıda yeni dengelerle nefes alma politikasıdır.

Görünen o ki, Emperyalist dünya devletlerin üçüncü bir dünya savaşını uluslar arası tekelleri için mevcut durumdan daha karlı bulmadıkları anlaşılıyor. Dolayısı ile petrol, gaz ve enerji yatakların yoğun olduğu coğrafyalarda ülkeler içi ve arası çatışmaların şimdilik lokal düzeyde sürdürülmesi nihai stratejileri için bir tehlike oluşturmuyor. Biliyoruzki, farklı etnisiteler bazında insan faktörünü hiçleştiren inkârcı, ırkçı ve sömürgeci devlet yönetimleri, işgal altına aldıkları milletleri ve farklı toplumsal inançları doğaları gereği zorla yönetirler. Mevcut nitelik ve diktatör politikalarıylada emperyalist yayılmacılığın ve müdahalenin ana üsü durumuna gelirler. İran ve Türk kolonizatör cumhuriyetleri'de bu etabı yaşayacaktır.

Irak Baas devleti ve yöneticileri o zorunlu müdahaleyi yaşayınca Kürd pesmerge ordusuda haklı olarak işgal altındaki topraklarını özgürleştirme ve ulusal geleceğini belirleme stratejisini izledi. Bir çok Kürd şehri gibi Kerkuk şehri'de gerçek sahipleri tarafından Arap işgali altında haklı olarak kurtarılmıştı. Ancak ABD yönetimin Kürdlere uyguladığı baskı sonucu Kerkuk Şehrinin yasal olarak Kürdistan Bölgesine bağlanması geciktirilmişti. Fakat Kerkuk, bütün göçertilme, ve katliamlara rağmen Kürd ağırlıklı nufus yoğunluğu, asayışı ve idaresi ile Kürdler tarafında yönetildi. Zaten bu somut gerçek Federal Irak anayasasına göre'de kabul edilmişti.

Ancak genel olarak Şii, Sunni Arapların bitmeyen meshep politikası Kürd şehri Kerkuk ve Kürdistan'i alanların politik resmiyete kavuşmasını geciktirmişti. IŞİD'ın saldırılarıyla birlikte Kürd halkı Peşmerge Ordusuyla birlikte haklı olarak mevcut sınırların güvenliğini yeniden koruma altına alması ve Başkan Barzani'nın ifadesiyle 140. Maddeyi uygulamıştır. Ayrıca Maliki hükümetinin İran'ın bir seksiyonu gibi çalışması, Federal Kürdistan Hükükmetin, Bağımsız devlet hakkını'da tartışmasız teslim etmiştir. Hiç şüphesiz kimi Türk ve Arap ırkçısı çevre ve cahil stratejistlerin, yüz yıllık işgallerine rağmen; Kerkuk, Amed, Kamışlo, Mahabat gibi Kürd şehirleri üzerinde hak iddia etmeleri yaşanacak realiteye bir faydası olmayacaktır.

Kerkuk şehri, coğrafik yapısı ve defalarca göçertilen, imha edilen nufusuyla hep Kürdistan'dı. Kürd ve Kürdistan'ın siyasi olarak parçalanması sosyolojik bütünlük gerçeğini yadsıyamaz. Irak, Maliki ordusunun, yabancısı olduğu ve kendisine ait olmayan Kerkuk, Musul gibi Kürdistan şehir ve alanları için çatışma riskini göze almaması bu gerçeğin ifadesi oluyor. Bu mesaji doğru okumayan Tahran ve Ankara yönetimlerin benzer bir sonu yaşamayacaklarını hiç kimse garanti edemez. Bu gün Şam Baas rejimi'n, Irak Baas rejimin akibetini yaşamamak için inkâr ettiği, katliamdan geçirdiği Güney Batı Kürdistan, (Rojava) halkının ulusal haklarını zorunlu olarak kabul eder hale gelmesi yaşanan realitenin bir sonucudur. Esat rejimin zaman ve dengelerle oynama politikası, Ankara ve Tahran'ın bölge üzerindeki hegomonik ve karanlık planlarının deşifresiyle birlikte çözülmelerinide hızlandıracaktır.
Baas devlet sisteminden farklı olmayan İran işgal cumhuriyetin geleceği karanlıktır. Yıkılmakta olan Suriye yönetiminden başka bölgede beraber olabileceği bir tek devlet kalmamıştır.

Ayrıca Pers, Türk ve Arap devlet yöneticilerin Kürd ve farklı inanç topluluklarına ilişkin birbirlerine benzer politikalarıyla kendilerini farklı gösterme manevraları ve mevcut halleriyle ortadoğu'ya aktör görünmeleri trajik bir durumdur. Aslında Ankara ve Tahran yönetimleri, mevcut yanlış politikalarına inandırılarak müdahale sıralarına razı edilmişler gibi bekletiliyorlar. Zaten Hasan Ruhani'nın Ankara ziyaretinden bir gün sonra, IŞID'ın Maliki güçlerinden şehirleri teslim alması ve Musul Türk konsolusluğun danışıklı dövüş değilse, işgal edilmesi, Ruhani'nin ilk defa ABD'ye ortak operasyon için çağrıda bulunması, keza bazı AB devletlerin İran'da konsolusluk açma diplomasisi ve dolayısı ile bütün bu girişimlerin son dört hafta içine sığdırılması başka türlü okunamıyor.

İran faşist rejimin çağ dışı yönetimi ve kitlesel idam politikası dayanılmaz bir hal almıştır. Fars olmayan halklar patlamaya hazır bir çığ haline gelmiştir.Yatağında boşalırsa İran yüzde yirmilik Şii ırkçı yönetimiyle Suriye'dende beter olacaktır. Dolayısıyla Allah ve cennet için insanları boğazlayan, kelle kesen ve insanları gruplar halinde vinçlerle asan, ırkçılık paranoyasıyla jenosid'ten geçiren devlet yöneticilerin, IŞİD yöneticilerinden farklı görülmesi doğru değildir. Son yıllarda devletler destekli «islamcı» örgütlerin Irak ve Suriye'nin Sünni Arap bölgeleriyle birlikte Filistin ve Ürdün topraklarınıda içine alan geniş bir alanda şeriata dayalı devlet kurma hedefiyle yayılması çok başlı bir projedir.

Türk devletin, Kürdlerle komşu olmaktansa IŞİD'a daha çok kendilerini yakın bulmaları söz konusu projeden ayrı düşünülemez.Türklerin Cumhurbaşkan'ı Abdullah Gül, 12/06/2014 tarihli açıklamasında « Afganistan Akdeniz'ın kıyısına gelmiş» itirafında bulunmasına rağmen, Amed'de Türk işgallerini sembolize eden Bayrağın indirilmesini utanmadan gece gündüz saldırı gündemine dönüştürmeleri ve üç Kürd yurtseverin öldürülmesinden sonra susmaları dikkat çekicidir. Tedaviye muhtaç bu ruh halin IŞİD politikasından ne farkı kalmış?

Bence Türk devleti Kürdleri oyalamayla birlikte, «Koduk'mu oturturuz, indiririz, alnın çatısında vururuz»türü tehdit salvolarıyla Suriyelileşme'ye ve etnik çatışmaya kucak açmış bekliyorlar. Ayrıca Türklerin işgal, ilhak ve sömürgeci sistemlerinden kaynaklı jenosid politikalarına rağmen, Kürdlerden Türk bayrağına, sembollerine saygı beklemeleri Kürd politik hareketlerini sürekli suçdar ve savunma psikozunda tutma tuzağıdır. Asıl problem Kürdlerin büyük emekleriyle kitleselleşen ancak gün geçtikçe ulusal amaçtan uzaklaşan PKK önderliğinin halen bu tuzağı normal bir süreç ezberiyle algılaması Kürdler için potansiyel bir güvensizliğe dönüşmüştür. Ulusal bağımsızlığı hiçleyen bir dayatmayla pusulayı bir hayli karıştırmış PKK önderliğinin, Ulusal hassasiyeti ve mücadelesi ile bilinen Rojava'nın önüne gelmiş bu tarihsel fırsatı ideolojik kaygılarla Suriye'nin bütünlüğüne yorma tehlikesi, Kürdistan ulusal hareketlerin milli birliği ve bağımsızlığı için aşılması zorunlu temel bir devrimci görev haline gelmiştir.

Bölge devletlerinden Türkiye ve Suudi Arabistan'la son uç yıldır ilişki içinde olduğu bilinen IŞİD'ın arka planda başka hangi dünya devletinin olduğu bir muama olsada kısa sürede Suriye, Irak,ta etkili olması ve modern silahlarla mevzi savaşına girmesi kaygi verici bir boyut almiştir. IŞİD, Suriye’de petrol zengini Rakka ve Irak sınırına yakın Deyr Ez-Zor kentlerinden sonra Irak’in Anbar eyaletindeki Felluce ve Ramadi’yide etkisi altına alması ve son olarak Kürd şehri olan Musul kentini'de ele geçirmesi Özgür Kürdistan Bölgesinin istikrarı için ciddi bir tehlike olmuştur. Dolayısıyla bu durumda bağımsız Kürdistan ilan edilmezse, Kürdistan Bölge Hükümetinin mevcut ulusal kazanımları uzun vadede korunamaz. Özgür Kürdistan yönetimi ve Başkan Barzani'nın kabul etmesi halinde diyasporada dahil onbinlerce Kürd, yani hepimiz bağımsızlık için savaşmaya hazırız.

Biliyoruz ki, çoğunluğu yabancıların oluşturduğu IŞİD'ın Rakka’da çıkardığı petrolü Suriye Baas rejimine ve TC'ye satması, Musul'un Malikiye bağlı özel egitimli Dicle operasyan gücü ile birlikte onbinlerce Federal Irak ordusu askerine rağmen direniş göstermeden terk edilmesi ve Musul'un işgali ile Malikiye İran ordusundan özel eğitimli birliklerin yollanması ve daha üç ay önceTC'nın Karkamis sınır kapısında IŞİD ile alış verış ilişkisi ve Kürdlere karşı kullanılması, IŞİD'ı birden çok merkezle ilişki içinde göseriyor. İlk dönem itibarı ile Bati Kürdistan (Rojava) karşı çok etkin kullanılan ve daha sonra Suriye ve Irak'a karşıda harekete geçirilen IŞİD Türk devletin sağladığı olanaklarla geliştirildi.

IŞİD'ın ortadoğudaki ilk üssü Türkiye oluyor. Suriye’nin Rakka kentinde emirlik tesis edilmesi ve iki sınır kapısının IŞİD’ın elinde bulunması bir tesadüf eseri olarak açıklanamaz. Emirlik kurmaya yönelen IŞİD'ın Türkiye işgalinde bulunan Kuzey Kürdistan sınırlarında hayalet gruplar halinde örgütlenmelerine izin verildi. Kürdlere Kürd topraklarını, sınırlarını yasaklayan Türk devleti IŞİD, Kaide, Elnusra ve benzer terör örgütlerine her türlü kolaylığı göstermesi dikkatle değerlendirilmelidir. IŞİD’ın Türk istihbaratının bilgisi dahilinde bidonlarla petrol satışı, sınır boyunda yaşayan halkın günlük bilgisi dahilindedir. IŞİD ile Elnusra ve İslami Cephenin rant paylaşımından kaynaklı çatışma içine girmeleri dolayısıyla TC'nin islami cephe, Elnusra yanlısı tavır belirlemesi IŞİD'la arasını bozmuş olması yaşananları unuturmamalıdır.
Bu makale toplam: 8890 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:18:50:34
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Mehmet Kobal

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin Sefaleti ve Açlık Grevleri Ütopya Nedir? Türkiye düşmansız yönetemez! Siyaset Niçin Yapılır ? ABD ve Rusya Ne Yapmak İstiyor? Sessizlik Savaş Malzemesidir ! Dünya Devletlerinin Kürdistan Hesabı ! Acem Diplomasisi ve Kerkük İşgali! Acem Kılıcı ! İran ve Türkiye'nin Çıkmazı! Yüzyıllık Sykes-Pkot Esareti ve Bağımsızlık Referandumu ! Neden Güvenli Bölge ? Türkiye Demokratikleşir mi? Kürdistan Hava Kuvvetleri ! Koalisyon Güçlerinin Ankara Ayarı ! Kürdler olmazsa Türkiye Ne Yapacak ? Şengal, Kürdlerin Birlik Sembolü Olmalıdır Ateşkes ve çözüm arayışı ! Ateşkes Hazırlığı Türk Kolonyalizmi ! Despotizm ! Cihata açılan kapı! Said'lerin Bağımsızlık Çağrısı ! Musul Kimin Yurdu ? Ortadoğu Jeopolitiği ve Cepheler Savaşı 11 ayda yedi bin insan öldüren AKP çözüm istiyor! Tarih nasıl çarpıtılır? Otoriteryanizm ve Kürd Sorunu Erdoğan'ın Türkiye'si Nereye Gidiyor? İşgalin Kendisi Terörizmdir! Sabrımızı Taşırmayın! Türkler Kürdlerin katili olmayı redetmelidir Son Altı Ayda Kaç Yüz Kürd Öldürüldü? Kürd Halkının Sesi, Tahir Elçi Susturuldu! Savaş siyaseti yönetemez! 'Nankör IŞİD' Operasyonu ve Kürdler Hdp'in Barış Mitingine Ankara'dan Bomba ! Kürtlere Karşı Etnik Bir Savaş Yürütülüyor 'Kürd Millet Mesajı' Doğru Okunmalıdır Kürd Milleti Bağımsızlığa Yürüyor İran Rejimi Her Saniye Suç İşliyor Kadına Bakış Nasıl Olmalı ? Dünyanın en güzel şeyi bağımsızlıktır. Tanrıları Nasıl Yarattık? Kuzey Kürdistan Kimin İşgali Altındadır? ''İslam'' Faşizmi Kuşatılmışlık Kürd Devletiyle Aşılacaktır ! Hamidiye Alayları (Bejikler) Rojava ve Ulusal Kimlik ! Siyasi Temsilin Anahtarı Ulusal Bağımsızlıktır. Cenevre 2 ye Kürd'ler Neden Çağrılmadı ? Kürdistan ve Önderlik Sorunu !
x