Mehmet Kobal: Hamidiye Alayları (Bejikler)

Hamidiye Alayları (Bejikler)

İşgalci Osmanlı devleti güçlerini takviye etmek ve sarsılan otoritesini sağlamlaştırmak için hamidiye alaylarını yedek bir güç olarak kullanmak istemiştir. Kürdistan'da ilhakclığını zor gücü ile yaygınlaştırmak, yeni bir sosyo-politik denge kurmak,.

Mehmet Kobal

11.05.2014, Paz | 08:01

Hamidiye Alayları (Bejikler)
Makaleyi Paylaş
İşgalci Osmanlı devleti güçlerini takviye etmek ve sarsılan otoritesini sağlamlaştırmak için hamidiye alaylarını yedek bir güç olarak kullanmak istemiştir. Kürdistan'da ilhakclığını zor gücü ile yaygınlaştırmak, yeni bir sosyo-politik denge kurmak, Aşiretlerden askeri güç olarak faydalanmak, müslüman, hiristiyan halklar arasında güç dengesini temin etmek ve aynı coğrafyada yıllarca barış içinde yaşayan Kürdlerle Ermeni vb.etnisitelerin muhtemel ittifak ve özgürlük mücadelelerinin önünü almak ve birbirine düşürmek için yerel feodal kuvvetlerin kabalığından faydalanmıştır.

Bu kirli gelenek Osmanlı ve devamı ittihat terakki ve türk çete devletin temel politikası olarak sürdürüldü. Ve tabii Ruslar'ın hegemonik çıkarları için Ermenileri feda etmesi, İngiliz ve Fransız'ların güç dengelerine göre değişen riyakâr politikasi, devletsiz olan Ermeni, Kürd, Keldani gibi savunmasız etnisite ve halkların göçertilmesine ve katledilmesinede hizmet etmiştir.

Kürdler ve Ermeniler arasında milliyetçiliğin yayılması, ayri devletler kurma mücadeleleri üzerine II. Abdulhamid, söz konusu gelişmeyi engellemek, Ermeni ve Kürdlerin yeniden bağımsızlık arzusuyla isyanlara kalkışacağı endişesiyle 20 Ekim 1890 yılında kendi adıyla anılan bir yasayla Hamidiye Alaylarını kurdurur.Türkmen, Kürd, Arap ve Balkan göçmenlerinden işbirlikçi elitler üzerinde bazı grup ve aşiretlere imtiyaz politikasıyla Bölgeyi kontrol altında tutmak isteyen Osmanlı sultanı Abdülhamid, Alaylarla ilgili ilk matbu nizamnameyi 1891 tarihinde, elli üç madde olarak açıklar.

"Hatt-ı Hümayun olarak hazırlanan bu kanunun ilk maddesinde, Hamidiye hafif süvari alayların kuruluş gerekçesinde memleketin düşmana karşı savunulması işinin her ferdin görevi olduğu vurgulanarak ve vatan savunmasi adı altında aşiretlerin katılımı hedeflenir." Ayrıca söz konusu döneme kadar bölgelerden asker toplanamadığı hakikatide göz önünde bulundurularak ulus, inanç ve aşiretler arası çelişkiyi işgalin devamı için sistemli bir plan biçiminde sürdürülür.

Tabii inanç ve etinisitelerin eskisi gibi eşitsizlik içinde yönetilmemesi merkezi hükümeti daha bir saldırganlaştırır. Kürdistan, Batı Ermenistan bölgelerin tamamıyla kontrol altına alınması Etnisite, aşiret ve beylikler arası çelişkinin kullanılması ve birbirlerine kışkırtılmasıyla işe başlanması her zaman olduğu gibi temel bir politika olarak yürütülür. İbrahim ve Kerim paşaların komutasında 121 kanun maddesine binaen kurulan hamidiye alayları, gayrinizami harp üsullerine göre tanzim edilir. Trablusgarp'tada kurulan bu teskilat 1880 yıllında farklı bir biçimle Yemen'de görülür. II. Abdulhamit'in tahtan indirilmesiyle teşkilatın adı, İttihat ve Terakki Partisi tarafından 1910 yılında son yapılan düzenleme ile Aşiret Süvari Alayları olarak değiştirilir.

Kürd toplumu tarafından «Bejikler» olarak adlandırılan işbirlikçi aşiretlerin kullanılması Osmanlı, Rus savaşı sonrası ve özellikle Ermeni, Kürd ulusal kurtuluş hereketlerin geliştiği döneme denk getirilmesi ve günümüzün korucuları biçiminde manipule edilmesi Kürdlere bakış açısının net ifadesi oluyor. Ayrıca kontrol edilemeyen bölge ve aşiretlerin denetim altına alınması için belli ağa ve aşiret yöneticilerine imtiyaz tanınması, vergiden muaf tutulması ve din, kuran fenomeni'de kullanılarak bütün bir toplum baskı altına alınmıştır. Denetime alınamayan aşiretler, denetlenen aşiretler karşısında zayıf düşmemek ve cezalandırılmamak için denetimi kabul etme görüntüsüyle korunma, zaman kazanmak durumunda kalanlarıda olmuştur.

Kaldı ki işgal altına alınmış ve yeraltı, yerüstü zengin kaynakları kendilerine karşı silah gibi kullanılmış, bütün ulusal başkaldırılar vahşice bastırılmış savunmasız, devletsiz milletlerden, cahil, paravan birliklerin oluşturulması egemenliğin devamı için temel bir politika olmuştu. Çünkü osmanlı merkezi hükümeti ve ardıçları bu yöntemlerle fazla suçlanamayacaklarını düşünmüşler. Özellikle Kürdü kürde kırdıran bu kirli gelenek, 1981'de tekrar devreye konulan korucu politikasından farksız görünmuyor. Osmanlı'dan günümüze bir veba hastalığı gibi taşırılan işgal, ilhak ve sömürgecilik politikası tek ırk, tek dil, tek devlet ve bütün renkleri inkâr ve yok saymanın sonucu katliam, tehcir ve jenosid olarak tarihe not düşmüştür.

Merkezi hükümetin manipulasyon için elverişli bulduğu Balkan göçmeni ve Arap,Türkmen, Kürd vb. aşiretlerden oluşan alaylar, Kürt ve Ermeni Ulusal uyanışın yanında, Rus saldırılarına, İngiliz politikalarına karşı'da kullanılması sürekli bir rektifikasyonla sürdürülür. Alayların özellikle Osmanlı karşıtı nufusun ve mücadelenin etkin olduğu yerlerden tanzim edilmesi tesadüf değildir. Erzurum- Van arasındaki Rusya’ ya sınır olan hat, ve İngiltere etkisinin olduğu Mardin-Urfa-hattı'nın belirlenmesi askeri stratejik bir plandır. Ayrıca Hamidiye Alayları olarak kullanılan aşiretlerin, Kürd toplumunca teşhir edilmesi ve ‘Eskerê Bejik’ olarak çağrılmaları ciddi bir ayrışma oluyor.

Özcesi on binlerce insandan oluşan korucu ordusu Kürdler için ne ifade ediyorsa, Hamidiye alayları içinde durum farklı görünmüyor. Devlete bağlı Kürd Aşiretlerin «Bejikler» yani ajanlar olarak isimlendirilmesi 1981'de bazı aşiretlerin koruculuğa zorlanması arasında hiç bir fark görünmemektedir. Ayrıca din kisvesi altında islam inancın devlet eliyle kullanılması keza imamlara, milislere maaş bağlanarak fetva verilmesine rağmen tam amaçlarına ulaşamıyorlar. «Çünkü 150 kişiye yakın eğitimli Kürd ve imam'da karşı fetva vererek onları boşa çıkarma» çabasıyla karşıt mücadele cephesiyle dayanışma içinde olduğunu deklare ediyor.

Zaten Hamidiye alayların oluşumundan kısa bir zaman önce Şeyh Ubedullah önderliğindeki 1879 Kürd Bağımsızlık Hareketin kanlı bastırılması Kürdler üzerinde ağır bir tahribat yapmıştır. Özellikle ondokuzuncu yüzyılın son yarısı ve yirminci yüzyılın ilk yarısı eskisinden daha yoğun bir Kürd ulusal ayaklanma ve isyanlarıyla geçiyor. Balkan savaşı öncesi Kürd bölgesel isyanları ve sonrası 1914 Bitlis ayaklanması ittihat Terakki yönetimin Ermenileri katletme operasyonuna'da bir darbe olmuştu.
Bilindiği gibi tarihte Ermeniler'le Kürdler, özellikle İslamiyet ve Hiristiyanlık öncesinde Van gölünün kuzeyinde, güneyinde ve kuzeydoğusunda birlikte yaşayan, iki ayrı Zerdüşti topluluklar olarak anlatılır. 1870'lerde henüz yeni yayılan milliyetçilik ideolojisi Ermeni, Kürd vb Milletler arasından'da hissedilmeye başlanmıştı. Her millet geleceğini temsil mücadelesini veriyordu. Berlin Kongresinde Anadolu’nun Doğu vilayetlerinde reform talebinde bulunanan Ermeni heyetin önerisi, Rusya'nın çıkarlarıyla tam örtüşmemeden kaynaklı gönülsüz desteğiyle başarılı olamamıştı.

Fakat daha sonra 1887’ de Cenevre’deki mülteci öğrenciler tarafından Hinçak (çan sesi) adlı radikal milliyetçi bir örgütün kurulması keza kısa bir süre sonra 1890'da Tiflis’te ılımlı ve daha büyük bir sosyal demokrat örgütün Taşnaksutyun (Ermeni İhtilal Federasyonu) kurulmasıyla Ermeniler’in ulusal bağımsızlık hedefi Kürdlere nazaren daha bir belirgin olmuştu.

Fakat Ermenileri hainleştiren, Kürdler arası inanç farklılıklarını birbirine kışkırtan, Hamidiye alaylarıyla Kürdleri eşitleyen analiz ve politikalar yaşanan ortak tarihi doğru okumamızı engeledi. Çünkü ilhak ve sömürgecilikle parçalanan Kürdistan ve batı Ermenistan; Türk, Acem ve Arapların inkârcı ve imhacı tarih anlatımları özerine bina edildi. O nedenle yazılı tarihini oturtmayan Kürdler kendilerinden bir satırla, düşmanlarından yüz satırla söz etme çaresizliğini henüz aşamamıştır.

Kürdistan'ı mezbahaya çeviren sömürgeci devletlerin uygulamaları unutuluyor gibi görünüyor ! Söz konusu suçunu Jitem, Ergenekon, korucu, general, polis gibi birim ve bireylerle açıklayarak sürdüren Türk çete cumhuriyeti katlettiği 50 binden fazla Kürdü faili meçhul göstermesi aynı zihniyetin günümüze yansıması oluyor.

1919 Koçgiri, 1924 Beytusebap, 1925 Azadi, 1927-30 Ağrı Zilan, 1938 Dersim.) kullanılması ve 1985’te koruculuğun ilk adımı olarak Korkut Eken’in Jirki ve benzer aşiret mensupları üzerinde aynı oynu tezgahlaması, Osmanlı ve Kemalist ırk devletin zamana uyarlı polikası oluyor.
Ayrıca, 1914-Bitlis ayaklanması, (Ki bu ayaklanmanın ileri gelenlerinden Mela Resul, Şeyh, Şehebbeddin, Mela Selim ve Seyid Ali (Kamuran İnan'ın dedesi). Hareketin başarısız kalması sonucu idam edilmeleride eklenince bütün bir Kürd tarihi katliamlar tarihi olarak okunuyor. Görülen o ki, Osmanlı yönetimi Hamidye alaylarını, Kürdistan bölgesel isyanların merkezileşmesini barajlamak, aşiretleri denetim altına almak ve mücadelenin ulusal özgürlüğe evrilmesini engelemek için kurmuştur. Tabii sınır ötesi savaşlarda'da, örneğin iran ve Rusya'ya karşı da kullanmıştır.

Ermeni siyasi gazetesi Ararat şunları yazıyordu:"Kürt liderleri, Jön-türk partisinin bugün veya yarın kendi halklarına karşı yöneleceği ve ulusal duygularını yok sayacağı endisesiyle hareketleniyor." «Kürt halkının ulusal, sosyal ve ekonomik çıkarlarını ayaklar altına alan Türk iktidarına karşı nefret duyguları besleyen Kürt dinsel ve feodal-aşiret aristokrasisinin yaklaşık bütün kesimleri bir "Kürt Emirliği" oluşturulmasından yanaydılar.

Kürtlerin yaşamakta oldukları bütün bölgelerde İrşad'ın(gizli örgüt) çalışmalarıyla birlikte, gizli bir sesizlik içinde yığınların kaynaştığı ve ayaklanmaya hazırlandığı yerlerde rastlanılmaktaydı. Bir çok dökümanda dikkat çekici olan, ama her nedense gözden ırak tutulan, Kürdlerle Ermenileri düşmanlaştırma politikasının, Osmanlı'dan İttihat Terakki ve Türk Cumhuriyetine daimi bir proje biçiminde başarıyla sürdürülmesidir.

Bitlis'teki Rus Konsolosu, elçisi durumunda bulunan Girs'e, göndermiş olduğu raporda;"Kürtler arasındaki hareketlenmeleri, Musul vilayeti, Bitlis vilayetinin Diyarbekir Sancağı sınırlarına yakın bulunan yerlere dikkat çeker. Diye aktarıyor Célilé Celil. Bir çok bölgede Kürtlerin yerel yöneticileri, Ermeni ve Kürt halklarının Türk karşıtı güçlerini birleştirmeye çalışıyorlardı. Özellikle Bitlis bölgesinde bu yönde atılan adımlar oldukça önemliydi. Bitlis bölgesi Kürtlerinin yöneticilerinden biri olan Mela Selim 1913 yılında, Ermeni ahalinin bulunduğu değişik yerleri ziyaret bahanesiyle, Ermeni hareketi temsilcileriyle fiili olarak temasa geçmişti.»

Kavkaz adlı Rus gazetesi bu konuda şunları yazmıştır: Balkan savaşının sona ermesiyle Kürtlere yönelik geniş çaplı ve oldukça katı tedbirler alındı" söz konusu vergiye daha çocuk yaştakiler dahi tabi tutulmaya başlandı." Türkler görülmemiş bir barbarlıkla vergileri toplamaya çalışmaktaydılar. Kürtlere komşu bulunan Ermeni köylüleri, ayaklanmacılar için değişik şekillerde yardım ev işi ateşsiz silahlar hazırlıyorlardı . Kürt nüfusu arasında ayaklanmaya çağrı niteliğinde bildiriler dağıtılıyordu."
»Diğer bir Ermeni gazetesi Horizon muhabiri güvenilir kaynak göstererek ayaklanmacılara çok sayıda Ermeni'ninde katılmış olduğunu yazıyordu.» İttihat ve Terraki parti Komitesi başkanı Mithad Şükrü; Bitlis'teki olayları Kamil Bedirhan, Simko vb.Kürd toplum önderleri tarafından yapılan "dış kışkırtma"ya bağlıyorlardı.

«Şükrü, Talat Paşa gibi katillerden teşşekül olan komite, ayaklanmanın sonuçlarının ortadan kaldırılması için sert önlemler kararlaştırmıştı. Rusya konsolosuna sığınan Mela Selim ve taraftarlarını teslim alma, yakalama çabasına girmişlerdi. Girs, Kürt hareketinin siyasi bir karakter taşıdığı ve dolayısıyla, harekete katılanların yabancı bir konsolosluğa sığınmaya tam hakları bulunduğu gerekçesiyle karşı çıkmaları işe yaramıyor.

Bu durum ayaklanmacılara tanınan siyasi sığınma, ayaklanmanın hızla bastırılmasında çıkarları olan Alman diplomatlarını da tedirgin eder. Erzurum'daki Alman konsolusu Anders, Harput ve Muş'tan geçerek Bitlise'te,11 Haziran günü Şirkov'u yoklar. «Kasım 1914 tarihinde savaşın başlamasıyla, Türk askerleri Rus Konsolosluğu binasına saldırarak Mela Selim ve diğer Kürtleri yakalayıp derhal ölüm kararını uyguladılar.»

Osmanlı ve Türk iktidarlarının barbarlıkları, Kürtleri yıldırmaktan ziyade, Osmanlı egemenliğine karşı nefreti derinleştirir. Silahlı direnişler devam eder. «Erzurum vilayetindeki Kürtler vergileri ödemeyi redetme hareketi, Erzincan bölgesini de kapsar.Trabzon'daki Alman konsolosu Bergfelit bu dönemde, Bitlis ve Dersim Kürtlerinin başlayan yeni hareketlenmelerini endişeyle haber verir.» diye aktariyor. Célilé Celil.

1914 Mart sonunda meydana gelen Kürt ayaklanmaları barbarca bastırılır.Yöneticiler ve ayaklanmaya katılan sıra neferlerin tümü ölümle cezalandırılır. Şirkov o dönemi söyle açıklar: "Eğer Kürtler bugünkü olaylar sırasında, bir ihtimal, Türklerin sabırsızlıkla beklemiş oldukları şekilde, Ermenilere karşı saldırıya geçmiş olsalardı, onları katletmeyi körükliyebilselerdi, emin olunuz ki, saldıranlardan hiç biri idama mahkum olmayacaktı"diye belirtcekti.

Bu acı gerçeklere rağmen Kürt ulusal hareketleri, mücadelesi ve liderleri, Türk basınında olduğu gibi Rusya basınının bir kısmı ve Avrupa basınında da kasıtlı maksatla «Gerici hareketler» olarak değerlendirilmiş, Kürd ve Ermeni halkları karşı karşıya getirilmek istenmiştir. «Örneğin Daily Telegraf muhabiri açıkça şunları yazmıştı: "Kürt ayaklanmasının liderleri Ermenilere karşı kutsal savaş ilan etmişlerdir." Ünlü Fransız gazetesi Tan ise, Türk iktidarının yaptığı barbarlıkları inkar ederek, «Jön Türklerin gericiliğe karşı reform hareketi» kavramını kullanmıştı.

Keza Novoe Vremya adlı en büyük Rus gazetesi ve Berliner Tageblat gazetesi Kürtlere karşı açık düşmanlık duyguları besleyen diğer devlet gazeteleriydi.

«Avrupa, Türk ve Rusya gazetelerinden farklı olarak, Ermeni gazeteleri olumlu tavır takınmışlardı. Kürd ayaklanması hakkında. Ermeni gazeteleri, aynı şekilde, ayaklanmanın önkoşullarını, amaç ve niteliğini objektif bir şekilde tahlil eden uzun yazılar yayınlıyorlardı.

Mşak gazetesinde yeralan,"Kürt ayaklanması ya da Ermeni Katliamının Başlangıcı" adlı yazı, Bitlis'teki Kürt ayaklanmasının tamTürk karşıtı bir nitelik taşıdığına dikkati çekiyordu. Ayaklanmanin Kürtlerin ulusal uyanışlarının bir sonucu olarak ortaya çıktığına dikkat çekmiştir. "Kürt hareketinin Ermenilere karşı ve onların aleyhinde değil, Jön Türklere karşı bir ayaklanma" olduğunu belirtir.
Mşak gazetesinin redaktorü A.Arakelyan, "Kürt hareketinin durumu gittikçe daha çok açıklığa kavuşmaktadir. Bu hareketin siyasi bir niteliği var ve onu ortaya çıkaran sebepler şimdiye kadar iddia edildiği gibi, soyguncu ya da dini fanatizmde, savunmasız ahalinin emeğine el koymada değil, her şeyden önce, Kürtlerin ulusal oluşum yönünde özerk yönetim organı yaratma emellerinde ifadesini buluyor"diye belirtir. Célilé Celil.

1877-1878 Osmanli-Rus Savaşında mevcut alaylardan bazı süvari birliklerin askeri nizama uygun kurdurulması ayni planın parçası olduğu Sultan Abdulhamid'ten aktarılan ve M.V.Bruinessen açıklamasıyla doğrulanıyor.

Bilindiği gibi M.Van Bruinessen, "Hamidiye Alayları'nı sultana bağlamak, ingiltere ve Rusya'ya karşı önlem almak ve Doğu'da dengeleri devlet lehine değiştirerek aktif bir politika sürdürmek için oluşturulduğunu" belirtir.

Abdulhamid ise bu konuda şöyle demektedir: "Rusya ile harp vukuunda disiplinli bir şekilde yetiştirilen bu hamidiye alayları, bize çok büyük hizmetlerde bulunabilirler. Zapit ünvanı verdiğimiz bu ağalar yeni mevkileri ile pek övünecekler ve çıkarları için zaptı rapt altına girmeyi kabul ederek aşiretleriyle Osmanlı ordusu haline gelecekler."der.

1891 yılında 36 adet kurulan Hamidiye Alayları’nın sayısı, 1894 sonunda artırarak sürdürülür. Alaylar numaralandirilir. 1’den 56’ya kadar numara verilir. Bunlardan bir kismi 51. 52. 53. 54. 55. Alaylar yakınlıkları dolayısıyla Suriyede bulunan 5. Ordu’ya, Hümayun’a bağlanmışlardır. Ayrıca bütün Hamidiye Alayların komandası, görev ve operasyonları merkezi hükümetçe tayin edilir. Komutanları, miralay, albay, kaymakam, yarbay vb. üst rutbelerden oluşur. Aşiret reislerine, aşireti bir arada tutma, getirme, götürme yani bir nevi çobanlık görevi verilir. Maaş, nişan, hediye benzeri ayrıcalıklarla bağlanırlar.

Şeyh Ubeydullah önderliğinde gelişen 1879 Kürdistan Ulusal Kurtuluş hareketine karşı'da kullanılan aşiretlerden onlarca süvari birliği teşkil edilir. Türk Karapapaklar tarafından çıkarılan beş alay ve Araplar tarafından çıkarılan altı alay bunlardan bazılarıdır. Hamidiyelerin varlığına tahmmül göstermeyen Bedirxaniler daima karşı duruş içinde olmuşlardir. Bütün Kürd entelektüel, yurtsever camiası nezdinde, bunun bir oyun olduğu vurgulaması ve karşı çıkması cahillere laf anlatmada başarılı olamamıştır.

Bazı tarihçilere göre Kürd ileri gelenlerin tasfiye edilmesi, Botan beyliğin, Mirlerin, Hükümdarların birbir yıkılması ile ortalık köklerine sahip çıkmayan, cahil, ceberut, talancılara kalır. Bu köksüzler, kürdlerin adini kötüye çıkaran, geleneklerini hiçe sayan, rütbe ve makamlarla Osmanlıların işbirlikçileri haline geldikleri belirtilir.

Hamidiyelerin günümüzde daha çok korucuları tanımlamak için bir referans olarak kullanılması ve 'Kürd'ü Kürd'e kırdırma siyasetin başlangıcı olarak anılması önemli bir tesbittir. 1981'de Hakari'de yeniden başlatılan koruculuk sisteminin oluşturulması ile Hamidye alayların oluşturulmasının temel amacı Kürdlerin öz güvenini kırma, devlet kurma fikrinden uzaklaştırma, birbiri ile çatıştırma ve bitirme projesidir.

Osmanlı işgalci yönetimine göre bu alaylar, dört bölükten az, altı bölükten fazla olmayacaktır. Her alay en az 512, en fazla 1152 kişiden meydana gelecektir. Her dört alay bir liva sayılacaktır. Büyük aşiretler bir veya birden fazla alay, küçük aşiretler ise birkaç bölük biçiminde tertip edilecektir.
Kullanma amaçlı silahlandırılan aşiretlere güvenilmediği için, aşiretlerin birleştirilmesi yasaklanır ve merkezi otoritenin veya ordu kumandanlarının emri ile sadece savaş zamanında birleştirilmesi uygun görülür.! "Hamidiye Alayları Terekeme, Arap, Kürd Cerkez, Arnavut, balkan göçmenlerinden oluşur. Techizat ihtiyacı, kıyafeti, aşiret numarası yazılı bir alamet-i farkı bulunacaktır." diye belirtilir. Ayrıca alayların subayları ise istanbul'da askeri eğitim görmüş devşirmeler ve güvenli aşiret reislerin çocuklarından oluşuyor.

Fakat mevcut dikkate rağmen ağa ve aşiret reislerin çocuklarının eğitildiği istanbul’daki Aşiret Mektebi'nde Kürd milliyetçiliğin filizlenmesi aşiretlere karşı mevcut olan güvensizliğin artmasına neden olur. Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra iktidara geçen ittihat ve Terakki Partisi, Hamidiye Alayları'nın teşkilatını lağveder ve hafif süvari alayları adıyla yeniden düzenler.
Lazarev, Hayal Olan Kürdistan ve Kürt Sorunu isimli kitabında, alayların kuruluş gerekçesini şöyle açıklamaktadır: "Hamidiye Alayları ile, Kürtleri Rusya karşısında güçlü bir askeri siper, İran'a karşı saldırı aracı durumuna getirme amacı yanında önemli amaçlarından biride, Kürtleri Türk idari makamlarının sıkı gözetimi altında durmaya alıştırmak ve gelişecek özgürlük hareketlerine karşıda kullanmak amaçlıdır."

Abdulhamit tarafindan bu işle görevlendirilen Müşir Zeki Paşa,1891 ilkbarında Erzircan'ı merkez seçerek faaliyete başlar. Mirlavâ Mahmût Paşa Van, Malazgirt, Erzurum dolaylarında aşiretlerle görüşmelerde bulunur. Bu durumu kabul edenlerin reislerine ünvan, maaş ve çeşitli imtiyazlar tanır. Beş yıl süren bu faaliyet 1896'da yaygınlaştırılır.

«Hamidiye Alayları’nın Alevi Kürtlerle Sünni Kürtler arasındaki çatışmaları arttırdığı söylense de, bu konudaki en bilinen örnek olan Varto’daki Sünni Cibran ve Alevi Hormek aşiretleri, dini nedenlerden ziyade arazi meselesi gibi sivil meselelerden dolayı çatışan aşiretlerdi. 1925, Şeyh Said isyanında Cıbranlıların Şeyh Said’den yana, Hormeklilerin ise Kemalist güçlerden yana davranmaları isyanı olumsuz yönde etkilemiştir.» Aktaran Ayşe Hür.

11 Ağustos 1981’de Hakkâri’de Huzur 1 adı altında 20'nin üzerinde aşiret reisi ile bir toplantı yapılır. Koruculuğa karşı olan bu aşiretler söz konusu toplantıda korculuğu kabul etmek zorunda kalırlar. Sonunda bütün bölgede koruculuk yaygınlaştırılır. 28 Eylül 1989’da yapılan ikinci zorunlu toplantıda Tuğgeneral Recai Uğurlu’nun katılımcılara ‘ya bizdensiniz, ya PKK’dansınız' tehdinden sonra toplantıyı terk eden Şidan Aşireti Reisi Kaya Öner’ın kardeşinin bir süre sonra ölü bulunması ve bu tehditlere karşı çıkan 13 aşiret reisinin toplantıdan bir hafta sonra bir ay süre ile gözaltına alınması ve tekrar bu 13 reisin serbest bırakılması sonrası yeniden koruculuğa başlamaları çaresizliktendir.
Zaten koruculuğu kabul etmeyenler direkt hedef haline getirildiler. 1997 yılında Refah Partisi Batman Milletvekili Musa Okçu’nun açıkladığına göre Batman’ın Sason ilçesinde daha önce korucu olduğu halde daha sonradan silahlarını teslim eden Keko ve Timok aşiretlerinin erkekleri, güvenlik güçleri tarafından mayınlı bölgede tek sıra halinde yürütülmüşlerdı. Korucu olmak istemeyen Şırnak ve Hakkâri bölgesinde yaşayan Goyan Aşireti’nin tüm üyeleri Irak’taki Mahmur Mülteci Kampı’na yerleşmek zorunda kalmışlardı.'

Aynı yıllarda Diyarbakır’daki aşiretlere zor yolu ile koruculuğu kabul ettirmeye çalışan Altay Tokat Paşa denilen katil, 2006 yılında Sabah gazetesine verdiği mülakatta “Hakkari’deki hakim ve savcıları hizaya getirmek için lojmanlarına birkaç bomba attırdım” diye övünecekti. Devlet tarafından her biri yüzlerce suça bulaştırılan ve 10 bin kişiden fazla devletin sivil ve resmi polis kadrosuna alınan, (ki devlet bunlara gönülü korucu diyor) ve 60 binden fazlası ise halen devletin verdiği maaşla kuruculuğu sürdürmektedir. Tabii asıl daimi kadro memurluk görevleri Kürdistan'a yerleştirilen ve Kürd olmayanlara veriliyor.'

Osmanlı’dan Cumhuriyet'e, Kürdü Kürde kırdırma politikası planlı bir sistem içinde yürütülmüştür. Kuzey Kürdistan Gerilla hareketin 1984’te başlamasıyla birlikte Kürdlere tam bir soykırım dayatılmıştır. 1924 tarihli Köy Kanunu’nun 74. maddesine eklenen iki fırka ile koruculuk sistemine resmiyet kazandırılır. Bu bağlamda, 1985 mayısında, devletin temsilcileri, Abdülhamit döneminde Hamidiye Alayları’na asker veren Beytüşşebaplı Jirki Aşireti ile temasa geçer. Aşiret reisi Tahir Adıyaman, bir savcıyı ve yedi askeri öldürmekten dolayı idam istemiyle yargılanırken devletle koruculuk anlaşması yapınca affa uğrar. iddialara göre Tahir Adıyaman’a Diyarbakır’daki 7. Kolordu Karargâhı’nda aynen Osmanlı döneminde olduğu gibi Kuran’a el bastırılır, ardından dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ’la tanıştırılır.' Bilindiği gibi benzer usuller, bazi Hamidiye aşiretlerinin reislerine de uygulanmıştı.

Kaynakça: Hans Lucas-Kieser, Iskalanmış Barış, Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet (1839-1938), İletişim Yayınları, 2005;
•Ayvarov, Osmanlı-Rus ve İran Savaşlarında Kürtler 1801-1900, Sipan Yayınevi, 1995;
•Martin van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet, İletişim Yayınları, 2003
•Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi-Kökenleri ve Gelişimi, İletişim Yayınları, 1999
•M. J. Lazarev-Ş. X. Mihoyan, Kürdistan Tarihi, Avesta Yayınları, 2001
•Kemal Süphandağlı, Büyük Osmanlı Entrikası Hamidiye Alayları, Komal Yayinlari.
Not: tirnak içine alinarak Célile Celil'den aktarilan pasaj, yazılar Türkoloji Derlemesi 1978 adlı kitaptan Türkçeye çevirilmiştir. İsveç Stokholm’da yayınlanan “Berhem” Dergisi, 1990, 7. sayısında yayınlanmıştır. Bu sorunun genel hatlarıyla bazı yönlerine M.S.Lazarev, E.K.Sarkisyan ve A. Ambaryan 'ın eserlerinde değinilmiştir. Osmanlı imparatorluğu'nun Kafkaslar-ötesindeki İşgalci Siyaseti Erivan,1962). Konstantinopole, 1914 Horizon, 2. IV. 1914. Mşak, 13. IV. 1914. Horizon, 26. IV. 1914.Vb.»

10/05/2014 M[email protected]



Bu makale toplam: 10013 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:18:38:52
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Mehmet Kobal

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin Sefaleti ve Açlık Grevleri Ütopya Nedir? Türkiye düşmansız yönetemez! Siyaset Niçin Yapılır ? ABD ve Rusya Ne Yapmak İstiyor? Sessizlik Savaş Malzemesidir ! Dünya Devletlerinin Kürdistan Hesabı ! Acem Diplomasisi ve Kerkük İşgali! Acem Kılıcı ! İran ve Türkiye'nin Çıkmazı! Yüzyıllık Sykes-Pkot Esareti ve Bağımsızlık Referandumu ! Neden Güvenli Bölge ? Türkiye Demokratikleşir mi? Kürdistan Hava Kuvvetleri ! Koalisyon Güçlerinin Ankara Ayarı ! Kürdler olmazsa Türkiye Ne Yapacak ? Şengal, Kürdlerin Birlik Sembolü Olmalıdır Ateşkes ve çözüm arayışı ! Ateşkes Hazırlığı Türk Kolonyalizmi ! Despotizm ! Cihata açılan kapı! Said'lerin Bağımsızlık Çağrısı ! Musul Kimin Yurdu ? Ortadoğu Jeopolitiği ve Cepheler Savaşı 11 ayda yedi bin insan öldüren AKP çözüm istiyor! Tarih nasıl çarpıtılır? Otoriteryanizm ve Kürd Sorunu Erdoğan'ın Türkiye'si Nereye Gidiyor? İşgalin Kendisi Terörizmdir! Sabrımızı Taşırmayın! Türkler Kürdlerin katili olmayı redetmelidir Son Altı Ayda Kaç Yüz Kürd Öldürüldü? Kürd Halkının Sesi, Tahir Elçi Susturuldu! Savaş siyaseti yönetemez! 'Nankör IŞİD' Operasyonu ve Kürdler Hdp'in Barış Mitingine Ankara'dan Bomba ! Kürtlere Karşı Etnik Bir Savaş Yürütülüyor 'Kürd Millet Mesajı' Doğru Okunmalıdır Kürd Milleti Bağımsızlığa Yürüyor İran Rejimi Her Saniye Suç İşliyor Kadına Bakış Nasıl Olmalı ? Dünyanın en güzel şeyi bağımsızlıktır. Tanrıları Nasıl Yarattık? Kuzey Kürdistan Kimin İşgali Altındadır? ''İslam'' Faşizmi Kuşatılmışlık Kürd Devletiyle Aşılacaktır ! Ulusal Kazanımlar Devletsız Korunamaz. Rojava ve Ulusal Kimlik ! Siyasi Temsilin Anahtarı Ulusal Bağımsızlıktır. Cenevre 2 ye Kürd'ler Neden Çağrılmadı ? Kürdistan ve Önderlik Sorunu !
x