Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı

Kürdler saf olana ulaşabilmek için aktarım yaptıkları tüm epistemik, siyasal normatif değerlere kendi özlerinde olan kültürel aşılanmayı yapmak durumunda olmalılar. Eşyayı, bilgiyi ancak bu anlamda kendileri için kullanma şansını yakalayabilir ve onu özgül ağırlıklarıyla yeniden şekillendirme umudu elde etmiş olurlar.

İrfan Burulday

05.11.2018 | 12:21

Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı
Makaleyi Paylaş

Tarihsel ve ulusal değerleriyle kendini var kılamayan siyasal hareketler toplumsal değişim ve dönüşümde özne ve belirleyici olamaz. Aynı şekilde özne ve belirleyiciliğini yitirerek negatif forma dönüşen bir halk gerek kendi geleceğine gerekse de yaşadığı dünyaya ilişkin dinamik ve özgürleştirici bir politik tutum belirleyemez. Öte taraftan milliyet olarak mevcudiyetini bir başkası üzerinden tanımlayan ve politik dünyada siyasal normlarını inşa edemeyen bir millet, ontolojik ve epistemik varlığına meşruiyet atfeden din, dil, kültür ve tarih gibi değerlerini öne çıkaramaz. Bu sebebe mebna, Kürdistan’da toplumsal, siyasal ve sosyal sorunların çözümünde yeni bir ulusal mücadeleye, ortak akla ve bu bağlamda milli paradigmayla bütünleşmiş yeni bir muharrik düşünceye ihtiyaç olduğu tartışmasızdır

Siyasal Akıl ve Negatif Örgütlenme

Kürd politik örgütlenmelerinde öne çıkan, kollektif çoğulculuğu pasifize edici bir nitelik taşıyan ve aynı zamanda katı sol bir düşünce geleneği olan parti diktatörlüğüdür. Heterojen siyasete kapalı bu örgütlenme, çerçevenin dışında kalan farklılığı ya türdeşliğe indirgemiş ya da onu toptan reddetmiştir. Dolayısıyla siyasi kombinasyonlarını ulusun bağımsızlığı yerine parti ve parti ideolojisi çıkarı ekseninde düzenlemeye yönelmiştir.

Pozitif, yerel her türlü siyasal hareketliliği küçülterek kontrol altına alan ve onu, dilediğinde parçalayıcı akla sahip böylesi politik örgütlenmeler, “oluşturucu akıl” teorisinden uzak, totaliter hareketler olarak belirginlik kazanırlar. Otoriterleşen bu zihniyet gerek siyasal gerek sosyal alanda çatışmacı bir unsura dönüşerek hem ayakta kalma adına varlığını topluma dayatır hem de varolmayan demokratik çoğulculuğun savunuculuğunu yapma yetkisini sahiplenir. Bu durumda siyasi alan, yani siyasetin kendisi de aynı oranda değerini yitirir ve önemsizleşir.

Çünkü bu tip siyasi örgütlenmelerde belirleyici faktör toplumsal olanın siyasal alanı kuşatması değil, Parti diktatörlüğü temasının toplumsal olanı kuşatması şeklinde gerçekleşir. Haliyle dönüştürücü unsur toplumsal-ulusal rasyonalite yerini parti, örgüt ve cemaat çıkarına bırakmış olur.

Nitekim nasıl ifade edilirse edilsin, gerek mevcut Kürt politik örgütleri (dini, seküler) gerekse de sosyal örgütlenmeler düzeyinde faaliyet gösteren bazı hareketler siyasal ve toplumsal olanı Kürdistanileştirme gerçeğine dönüştürmekte yetersiz kalmış, millileşme kapsamında kendi ulusal öznesini inşa edememiş ve demokratik rasyonaliteyi parti örgütlenmesi inadıyla boğmuştur. Zira mevcut Kürt siyasetinin ulusal mücadeleden her gün bir adım daha uzaklaştığını ve egemen paradigmanın içinde yer alarak ulusal perspektiften yoksun, omurgasız bir siyaset izlediğini görüyoruz.

Buraya kadar çizilen çerçevede Kürd politikasına bakmak ilginç olabilir. Kürd politik geleneği ağırlıkla egemen siyasi kültürün politik geleneğinin tıpa tıp benzeşmesidir. Kuşkusuz bu benzeşme politik çıkarların çatışması şeklinde değil, egemen politik kültürün mobilizasyonudur, yani eklemlenmesidir. Zira modern Kürd hareketlerinde özellikle 1960 sonrası nazarı itibara alındığında milli kültür, normatif vemoral değerlerle hemhal bir Kürd politik kültürün varlığı neredeyse yok gibidir. Çünkü politik akıl, siyasal mücadele boyunca millileşmeyi ölçüt alan ve Kürdistan’da mevcut ulusal sorunun yapısallığına yönelik özgün bir Kürd politikası geliştirilememiş kısmi olarak geliştirmişse de bu gelişmişlik, Türk politik hareketlerinin gölgesinde erimeye bırakılmıştır. Öte taraftan son dönem Kürd siyaseti ve entelijansiyası değil milli bir Kürd politik düşüncesini idealleştirmeyi, milli-uusal politik düşünceyi doğrudan faşizm ve çağdışı olarak nitelemiştir.

Tartışma kabul edilmeyen diğer bir husus da bu tip siyasi, sosyal örgütlenmeler Kürd Politik Kültürü noktasında bilgi üreten ve bu üretime işlevsellik katan araçlarla ilgilenmek yerine parti, cemaat ve örgüt ideolojisini merkeze alan bir yöntem dâhilinde hareket ederler. Çünkü sözkonusu bu hareketler ideolojik analizden Kürdi epistemik araştırmaya geçememiş ve ileri doğru adım atamamıştır.
Dolayısıyla bu düşünce biçimi tamamen iç dinamiklerden beslenen yenilikçi, tartışmacı ve objektif aklı Kürdistanileşmede bir araç ve içerik olarak görmemiş ve Kürd millileşmesini faşizmin bir nosyonu şeklinde tanımlamıştır.

Kürd siyaseti olarak rol üstlenmiş sol akıl evrensellik , dindar Kürd aklın ise “ümmetleşme” kavramsalında üst-kimlik vurgusu buna önemli bir örnektir. Nitekim bir başka politik kültürün içinde düşünmek, o politik kültürün meselelerini düşünmek anlamına gelir, haliyle onun enstürmanıyla düşünmek demektir bu. Yani Kürt politik hareketlerinin Türkiyelileşme eksenine kanalize olmaları, kendi ulusal sorunlarını düşünmek anlamına gelmez, bilakis Türk devletinin meselelerine sarılmak olarak görülmelidir. 

Bazı dindar Kürtlerin, Kürdistan meselesini ümmetin bir sorunu olarak kabul etmeleri ve mevcut Kürt siyasi partilerinin de bu bağlamda meseleyi Türk devletinin bir iç meselesi olarak algılaması, referans farkı da olsa her iki yapının da aynı perspektif dâhilinde düşünce ürettiğini gösterir. Dolayısıyla bu da Kürt siyasi, sosyal hareketlerin iyi olduğu, her halükarda Kürdistanileşme düşüncesine katkı sunacağı ve siyasi, sosyal-teknik açıdan öngörülebilir nitelikte sonuçlar doğurmaya uygun olduğu düşüncesini doğrulamamamıza engel teşkil eder.

Diğer taraftan bu hareketlerin Kürdistani zeminde olmaları ve kısmen de bu kaynaktan beslenmeleri onları doğru bir sonuca götürür gibi kesinliliği ifade edici bir kavram kullanmaktan imtina etmemizi gerektiren onlarca nedenden sadece bir tanesidir. Ama siyasi, sosyal bu akımların neredeyse diferansiyelini belirgin kılan özelliklerin Kürdistanileşme yönünde oluşturucu bir aklı kullanmadıkları gibi, doğru bir sonuca götürmediklerini görmek mümkün.

Bu konuda Lalende’nin aklı iki kategoriye ayırmasından bahsetmemiz gerekir. Örneğin “Lalende aklı, oluşturucu akıl ve oluşturulmuş akıl olarak ikiye ayırmıştır.
Oluşturucu akıl, düşünce fonksiyonu araştırma ve inceleme yaparak kavramlar bulur ve ilkeler koyar, oluşturulmuş akıl ise bulunan bu ilke ve kuralların toplamıdır.” Bu amaçla Kürt politik ve sosyal örgütlenmeleri, oluşturucu aklın ortaya koyduğu kavram ve ilkeler basamağını es geçmiş, doğrudan mevcut egemen güçlerin düşünce epistemolojisiyle oluşturulmuş bir takım kural ve ilkelere dayanarak eklemlenmeyi öne çıkaran bir sürece yönelmiştir. Somut olarak bakıldığında, Kürd siyasi hareketlerinin bu konuda yeteri düzeyde bir özgün biçimine sahip olmadığı ortaya çıkar.

İdeolojik radikalizm, katı örgütsel yapılar, benzeşme korkusu, otoriterlik ve egemenlik gibi legal illegal tavırlar, siyasi, sosyal hareketler arasında önemli bir çatışma ortamı yaratmıştır. Haliyle bu sebeple ana dinamik faktör olan milli düşünce, yerini yerel dinamiklerle bağdaşmayan, bağnaz ve tutucu ideolojik örgütlenmelere, eşit, adil ve insani olmayan çözüm yöntemlerine kaptırmıştır. Böylelikle öncelikli olması gereken otonomiye dayalı Kürdistan fikri örgütsel çıkar ilişkilerine, seküler modernleşmeye ve yaşanan çatışmalara kurban edilmiş, ardından örgüt, cemaat menfaatleri adına Kürdistani düşünceden kısmen de olsa uzaklaşılmış ve ulusal düzeyde bir çözüme yönelik beklentiler heba edilmiştir. 

Öte taraftan gerek Türk devletinin Kürdistan’da uyguladığı baskı siyaseti gerekse de şu anki süreç öncesi Kürdistani zeminde farklı siyasi oluşumlara yönelik olumsuz tavır; Kürtlere dayatılan seküler modernleşme, değişim ve dönüşüm paralelinde ortak aklı esas alan milli bir siyasal düşünün ortaya çıkmasına olanak tanımamıştır. Dolayısıyla filizlenen her yeni oluşum kuşku odağı haline getirilmiş, zihinsel varlığı ise milli birliğe yönelik bir parçalanma olarak kabul edilmiştir.

Kürdistan’da fikri ve fiziki düzeyde yaşanan bu gerilim en çokta Kürdleri ve bu bağlamda Kürd siyasal mücadelesini etkilemektedir, bu itibarla Kürdistani zeminde olması elzem düşünce ve faaliyetin farklılıklar üzerine inşa edilmesi tezi gözardı edilmekte ve gerek ideolojik gerekse de kurumsal düzeyde, insanlara homojen bir siyasal çerçeve tipi dayatılmaktadır. Nitekim bu yaklaşım hem söz konusu gerilimi tetiklemekte hem de başat rol kaparak travmatik bir antagonizmanın yaratıcısı haline gelmiş olur.

Milli Bir Kürd Politikası Var mı?

Siyasette, resimde olduğu gibi iki şey vardır: Çerçeve ve resim. Örneğin çerçeveyi çıkarttığınızda resmin kime ait olduğunu anlayamazsınız. Kürd politik düşüncesi de böyle bir paradoks içindedir. Kürd politik düşüncesi diye çizilen çerçeveye baktığınızda bu paradoks daha da netleşir. Evet, bize göre tamamen ulusal dinamiklerden beslenen bir Kürd politik fikri inşa edilebilmiş değil. Yukarıda söylendiği gibi çerçeve ve resim çok önemlidir. Çerçevesi olmayan bir resim ve resmi olmayan bir çerçeve anlamsız gibidir.
Örneğin Kürd politik düşüncesi diye ileri sürülen perspektife sarfı nazar ettiğinizde çerçevenin perspektifle uyumlu olmadığını görürsünüz. Zira Kürd politik düşüncesi diye ileri sürülen donelerin hiçbiri ne çerçeveyle ne perspektifle ne de resimle uyuşmaktadır. Kısaca bu, şuna benzer: Türk kimliğiyle Kürdü tanımlamak, Türk siyasal düşüncesiyle Kürd siyaseti yapmak. Yani minyatür ve çerçevelenmiş resim arasındaki fark Kürd politik düşüncesi ile Türk politik düşüncesi arasındaki fark gibidir. Evet, hem resim hem de çerçeve var desek bile, bu resim bu çerçeveye ait değildir. Asıl önemli olan bu uyumsuzluğun fark edilmesidir.

Kürd politik kültürü kendi resmini ve ona uyumlu çerçeveyi henüz çizebilmiş değil. Nasıl mı? Kürd politikası nedir ve neyi imgeler? diye sorduğumuzda, Türk politik kültüründen tamamen soyut bir politik düşünceden bahsedemeyiz. Çünkü Kürd politik aklı kendinden menkul bir süreci hiç yaşamamıştır.

Örneğin altmışlardan günümüze kadar Kürd politik düşüncesi Türk solundan, Türk İslamından ve hatta Türk aydın ve entelektüellerin etkisi altında ve onun çizdiği resim ve çerçeve ekseninde örgütlenmiştir. Bu çerçeve kaldırıldığında ortada gözle görülebilir bir Kürd politik aklından bahsedemeyiz. Belirleyici olan aslında resim ve çerçevedir, yani derinliktir saf bir politik kültür yaratmak için mevcut Türk politik kültüründen ve onu dinamikleştiren unsurlardan uzak durup kendi politik kültürümüzü derinleştirmektir. Zira başta bilgi, felsefe olmak üzere tüm bilimi, hikmeti Kürdi bir perspektifle okumalıyız. Bir filozofu Kürdün iç ruhuyla okumak ve ona nüfuz edebilmek bu anlamda önemlidir. Çünkü çözülmek istenen şey sizin kendi sorunlarınızdır. .

O halde bir düşünceyi resmederek çerçeveye sokabilmeniz için durmanız gereken noktanın neresi olduğunu bilmeniz gerekir. Örneğin Kürdistan meselesine ilişkin görüşlerinizi beyan ettiğiniz bir çalışmanın sonucunda Kürdler ve Kürdistan gibi bir coğrafi isme ve bu coğrafyada yaşayanların kendilerini yönetmelerine ilişkin bir sonuçla çalışmanızı noktalayamazsanız, bu çalışma ve anlatım bir eksiklik içerir. “Noktayı bir şeyi sonlandırmak için değil, sonsuzluğu anlamak için kullanıyoruz.” Her şey kendisi olarak bir özerkliğe sahiptir. Onun özerkliğini sınırlamaya kalkışırsanız onu o şey olmaktan çıkarmış olursunuz. Yani her şey kendisi olarak kaldığı sürece anlamlıdır. Eğer bir şey o şeyden başka bir şeye dönüşürse, bu rasyonel değildir. 
Dolayısıyla bir şey ancak kendi normatif kuralları ve değerler dünyası ile özdeşleştirildiği sürece anlamını bulur. 

Burada açıkça söylemek gerekirse; Kürd politik düşüncesi kendi tez ve antitezi diyalektiğiyle ortaya çıkmış değildir. Olsa olsa Türk siyasal aklın bir sonucu şeklinde suret kazanmıştır. Zira Türk sineması üzerinden bir Kürd sineması yaratamazsınız. Bu bağlamda gerek Kürd sineması, gerekse de Kürd politik kültürü, Türk sineması ve politik aklın arka bahçesidir.

Ne Yapmalı ve Nasıl Bir Ulusal Birlik?

Genel anlamda her zihni ve pratik oluşum yeni bir düşünce alanı yaratmak ve mevcut siyasal tıkanıklığın aşılmasına önemli bir katkı sunar. Özellikle de sözkonusu siyasi oluşum milli, normatif ve değerler dünyasında pozitif perspektifli bir karaktere sahip ise daha elverişli bir ortam yaratma şansı yakalar ve temelde ortak aklı esas alan milli egemenlik alanını geniş tutar. Bu da hiç kuşkusuz ulusal birlik gibi günümüzde Kürd siyasal hareketlerin ihtiyaç duyduğu bir düşünce sistemini gerekli kılar.

Bu itibarla hangi perspektiften bakılırsa bakılsın ulusların demokratik ve özgürlük mücadelesi “normatif politika” ve yapısalcı değerler (din, dil, kültür, etik ortak vatan ve zaman-mekân) ekseninde yürütülmelidir. Hiç kuşkusuz bu da bu değerler manzumesini ortak bir hafızada bütünleştirebilen ve bölünmüşlüğün, parçalanmışlığın önünü alabilecek ulusal hareketlerin birlikteliği ve birlik sonrası olası siyasal dönüşümlerde ortak ulusal tutum sergilemeleridir. Zira ulusal birliği anlamlı kılan en önemli unsur boyunduruk altına alınmaya çalışılan yani sömürgeleştirilmeye çalışılan bir milletin milli şuuru ve bu bağlamda geleneksel mirasına dayanarak yerelleşmesidir.

Kendi ontolojik gerçekliğine ve epistemik değerler dünyasına yabancılaşarak yerelleşmeye çalışan hareketler toplumsal, düşünsel kırılmalar yaşamaktan, kültür, sanat, edebiyat ve ideolojik taklitçilikten kurtulamazlar. Eğer dil başta olmak üzere toplumsal, siyasal geleneğimizi günümüze taşıyan kültürel dinamiklerden yeterince istifade edemezsek modern geleceğimizden konuşuyor olmamız mümkün olmayacaktır.

Paradigmal bir yöntem olarak ulusal siyaset, Kürdler gibi ülkesi parçalanmış uluslarda iki önemli işlevsel dinamik üzerinden gerçekleşir: Birincisi, dili de var kılan kültürel miras, ikincisi ise bu mirasın üzerine inşa edilen milli bir siyasal düşünce sistemidir. Birinin olmadığı bir yerde ikincisinin olamayacağını özellikle belirtmek gerekir. Örneğin halkını yönetmeyi arzulamayan, kendi topraklarında iktidar olmayı, kamusal pratikten yoksun gevşek bir siyasi düşünce ve yabancı güçlerin payandalığını, çıkarlarını savunan hareketlerin ulusal birlik adı altında bütünleşmeleri olanaksızdır. Dolayısıyla ulusal birlik kavramsal olarak her ne kadar siyasal bir anlama tekabül etse de diğer bir yönüyle de aynı dili konuşan milletin ortak kültürüne ve tarihsel birlikteliğine işaret eder.
Nitekim Fransızlar ile Almanlar arasında yaşanmış savaşlara rağmen ortak çıkarlara hizmet eden bir siyasi birlik (Avrupa Birliği gibi) kurmanız mümkün ama her iki kimlik arasında aynı çatı altında ulusal bir birlik oluşturmaya çalışmanız olanaksızdır.

Yaşadığımız topraklarda demokratik düzene dayalı siyasal bir sürecin nasıl oluşturulup işletilmesi önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla burada aslolan toplumun ontolojik, epistemik varoluşunu siyasal bir merkezi sistem çerçevesinde idame ettirilmeye çalışılmasıdır. Çünkü milletleri birbirinden ayıran tek unsur dil ve bu dil etrafında örgütlenmiş siyasal hareketlerin ulusal birliğidir. Elbette bu ırka dayalı bir yaklaşım değil, doğal bir millileşmedir. Burada bütünleşme ve süreklilik kavramları anahtar rolünü oynamaktadır. İlki topluluğu tanımlamayı, diğeri ise etkinleştirmeyi kapsar. Aslında bu iki süreç millet olmanın iki temel eksenini belirler.
Söz konusu aşamaların daha işlevsel olabilmesi için merkez ve çevre arasında yüz yüze gelme fırsatlarının olması gerekir. Bu anlamda Kürdler, Kürdistan’da yani kendi merkezi siyasetinde asli unsur işlevi üstlenmek zorundadırlar. Mikro ve makro hareketlerden müteşekkil Kürd ulusal hareketleri bu konuyu dikkate almalılar, yani merkeze ait olanın siyaseti ve periferik siyasi bakış. Bu ayrışma yapılmadıkça Kürd hareketlerin merkeze (Kürdistan) dayalı bir siyasal sistem inşa etmek için ulusal bir birlik oluşturabilmeleri oldukça zordur.

Ulusal Tutum

Özgürlük ancak eşitlikle bağdaşırsa bir anlamı olur. Siyasal, politik ve ekonomik düzeyde eşit olmayan milletler arasında bir özgürlükten bahsedemezsiniz. Bu sebeple milli hareketlerulusal, toplumsal, sosyal ve siyasal alanlarda baş gösteren tıkanıkları açmak yolunda önemli bir görev üstlenmeliler. Bu da ancak ulusal mutabakat yoluyla sağlanabilir. Dolayısıyla Kürdistan’da tüm düşünce sistemleri, ideolojiler ve siyasi rol üstlenmiş tüm hareketler, milletin hizmetinde olmalı ve sığ aforizmalardan uzak durarak onların geleceğini aydınlatmak, sorunlarını çözmenin çabası içinde olmalılar.

Bu noktada ulusal bilincin, milli şuurun ve milli düşüncenin köylü, kentli, işçi, memur, bürokrat, siyasetçi, kadın, erkek, genç kısacası toplumun tüm katmanları tarafından paylaşılması önemlidir. Ulusal-milli olmayan birliktelik mücadelenin dar bir çerçeveye hapsedilmesine neden olur.
Bu bakımdan Kürtlerin ulusal ve uluslararası düzlemde onları meşrulaştıran demokratik, hukuki ve sivil mücadeleyi benimseyen adımlar atması gerekir. 

Ulusal birlik ve ulusal tutum özelinde somutlaşan bu arayış bir tür süreklilik içinde kendine özgü siyaseti üretebilecek bir duruma gelmiş bulunmaktadır. Ama sözkonusu bu itici gücün ne olduğu konusunda bir kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Oysa nerede olursa olsun her toplum siyasal ve ulusal gelişimini ulus-millet olma bilinci üzerinden yani “taban enerjisi” baz alınarak gerçekleştirmeye çalışır. Nitekim önce demokrasi sonra halk diyalektiği yerine halk ve demokrasinin iç içeliğini ölçüt alan bir yol benimsenmelidir.

Ulusal kültür ekseninde hakim düşüncenin sökümü

Kürdistan’da egemen siyasal düzenin politik, sosyal, dini ve ideolojik yapılanmasına ilişkin paradigmal ve bilimsel bir yapısöküm çalışmasına rastlamak neredeyse imkânsızdır. Bunun başlıca nedeni Kürdistan’daki siyasal, dini ve ideolojik düşüncenin egemen siyasal paradigmayi besleyen aksiyomlarla benzeşen ve hatta kesişen bir ayniliğe sahip olmasıdır. Egemen siyasal sistemlerle aynı paralelde sürdürülen ama tard postülası ekseninde (atık özne) varlığını idame ettiren bu aynilik (benzerlik, tıpkılık, özdeşlik), Kürd hareketlerinin kendi coğrafyasına özgü felsefi, siyasi, dini ve sosyal bir aydınlanma muhayyilesinin teşekkül etmesini, yani kendi “virtü”sünü yaratmasına imkân vermemiştir.

Dolayısıyla Kürd hareketleri, egemen siyasal düzenin dini ve ideolojik zihinsel postülası üzerinden hareketle, çizdikleri geometrik alan (sistem içi) ekseninde varlıklarını sürdürmeyi tercih etmişlerdir. Zira aynilik paralelinde gelişen bu değişim kültürel, dini ve sosyal dinamiklerinden, epistemolojisinden ve coğrafi-tarihi konjonktöründen beslenebilen milli/milliyetçi bir örgütlenmenin ortaya çıkmasına imkân tanımamıştır. Dolayısıyla Kürdler ve diğer egemen işgalci güçler arasında mevcut ayniliği (özdeşliği, benzerliği) sağlayan üç önemli aksiyom-disiplin vardır: Demokrasi, ideoloji ve İslamcılık. Demokrasi ve ideoloji son yüz yılı kapsayan disiplinler olsalar da, İslamcılık uzun bir tarihsel döneme denk düşer.

Kürd hareketlerinin de yaslandığı üst referanslar, kaynaklar (demokrasi, ideoloji din ve kültür) dikkate alındığında bu referansların; içinde konumlandıkları kültürel ve tarihi dinamiklerden yeterince etkilendiğini ve etkilediğini söyleyebiliriz. Örneğin Türk-Türkiye demokrasisi, Türk-Türkiye İslamcılığı ve Türk-Türkiye solculuğu vb gibi kavramsal isimlendirmeler bu ayniliğin, özdeşleştirmenin birer sonucudur. Elbette bu çok doğru bir kavramsallaştırmadır. Çünkü insanlar bu ve buna benzer bilimsel, akademik araştırmaları, kültürel çalışmaları ister kendileri yapmış olsunlar, isterse de çevreden alıntılamış olsunlar kendi etnik, ulusal kimlikleriyle tanımlamak durumundalar. Zira dil, kültür tarih, inanç gibi milli değerleriyle varlık gösteremeyen milletlerin yapabileceği tek seçenek egemen öznenin payandalığını yapmak ve gerek modern gerekse post-modern süreçte onun taklitçiliğini sürdürmektir.

Dolayısıyla milli-ulusal mevcudiyetini payandalık ekseninde sürdüren bir millet, politik ve değerler dünyasında siyasal paradigmasını yaratamaz. Devletsiz ulusların içine düştükleri en derin paradoksta burada yatar. Bu itibarla hangi perspektiften bakılırsa bakılsın ulusların siyasi, epistemik bağımsızlık mücadelesi kendini ve düşüncesini inşa eden yapısalcı değerler (din, dil, kültür, ortak vatan, milli şuur ve zaman-mekân) ekseninde yürütülmelidir.

Ancak Kürd entelijansiyası bu ayniliği, taşıyıcı taklitçilikten sakınmadan kendilerine ait olmayan ama kendilerinde de benzeri olan bu aksiyomlara (ideoloji, din ve kültür) kendi kültürel, milli değerlerinde olanı dercetmeden onu olduğu gibi kabullendiler ve gerek siyasi gerekse de sosyal, kültürel tüm çalışmalarında bundan beslendiler. Bu durumda kültürlerarası bir geçiş yerine kültürün, siyasalın kendisini ve onun ayniliğini yansıtan kodları da doğrudan aktarmış oldular. Bir nevi kendi elleriyle kendilerini sömürgeleştirmiş oldular. Zira Tarih, kültür, dil sosyal gerçekliğin dinamik doğasıdır ve kendinden olanı katmadığınız sürece ondan yararlanmanız olanaksızdır. Çünkü her millet kendi tarihini ve tarihi dinamiklerini yaratır ve toplumsal gelişimini bu dinamikler üzerinden sürdürür.

Aynılığın yanısıra “başkalaşma” kavramı da bu anlamda çok önemlidir. Çünkü yukarıda söylendiği gibi insan tarihini kuruyor ve onun içinde akıp gelen eşyayı ve bilgi-hikmet dâhil her şeyi anlamlandırıyor; kimi zaman bu başkalaşıma doğrudan müdahale edebiliyor, kimi zamanda onu olduğu gibi kabulleniyor. Bu anlamda aktarılmak istenen her şey saf şekliyle aktarılmamakta ancak doğasına aşılanan her ne ise o bağlamda bir aktarım sözkonusudur. 

Öyleyse Kürdler saf olana ulaşabilmek için aktarım yaptıkları tüm epistemik, siyasal normatif değerlere kendi özlerinde olan kültürel aşılanmayı yapmak durumunda olmalılar. Eşyayı, bilgiyi ancak bu anlamda kendileri için kullanma şansını yakalayabilir ve onu özgül ağırlıklarıyla yeniden şekillendirme umudu elde etmiş olurlar. O halde gerek aktarım şeklinde, gerekse de özden kaynaklı her şey öncelikle nesne olarak ele alınmalıdır, çünkü onu şekillendirerek kendi hakikatinizden bir şey kattığınız sürece ondan sonsuz bir şekilde istifade etme hakkını elde etmiş olursunuz. Daha doğrusu dışarıdan gelen her şey; bilgi, kültür, siyaset, değerler gibi tüm aksiyomlar yeniden serimlenmek için Kürdistaniliğin nesnesi hükmünde olmalıdır. Birçok bilimsel, akademik çalışmalarda böyledir.

Bu makale toplam: 2541 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:05:31:40
Etiketler: İrfan Burulday, Ulusal Birlik
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x