İrfan Burulday: Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz

Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz

Örgütlü Kürt siyasal havzası, Kürdistan’da siyasal ve ulusal bilincin yükseldiği, ulusal talepler doğrultusunda bir şekillenmenin boy gösterdiği ve ister yerel, ister, otonomi ve isterse de federal düzeyde bir yönetim konusunda daha aktif bir rol üstlenebilir. Böylesi bir fırsatı değerlendirmek sözkonusu iken kardeşlik ve dini eşitlik gibi söylemleri yineleyecek mi?

İrfan Burulday

07.06.2015, Paz | 19:06

Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz
Makaleyi Paylaş
Kürdler için Lozan bir kırılma noktası olmakla birlikte, sömürgeci siyasal kürenin içinde eriyen bir milletin ulus olmaktan kaynaklı self-determinasyon hakkının askıya alınıp tükenişidir. Yeni Türkiye için ise modern, çağdaş, laik ve sözde plüralist, cumhurun iradesini merkeze alan demokratik bir devletin doğuşuydu.

Deyim yerindeyse, Kürdler için faşist ve diktatör bir führer iktidarının oluşumu, Türkler için ise doğudan batıya, güneyden kuzeye sınırları çizilmiş ve geleceği güvenceye alınmış “demokratik bir ulus”un doğuşuydu. Lakin bu demokratik ulusun olmazsa olmazı diğer ulusların, etnik kimliklerin inkâr edildiği ve gerektiğinde topyekün öldürülebileceği bir özelliğe sahip olmasıydı. Thomos Hobbes’un deyimiyle yeni Türkiye’de politik iktidar, tıpkı mitolojilerde olduğu gibi bir canavar (leviathan) figürüyle öne çıkmaya başlamış ve önüne gelen tüm etnik kimlikleri ya asimile ederek kendisine entegre etmiş ya da birbirinden farklı despotik uygulamalarla elimine etme yoluna gitmişti.

Sevr, Kürdler için bağımsızlık kapısını aralamış olsa da bu umutlar kısa bir süre sonra son bulmuş ve Lozan adeta Kürdleri tarihin derinliklerine gömerek yok olmalarına kapı aralamıştı. Kürdler, Türkler gibi “yeni Türkiye” ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuru ve dinen de aynı inanca sahiptiler, öyleyse ayrılmaları ve kendi başlarına bir devlet sahibi olmaları gereksizdi. Kurucu meclis, her bölgeden milletvekili ve heterojen kimlikleri tek çatı altına alan TBMM’de sözde geniş kapsamlı bir temsiliyet ve meşruiyet… Türkiye hem Kürdlerin ve hem de Türklerin devletiydi artık! Kürdler şimdilik olası bir tehlike olarak görülmüyordu ve devletin gerçek sahipleri gibiydiler. Meclis sıralarında Kuran okumalar, ezanlar ve açılış kapanışlarda dualar… Kürdler gibi diğerleri de meclisin dindar havasına kapılmıştı

Kürd aydınların birçoğuna göre ayrışmayı veya federal düzeyde bir siyasal yönetimi dile getirmek Tanrı’ya ortak koşmak gibiydi. Elbette bu durum devletin olası tehlikeleri atlatmasına önemli derecede destek oldu. Hilafet yanlıları tatmin edilmiş ve Osmanlı’yı aratmayacak düzenlemeler yapılmıştı. Tüm bu gelişmelere rağmen yeni Türkiye Cumhuriyeti, Kürdleri birer tehlike olarak görüyor ve bu tehlikenin uluslararası boyutlarını da hesap ediyordu. Kürdler meclis çatısı altındaydı ama Kürdistan’da neler yapılmalıydı sorusu henüz yanıtsızdı.

Tüm bunlar Kürdlerin ayrılmaması ve Türkiye devletinin bölünmemesi üzerine inşa edilmişti. Zira Osmanlı’da da Tanzimat sonrası benzer durum yaşanmış ve Osmanlı çatısı altında yaşayan uluslar bir şekilde Batı’da yükselen milliyetçilik eksenli ulus devletlerden etkilenmişlerdi. Oysa Osmanlı yönetimine göre sorun çok basit bir şekilde çözülebilir; Müslümanlık ve Osmanlı kimliği. Bu çözüm ve tutum, Yeni Türkiye’de dönemin politik iradesini de etkilemiş ve aynı yöntemi yürürlüğe sokulmasını sağlamıştır. Miras olduğu gibi devralınmıştı. Müslümanlık ve Türkiye milleti… Dil sadece Allah’ın varlığının işaretiydi ve Kürdlerin, Türklerden ayrışmasını sağlayan bir neden değildi. Türkçü İslamcılar ile İttihatçı Kemalistler ve Osmanlıcı İslamcılar ile İttihatçı Osmanlıcılar arasındaki tarihi kavga Türk siyaset yelpazesinin başat nedenidir. Ancak tüm bu güçler arasındaki savaş rejim ve iktidar amaçlıdır. Konu Kürdlere gelince bu grupların nasıl birer Türkçü ve devletçi kesildikleri bilinen bir şey.

Peki, Kürdler nasıl susturulabilirdi?
“Kemalizm ve Yerel Özerklik”


Batılı devletlerin Kürdistan sorununu hiçbir şekilde ciddiye almadıkları bir gerçektir. Örneğin Batı’da 1945 sonrası Avrupasında Belçika, İtalya, İspanya, İngiltere ve Fransa gibi devletlerde bağımsızlık (selfdeterminasyon), federasyon, konfederasyon, ikili devlet, bölgesel devlet, siyasi ve idari özerklik gibi birçok yönetim modeli ele alınıp tartışılırken, Birinci Dünya savaşı sonrası Türk devletinin işgal edip zimmetine geçirdiği Kürdistan topraklarında nasıl bir siyasal yönetimin olabilirliği üzerinde hiçbir tartışma yapılmamıştır. Buna Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası ortaya çıkan bağımsız devletleri de ekleyebiliriz. Bazı Kürd aydınların ve liderlerin bu konuda birtakım yaklaşımları olsa da bu durum Kemalist devlet iktidarı tarafından dış müdahale şeklinde algılanmış ve bir şekilde bastırılmaya çalışılmıştır

Örneğin Wilson prensipleri Avrupa’yı etkisi altına almışken, Kürdlerin bağımsızlık talepleriyle karşı karşıya kalmamak için bir çeşit “yerel özerklik” şimdiki adıyla “özel iller yasası” veya Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Şartı benzeri bir yöntem konusunda tartışmaya tutuştukları söylenir. Bilindiği gibi bu konu 2000’e Doğru dergisinde gündeme getirilmiş ve Mustafa Kemal’in Kürdler için yerel özerklik üzerinde durduğu belirtilmişti.

Kuşkusuz bu, Kemalist ulusalcıların çözüm önerisiydi ve bu öneriyle amaçlanan Kürd milliyetçiliğinin önünü kesmek, bağımsızlığı kökten bitirmek, dışarıyla bağlantı kurulmasını engellemek ve “Kürt sorunu”nu Türkiye devletinin bir iç meselesi haline getirmekti. İslamcı AKP hükümetinin de bu proje konusunda aynı yolda yürümesi dikkate alınmalıdır. Öte yandan PKK lideri Öcalan birçok çalışmasında bağımsızlık, ulus devlet ve federasyon gibi çözüm alternatiflerinden özellikle uzak durur. Uzak durmakla kalmaz bu çözüm şekillerini ilkel milliyetçilik, kapitalist modernite gibi kavram dizgeleriyle betimleyerek uzun uzadıya çürütmeye çalışır. Zaman zaman Özal’ın federasyonu dile getirilmesinden bahsedilse de bir dönem sonrası bu tamamen unutulur. 2000’e Doğru dergisi bilindiği gibi bir dönem Ergenekon davasında yargılanan ve sonradan serbest bırakılan Kemalist Doğu Perinçek’e aitti ve finansmanı doğrudan karanlık güçlerden temin edilmekteydi. Bu konunun o dönemde gündeme getirilmesi Türk politik aklın güçlü bir manevra yapmasının sonucuydu. Biz buna plebisit bir Lozan diyerek burada noktalayalım. Ki Lozan’da istenilen şey de buydu.

Mustafa Kemal’in basına yansımayan ünlü İzmit konuşmasını 20. Yüzyılın Başlarında Kürt Siyasası ve Modernizm adlı kitabında Hasan Yıldız, Uğur Mumcu’dan alıntılayarak şöyle dile getirir:
“ Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarları için kesinlikle sözkonusu olamaz (Erdoğan: Türkiye’de bir Kürt sorunu yoktur).Çünkü bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşturmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Örneğin Erzurum’a giden, Erzincan’a, Sivas’a giden, Harput’a kadar giden bir sınır çizmek gerekir. Bu nedenle başlı başına bir Kürtlük düşünmekten çok anayasamız gereğince zaten bir çeşit özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini yöneteceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı sözkonusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendileri için sorun çıkarırlar. Şimdi TBMM hem Türklerin hem de Kürtlerin yetkili temsilcisi oluşmuştur. Ve bu iki öğe, bütün çıkarını ve yazgılarını birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu ortak bir şeydir. Ayrı sınır çizmek doğru olmaz”

2000’e Doğru dergisinin bu konuyu aynı bu şekilde gündeme getirmesi gerçekten bir tesadüf olarak görülmemelidir. Bu, devletin istemiyle gündeme getirilmiş bir konudur. Ortadoğu’da yaşanan bazı gelişmelere bakıldığında devletin bu konuyu neden daha erken bir tarihte gündeme getirdiğini anlamış oluruz. PKK liderinin bunu bir açılım olarak görüp gündeme getirdiği de söylenebilir. Çünkü bu düzeyde bir özerklik, kısmen de olsa Kürdlere derin bir nefes aldırabilir ve siyasal örgütlenmeyi daha güçlü kılar.

Hasan Yıldız ilerleyen sayfalarda İzmit konuşmasından önce de Osmanlı bürokrasisi içinde yer alan Kürt aristokrat çevreleri tarafından dile getirildiğini söyler. 1921 Hamidiye Alayları komutanlarından Pirizade Bekir Bey’in bu konuda bazı görüşmeler yaptığı söylenmektedir. Robert Olson’un çalışmasında bir başka alıntı yaparak 10 Şubat 1922 tarihinde meclise sunulan Kürtlere Özerklik Tasarısı ile ilgili Kemalistlere şu maddeler önerilir:

•Kemalist hükümet tarafından Kürtlerin yaşadığı bölgede otonom bir Kürt devletinin tanınması,
•Sınırların Kürtler tarafından çizilmesi,
•Türk jandarmalarının ve devlet görevlilerinin geri çağrılması,
•Otonom Kürdistan örgütlenme işlerinden Türkiye’nin elini çekmesi,
•Ankara hükümeti tarafından toplanan tüm askeri vergilerin ve askeri bağışıklıkların Kürtlere tahsis edilmesi,
•Türkiye toprakları içinde kalan Kürtlerin korunması ve orduda bulunan Kürtlerin bırakılması (Haziran 1921)

Yukarıda belirtildiği gibi bahsi geçen maddeler bugünün siyasal söylemiyle federalizme denk bir özelliğe sahip. Ancak Hasan Yıldız’ında belirttiği gibi Eylül 1921’de, Türk ve Kürt mebuslarından kurulu bir heyet, yetkili olarak Bitlis ve Van’da ilgili çevrelerle bazı görüşmeler yapar ve Ankara’ya geri döner. Bu konuyla ilgilenecek örgütlü bir yapının olmadığını belirtir ve sözkonusu istemler bir şekilde gündemden düşer veya bir şekilde değiştirilir. Uğur Mumcu’nun Mustafa Kemal’in Kürdlere Özerklik Tasarı diye bilinen İzmit konuşmasıyla ilgili görüşünü Hasan Yıldız şöyle dile getirir: Mustafa Kemal’in İzmit konuşması 1921 Anayasasında yer alan Vilayet Şuraları’ın anlatımıdır Bu nedenle İzmit konuşması Türklerle Kürdlerin federasyonu şeklinde algılanmamalıdır

Kürt siyasetinin meselenin çözümüne yönelik ileri sürdüğü “Demokratik özerklik”, Türk siyasal literatürde “özel iller yasası” olarak bilinen bir konu var gündemde. İçeriği konusunda çok somut verilere sahip değiliz. Ancak bu çözüm önerisinin yukarıda belirtilen çözüm önerileriyle farklı da olsa benzer bazı yönleri var. Bu benzerliğin en önemli yanı yönetimle ilgili olmasıdır. Kürd siyasetinin daha sıkı bir örgütlenmeye sahip olması buna nasıl etki eder bilinmez ama Kürdleri bazı konularda rahatlatabilir. Örneğin daha rahat manevra yapabilmelerini sağlayabilir ve uluslararası batılı güçlerle daha sakin bir ilişki kurmasına neden olabilir. Nitekim Güney Kürdistan’da yaşananlar buna örnek oluşturur. Elbette Türk devletinin de bundan büyük bir enerji ve stratejik çıkarının da olduğunu unutmamak gerekir. Türkiye kamuoyunda bazı güçlerin bu konuda daha esnek davrandığına ilişkin söylentiler de yok değil. Açıkça belirtmek gerekir ki özerklik konusu henüz somut bir fiziğe dönüşmemiştir. İşin diğer bir yönü ise bu taleplerin yoğunlaşması durumunda, devletin illegal eylemlerle bunu bastırmaya çalışması ve Kürd siyasetinin ulusal mücadelesini dış güçlerle ilişkilendirme geleneğini sürdürmesidir.
***
Ortadoğu coğrafyası Kürderin’de önemli bir aktör olarak içinde bulunduğu yeni bir proje eşliğinde şekillenirken ve Kürd ulusal hareketleri tarihin en jeostratejik baharını yaşarken, ortaya daha somut çözümler atılabilir. Kuzey Kürdistan’da Özel iller yasası yerine Federal veya özerk bir Kürdistan projesi hayata geçirilebilir. Zira Kürdistan meselesi bugün uluslararası bir boyut kazanmıştır. Bu durum sadece Güney’de değil, Kuzey, Batı ve Doğu Kürdistan’da da böyledir.

ABD ve müttefik güçlerin Güney’de ve PKK’nin denetiminde bulunan Kobani’de Kürdlere sunduğu destek de bunu gösterir. ABD ile barışık olmayan PKK-YPG belki de ilk kez IŞİD’a yönelik hava saldırılarında ABD ve müttefiklerinden ciddi bir destek elde etmiştir. Elbette Güney Kürdistan’ın bu konudaki çabaları son derece kritik bir öneme sahiptir.

Açıkçası Kürdistan’ın kuzeyinde örgütlü Kürd siyasal havzasının koşulları gittikçe genişlemekte ve onu daha güçlü bir pozisyona sürüklemektedir. Haliyle statü beklentisindeki karışıklık ve belirsizliğe bir son verilmelidir. Lozan’da Kürdler’den çalınan ulusal statü konusunda daha samimi ve daha dikkatli bir siyasal perspektif geliştirmesi mümkündür. Kürdistan’da siyasal ve ulusal bilincin yükseldiği, ulusal talepler doğrultusunda bir şekillenmenin boy gösterdiği ve ister yerel, ister, otonomi ve isterse de federal düzeyde bir yönetim konusunda daha aktif bir rol üstlenebilir. Böylesi bir fırsatı değerlendirmek sözkonusu iken kardeşlik ve dini eşitlik gibi söylemleri yineleyecek mi?
Bu makale toplam: 4652 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:04:29:44
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x