İrfan Burulday: Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur?

Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur?

Süleyman Seyfi Öğün, Egemenlik Ulusun(mu)dur? Başlıklı yazısında modernliğin târihinin kurumsal ve toplumsal olmak üzere iki ana gövdede şekillendiğini belirtir. İlkini, kadim köklere sahip bir dünyânın modernleşmesi ile ilişkilendirirken, ikincisini.

İrfan Burulday

19.05.2014, Pts | 19:12

Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur?
Makaleyi Paylaş
Süleyman Seyfi Öğün, Egemenlik Ulusun(mu)dur? Başlıklı yazısında modernliğin târihinin kurumsal ve toplumsal olmak üzere iki ana gövdede şekillendiğini belirtir. İlkini, kadim köklere sahip bir dünyânın modernleşmesi ile ilişkilendirirken, ikincisini ise “nevzuhur” bir olgu ile ilişkilendirir. Devletin hikâyesinin çok eski olduğunu belirten Öğün, toplumsalın hikâyesinin çok yeni olduğuna ilişkin çok gerçekçi bir tespitte bulunur. Kuşkusuz “kadim devlet” yani kurumsal ve politik olan devlet zamanla dönüşerek modernleşmiş ve bugünkü hâlini almıştır; lakin “Toplum ise teb’anın küllerinden doğmuştur.” Öğün, teb’a ve toplum arasındaki farklılık konusunda bir ayrıma gider ve teb’ayı (reaya) siyâset dışı, toplumu ise siyâsal bir alan üzerinden temellendirir. Öyleyse teb’a siyaset dışı yani yönetim başta olmak üzere siyasal olana ilişkin her alanda söz hakkı olmayanlar anlamına gelir. Diğer bir deyişle” teb’a siyasi olan karşısında etkin değil, edilgendir. İmparatorluklarda olduğu gibi teb’a, mevcut yönetime tabi olan ve onun tarafından yönetilendir. Böyle bir durumda “kadim devlet” teb’adan değil, kendi aklından esinlenir.

Öğün bu durumu “hikmet-i hükümet; yani hükmetmenin hikmeti” şeklinde tanımlar. Yani devletin işi yönetmek, teba’nın ise devlete tabi olmaktır. Her ne olursa olsun teb’a hükümetin hikmetinde sual etmez ve onun vardığı sonuca kayıtsız şartsız rıza göstermek mecburiyetindedir. Böylesi idari sistemlerde teb’nın görevi itaat, devletin görevi de teb’ayı korumak ve kollamaktır. Dolayısıyla egemenlik toplumun değil, devleti temsil eden kralındır. Kral tek başına devleti temsil etmeye muktedir ve meşruiyetini de kral olmaktan almaktaydı. Yukarıda belirttiğimiz gibi teb’a ve toplum iki farklı işleve ve fonksiyona sahiptir. Öğün, toplumun teb’anın küllerinden doğduğunu söyler. Buna göre toplumsallaşma olgusunun devlet ve teb’a arasındaki ilişkinin tersyüz edilmesiyle gerçekleşebileceğini belirtir. Ona göre toplum, devlet ile özdeşleştirilen egemenlik kavramını “haklar, eşitlikler ve özgürlükler ekseninde sorgulama potansiyelidir.” Yani toplum denilen olgu egemenliğin meşruiyetini sorgulayabilendir. Hatta buna rüştünü sorgulayabilme sınırını da getirir ve bu rüştü ıspat edenlerin ulus olabileceklerini belirten bazı açıklamalarda bulunur.

Öğün’e göre ulus kavramsal olarak aynı etnik kökenden ya da atadan gelmek değildir. Öte taraftan uluslaşmayı toplumsallaşmanın bir fonkisyonu olarak görmekte ve egemenliğin devletin tekelinden çıkarak toplumla özdeşleşmesi durumunda ulus olma gibi bir durumla karşı karşıya gelinebilir. Eğer egemenlik toplumun değil, devletin tekelinde ise burada ulus olunamayacağı sonucu çıkmış olur.

Kürdler Ulus-Toplum mudur?

Öğün’ün çalışması ekseninde hareketle şu soruyu soralım: Kürdler bir toplum olarak ulus mudur, yoksa teb’a mıdır? Öğün, ulus-toplum olma şartını devletin ya da kralın egemenliğinin sorgulanması ile ilişkilendirir ve bu sorgulamayı yapamayanların da toplum-ulus olamayacağını belirtir. Öyleyse ulus-toplum olabilmenin neredeyse tek şartını “haklar, eşitlikler ve özgürlükler ekseninde sorgulama potansiyeli” olarak kayda değer bir tanım yapar. Öyleyse Öğün’e göre ( o istemese de) Kürdler teb’a değil, ulus-toplumdur. Zira Kürdler, ulus-toplum olarak haklar, eşitlikler ve özgürlükler ekseninde bir hak talebinde bulunmakta ve anti-demokratik, tekçi-monolitik bir siyasal erke karşı kendi toplumsal egemenliklerini, siyasal kimliklerini ve self-determinsayon haklarını dile getirmektedirler. Çünkü Türkiye’de anayasa, siyaset, yargı, yürütme, hukuk ve hatta devletin kendisi Türk’tür. Öte taraftan Öğün “eğer egemenlik toplumun değil, devletin tekelinde ise burada ulus olunamayacağı sonucu çıkar” gibi konuya daha da açıklık getirerek son derece cesurca bir adım atar. Diğer bir deyişle Öğün aslında şunu demek ister: Otorite, egemenlik devletin değil, toplumun yani ulusundur. Öte taraftan Öğün, toplum denilen olgunun egemenliğin meşruiyetini sorgulayabilen, hatta buna rüştünü sorgulayabilme sınırını da getirir ve bu rüştü ispat edenlerin ulus olabileceklerini belirtir.

Öğün’e göre ulus kavramsal olarak aynı etnik kökenden ya da atadan gelmek değildir. Uluslaşmayı toplumsallaşmanın bir fonkisyonu olarak görmekte ve egemenliğin devletin tekelinden çıkarak toplumla özdeşleşmesi durumunda ulus olma gibi bir durumla karşı karşıya gelinebilir gibi bir sonuca varır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir; Öğün’ün ulus kavramına ilişkin yaptığı tanımın hiçbir gerçekliği yoktur. Toplumsallaşmanın ulus formuyla ilişkilendirilmesi kısmen kabul edilebilir
Aslında Öğün’ün uluslaşmayı toplumsallaşmanın bir fonkisyonu olarak görmesi önemlidir. Ulus mu, toplum mu önceliklidir gibi kavram paradoksuna girmeden, toplumun uluslaşma için önemli olduğunu kabullenmek benim de önemsediğim bir durum. Öğün belli ki bilinçaltında “demokratik ulus” gibi bir kavrama açıklık getirmektedir. Öyleyse “demokratik ulus” denilen şeyin tek bir ulus olmadığını ve toplumlardan-uluslardan teşekkül ettiğini kabullenmek zorundadır. Çünkü bu coğrafyada toplum değil, toplumlar vardır, homojenlik değil, heterojenlik vardır. Bu durumda devlet bir toplumu değil toplumları-ulusları temsil eder. Ancak bu da o toplumların ortak aklıyla inşa edilmiş bir siyasal düzen ile doğru uzantılıdır. Öğün, Kürdleri öncelikle bir ulus-toplum olarak görmeli ve devlet’i, anayasayı ve siyasal düzeni tartışmaya açmalıdır. Aksi halde söyledikleri havada kalmış olur.

Kürdler Teb’a mıdır?

Osmanlı’da yaşayan diğer toplumlar gibi Kürdler’de teb’a (reaya) ydı. Zira padişahlık, krallık gibi egemenliği elinde tutma yetkisine sahipti ve siyasal otoritenin merkezini oluşturmaktaydı. Kral gibi padişah da siyasalın belirleyicisi ve hatta öznesiydi. Padişahlık bir nevi ulusun-toplumun egemenliğini elinde tutan kişiydi. Osmanlı bir etnik kimlik olarak kabul edilirse, Kürdler gibi diğerleri de teb’aydı; yani Öğün’ün deyimiyle siyaset dışıydı. Bu da onların teb’a olması için yeterli bir sebeptir. Cumhuriyetin kurulması ve coğrafyada yaşayan tüm toplumların Türk ıtlak olarak addedilmesi bu geleneğin bir şekilde devam ettirildiğini gösterir. Osmanlı’da olduğu gibi Kürdler teb’adan topluma geçiş yapamadılar Zira Kürdler kurulan Modern Cumhuriyet’in Türk vatandaşlarıydı ve kendi ulusal-toplumsal kimlikleri karşısında bir hiçtiler. Öğün’ün dolaylı olarak işaret ettiği gibi Kürdler Kürd olarak siyasetin dışında unsurlar olarak kabul edilmişlerdir. Yani yönetim başta olmak üzere siyasal olana ilişkin her alanda söz hakkı olmayanlardı. Kurulan cumhuriyet siyasal, sosyal ve kültürel olarak kendini Türk olarak görüyor ve tüm faaliyet alanında bunu kanıtlamaya çalışıyordu. Bu durumda Kürdler, belki de Öğün’ün zımnen işaret ettiği gibi teb’a bile değildiler.

Sonuç olarak:

Türk politik kültürde Kürdler, Osmanlıda olduğu gibi ulus-toplum değil, teb’adır. Çünkü Türk anayasasında Kürdlerin ulusal kimliğine atıf yapan herhangi bir hukuki ve yasal terime rastlanılmaz. Bu bakımdan Türkiye’de Kürdler kendi kimlikleriyle, dilleriyle ve ulusal iradeleriyle siyasal bir mücadele sürdüremezler. Zira Türkiye’de siyaset başta olmak üzere, yargı, yasama ve yürütme Türk’tür. Öğün’ün Kürdistan meselesi konusundaki yaklaşımı da diğer Türk aydınlar gibi baştan aşağı Türkiyeciliktir. Ancak Öğün, Kürdleri bu Türkiyelileşme mevzusunda nerede görüyor doğrusu merak konusu olsa da, benim tahminime göre salt kültürel bir kimlik olarak kalmalılar yönünde bir düşünceye sahip.

Konuya ilişkin aşağıda linklerini verdiğimiz çalışmalarımıza başvurulabilir
http://irfanburulday.blogspot.com.tr/2013/09/kurucu-unsur-olarak-oznenin-cesitliligi.html
http://irfanburulday.blogspot.com.tr/2013/09/kurdistan-kavramsalnda-oznenin.html
Bu makale toplam: 9813 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:23:49:59
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x