İrfan Burulday: Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık

Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık

Ulus-devlet milli egemenlik ilkesine bağlı kalmak şartıyla Kürtlere karşı kurnazca bir oyun oynamak istiyor.

İrfan Burulday

09.04.2014, Çar | 18:02

Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık
Makaleyi Paylaş
Ulus-devlet milli egemenlik ilkesine bağlı kalmak şartıyla Kürtlere karşı kurnazca bir oyun oynamak istiyor. Bunu yaparken köklerini kazımak, etkisizleştirmek, sömürgeleştirmek ve altüst etmek gibi son derece güçlü enstrümanları kullanmaktadır. Jakobenci bu tavrını destekler mahiyette demokratik çoğulculuğu öznelleştirerek ve uluslararası meşruiyetini pekiştiren bir haklılık gerekçesi olan ulus-devlet formülasyonunu itinayla öne sürmekte ve kendini merkeze alan siyasal, politik manipülasyon kartını en ayrıntısına kadar kullanmaktadır.

Kuşkusuz Türk devleti kurulduğundan bu yana, bu eksende bir politika izlemiş ve bunu ustaca kullanmayı başarmıştır. Böl, parçala ve yönet stratejisini kısa tarihi içinde devlet politikası haline getirerek, Kürtlerin siyasal, politik ve sosyal gücünü kontrol altına almıştır; “iyi Kürtler, kötü Kürtler”, “demokrat Kürtler ve terörist Kürtler” kavramlarıyla da ciddi bir siyasal anlayışı ortaya koyarak, bu minvalde bir politikayı yürürlüğe sokmayı başarabilmiştir.

Dolayısıyla Kürdistan’ın ve Kürtlerin bölünmesini sağlamış ve ulusal mücadele çerçevesinde toplumsal varlık göstermelerinin önüne geçmeyi eksiksiz şekilde tamamlamıştır.

Nitekim Kürtlere karşı ustaca kullandığı bu yöntemi sadece devlet politikası haline getirmekle yetinmemiş, mevcut egemen paradigmanın geleceğine ilişkin tüm olumsuzlukları bertaraf etmiş ve Kürtlerin köklerini kazımak yolunda önemli adımlar atmıştır. Son zamanlarda gelişen çatışmalar ve buna karşın Türk devlet bürokrasisinin, iktidarının, siyasetinin ve devlet aklının yoğun propagandaları sayesinde medyada Kürt düşmanlığı yeniden baş göstermiş ve Kürtlere yönelik askeri, sivil tehditler had safhaya ulaşmıştır. Buna binaen siyasal iktidar Kürt-Türk ortayolcu ve romantiklerini de bu noktada etkin bir şekilde kullanabilmiştir. Zira barışsever hümanist dinadamları, ortayolcular, romantik aydınlar ve üçüncü cumhuriyetçiler kardeşlik, demokratikleşmeden bahsededursunlar, Türk demokrasisi kendi sivil vesayetini kurmuş ve Kürdistan’a yönelik askeri operasyonlarını hızlandırmıştır.

Türk demokrasisi ve siyasetine yakın ortayolcu, barışsever, romantik, demokrat Kürtler- Türkler son zamanlardaki çatışmalardan hep Kürtleri sorumlu tutmuş ve Türk devletinin egemen milli kimliği ve ulus-devletin bekası yolunda savaşseverliğini görmezden gelmişlerdir. Nötrleşen Kürt siyasetinin de bundan aşağı kalır tarafı yoktur. Ulusal mücadeleyi önderliğin özgürleşmesine adamış, ulusal dinamikleri parçalamış Kürt siyasetinin son zamanlarda izlediği kopyacı siyasetin yetersizliği, yap-boz ulusal meclisler, Türk devletinin demokratikleşmesi için verdiği beyhude çaba, Kemalist solun ittifakı için çatı partisi, ulu önderin “demokratik ulus”u, Türkiyeliliği, ve “devlet istemezük”, “Kürt meselesi Türk devletinin iç meselesidir” gibi ne olduğu belirsiz çıkışlar ve şimdi de Türk demokrasisinin kökkazıyıcılığıyla öne çıkan ve “bıçak kemiğe dayandı” sözleriyle ayyuka çıkan savaş naraları. Şüphesiz Kürtlerin okudukları, dinledikleri belki de kulaklarından sesini hiç eksik etmedikleri bu tehditler, eski generallerin kükreyen ve gazbulutuna dönüşen derin öfkelerinin sivilizasyon kanatlı revizyonizmidir. Türk devletinin ”kökkazıyıcılık” sıfatıyla müsemması elbette yeni bir durum değildir. Çünkü Türk demokrasisi ataerkildir, çoğulcudur, tekçidir, vesayetçidir, “kodumu oturturan”dır ve aynı zamanda Tanrının yürüyen eli, konuşan dili ve gören gözleridir.

Türk devletinin Ortadoğu’daki Arap baharı devrimlerini ve siyasal gelişmeleri totaliter, tekçi ve milliyetçi demokrasisiyle ilişkilendirmesi tesadüf değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılmacı, istilacı dış politikasını yakından devam ettirme istemi ve bu noktada elde edeceği sonuç iştahını yeterince kabartmaktadır. Osmanlı’da olduğu gibi Türk demokrasisi zora, zere ve homojenleştirmeye dayalıdır. Dolayısıyla önceliği ne toplumsal demokrasiyi inşa etmek ne de öteki- kardeş (!)- diye adlandırdığı ve ulusal boyutunu hep gözardı ettiği Kürtlerin self-determinasyon hakkını tanımaktır. Tek amacı etnik unsurlardan arındırdığı ve egemen etnik kimliği üzerine kurmuş olduğu ulus-devletini korumak ve tehlike unsuru olarak gördüğü Kürtleri ise tedip ya da terbiye etmektir. Ve bunda da başarısız olduğu söylenemez. Örneğin Kürtlerin atıl, pasif ve anlamsız katı örgüt ve ideolojik mantığını iyi kavramış ve bunu Kürtlerin siyasal, politik alanda gelişmelerini tıkamakta ustaca kullanmıştır.

Kürtlerin zaman zaman çift yönlü kazık operasyonuna maruz kaldıkları bir gerçektir. Bir taraftan ulusal mücadele adına Kürtleri egemen paradigmaya yamayan bir strateji izleyen Kürt siyaseti, diğer taraftan katı bir örgüt politikası yolunda mutlaklaştırılan bir anlayış. Her iki durumda da kökü kazılan ve ulusal dinamikleri parçalanan Kürtlerdir. Kürt siyasetinin daha birkaç ay öncesine kadar “ Kars’tan Edirne’ye kısacası Tüm Türkiye’ye demokrasiyi biz kuracağız” dediğini hatırlayanınız vardır muhakkak. Kürt siyasetinin bu bağlamda Kürt devleti gerçekliğiyle bağdaşan bir anlayışının olmadığını ve hatta bu talebe yönelik isteme en sert tutum ve davranış sergilediğini biliyoruz. Bu bakımdan Kürtlerin hem egemen ulus-devlet tarafından hem de legal-illegal Kürt siyaseti tarafından “kökkazıyıcılık” gerçeğiyle karşı karşıya olduğu ve bu anlamda kapalı kapılar ardında önemli görüşmelerin yapıldığını bilmeyen yoktur. Belirli aralıklarla yapılan bu doldur-boşalt sistemi son otuz yıldır yapılmaktadır. Böylelikle birikmiş enerjinin taşması önlenmiş olacak ve ulusal hakların istemi ise rafa kaldırılacaktır. Dolayısıyla şimdilerde yeni bir kırılma yaşayan fay hattı, farklı bir ulusal talebin eksilmesiyle görevini tamamlamış olacaktır.

Egemen ulus-devletlerde siğaya çekilemeyen etnik ulusal kimlikler iki seçenekle karşı karşıya bırakılırlar. Birincisi egemen milli kimliğe uyumluluk ikincisi ise devlete ihanet olarak hukukileştirilen devletin sömürgeci, faşist ve işgalci yayılmacılığına karşı olmak ve onun diğer kimlikler üzerindeki vesayetinin meşru olmadığını kabullenmek. Aslında her iki durum birbirinden farklı olsa da ulus-devlet, milli kimliğini ve egemen paradigmasını kısa ve uzun vadede zorlayan tüm etnik ulusal kimliklere karşı öfke ve adaletsizdir. Özellikle vurgulamak gerekirse egemen ulus-devlet kendi geleceğine yönelik gördüğü her türlü demokratik ulusal talebi tehdit ve saldırı olarak algılar ve gerekirse imha etmek için her türlü gerekçeye başvurur. Hatta gerekirse “kökünü kazır.” Kürtlerin son yüzyıldır yaşadıkları bundan başkası olamaz; “devlet-millet özdeşliği” , “milli birlik ve kardeşlik” bu anlamda tam bir fiyaskodur.

Romantik ortayolcu demokratlar, İslamcılar ve liberal solcular, egemen ulus-devletin ısrarla ileri sürdüğü ve gerekirse uğrunda “kökkazıyıcılık” yapabileceği ve varlığından taviz vermeyeceği “tek dil, tek bayrak, tek vatan” ısrarcılığına ne derler bilinmez gibi görünseler de içlerinde bu ısrarcılığı benimseyenlerin sayısı hiçte az değildir. Kürtlerin ulusal demokratik hakkı olan kendi geleceklerini yönetme talebini demokratik bulmayan bu akademisyenlerin, son çatışmalarla birlikte, neredeyse egemen ulus-devleti sırtlayıp çatışmaların merkezine götürecek kadar savaşseverliğini ve devletin tartışmasız haklılığını hamasetle, hararetle savunduklarını görüyoruz.
Bu makale toplam: 9995 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:23:22:20
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x