İrfan Burulday: Topluma İçkin Bir Siyaset

Topluma İçkin Bir Siyaset

“Birçok kişi gerçekten hiç kimsenin fiilen görmediği ve tanımadığı cumhuriyetler ile prenslikler hayal etmişlerdir. Ama yaşanılan durum ile yaşanılması gereken durum arasında o kadar fark vardır ki, olana gözlerini kapayıp yalnızca olması gerekeni görmek isteyen her kimse, varlığını korumaktan çok yok olmayı öğrenmiş olur.” (Machiavelli, Prens, 2006, s. 117).

İrfan Burulday

20.05.2020, Çar | 22:17

Topluma İçkin Bir Siyaset
Makaleyi Paylaş

Kürtler siyasal zihin/bilinç olarak labiretimsi çıkmaz bir gizemi barındırıyor görünmektedir. Politik formasyonda “siyasi olan” ile kurduğu referanslar ele alındığında soyut ve zaman zaman da teatral bir özellik taşıdığına ilişkin bir durum söz konusu.

En basit ifadeyle Kürtlerin günümüz siyaseti ile ilişkisi son derece karmaşık ve vahim bir pozisyonda. Olan ile olması gereken arasındaki farkı göz önünde bulundurmayıp tamamıyle ütopik tasarımlar ortaya koymuş olduklarıdır. Dolayısıyla siyasi gerçeklik/realite olarak adlandırılabilecek bir tutum ile karşı karşıya kalındığında klasik ütopyacılığın yeniden tasarlanması söz konusudur. Bu minvalde siyasete dair bir teori inşa etme çabası ve “siyasal olan”ı konumlandıracak bir özneye duyulan ihtiyacın nasıl giderileceği tartışma konusudur. Çalışmanın özünü de ihtiyaç duyulan bu öznenin yeniden inşası oluşturmaktadır.

Siyaset toplumsal/anonim bir faaliyet olduğu gibi, bireysel faaliyeti de kapsar

Kişinin kendi toplumunun doğası üzerine düşünmesi politik ve daha doğrusu siyaset felsefenin konusudur. Siyasetin düşünce kanonunda üretilmesi ne demek? Siyasala dair amaçların ne olabileceği üzerinde düşündükçe, toplum ile siyasal düşüncenin temelde farklı şeyler olmadığı ve toplumun siyasal düşünce üzerindeki etkisi gibi, siyasal düşüncelerinde toplum üzerinde bir etkiler dizgesi yarattığı görülür. Toplum ile siyaset arasındaki uçurumu kapatmanın en kolay yolu onu toplumsallaştırmak veya toplumu ussal açıdan siyasallaştırmak olacaktır. Günümüzde Kürtleri siyaset kanonu içinde tutmanın en kısa yolu onları “siyasal olan” ile özdeşleştirmektir. Bu özdeşlik kendi içinde tutarlı bir varoluş yaratmakla kalmaz, ona zamanın dünyasında siyasal geleceği üzerinde hak ve özgürlükleri ciddiye/merkeze alan yeni bir bakış açısı kazandırmış olur.

Siyasi bütünün herkese ait olduğu mefhumların doğrudan doğruya bir toplumsallık yaratabilmesi için ortak bir kudrete ve akli politikalar üretmeye ihtiyacın kaçınılmaz olduğu bir gerçek, zira faal olmanın üretmek demek olduğu, ayrıca varlığımızı sürdürme çabamızın da buna bağlığı olduğu unutulmamalı.  “Toplum toplumsal olanı içine alan bir gövdedir ve ortak çıkarları ve yaslarıyla birbirine bağlanmış insanlardan kuruludur. Bu toplumsal gövdenin ruhu ise bizatihi halkın kendisidir“ Nesnesi öznesiyle bir ve aynı olduğunda, bu zorunlu olarak entelektüel ve zihinsel alan yaratılmış olur.

Siyaset ile siyasal gibi iki önemli ayrımsal kavramı da içine alarak bir hat belirleme yoluna gidilebilir, zira siyasete ruhunu verecek bu belirlenim kaçınılmazdır. Toplumun “oy” dışında belirleyici olmadığı ve çiftbaşlı bir ejderhanın dişleri arasında koyu bir belirsizliğe sürüklendiği ve günden güne totoliterleşen bir şeylerin olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Kürtlerin siyasal gücü seçimden seçime belirleyici bir güç olarak düşünülse de bu öznel değil nesnel bir niteliğe sahiptir. Zira en azından benim görebildiğim kadarıyla kendi başlarına siyaset yapabilme kudreti taşımıyor ya da engelleniyorlar. Bir ulus için salt düşünmek yetmez, bununla birlikte eyleme/etki anlamında “mekân”da yer tutma zorunluluğu da vardır. 

Siyasete ilişkin aklın yeni düzen vaadini tükettiği, onunla birlikte hak ve özgürlüklere dair toplumsal projelerin ağır bir bunalım içine girdiği ve doğal olarak siyasetin merkezinde yer almanın yeni bir siyasal paradigma ile mümkün olduğu   kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.

Siyasette politik karar alma mekanizması

Açıkçası tarih Kürtlere acımasız davranmıştır. Zira Kürtlerin özgürlüğe duydukları tutku, onları güven içinde yaşayabilmeleri için yeterli düzeyde bir alan yaratma gibi bir imkân yaratmalarına fırsat tanımamıştır. Siyasal aklın yürütücüleri ve katı ideolojik zihniyet, Kürtlerin barış ve güvenlik içinde yaşayabilme olanaklarını ellerinden alarak kendi geleceklerine ilişkin politik kararlar almalarına izin vermemiştir.

İçsel tutarsızlık ve çelişkilerin daha da belirginleştiği günümüzde Kürt “siyaset”i çoğulcu, akılcı/rasyonel siyasetin konsensüse dayalı, ilerici, demokratik, çatışmalardan arındırılmış bir alanı yeniden inşa etme zorunluluğu var. Siyaseti arzulamanın siyaset yapmak olmadığı gibi, bilme arzusunun da bilmek olmadığı ilkesi önemli bir noktaya işaret ediyor.

Bireysel hak ve özgürlükleri anayasal olarak güvence altına alma ve dayandığı köklere ilişkin sorunların siyasetin diliyle gündeme getirilmesi önemli bir eşik olur. Kürt siyasetinin salt siyasal/politik, dini, ideolojik ve sosyal kimliklerden ibaret olmayıp aynı zamanda ulusa dayalı politik bir kavrayış, rasyonel ve tartışmasız bir tarafının da olduğu dikkate alınmalı. Kürt siyaseti tanım olarak bulanık olma özelliğini muhafaza eden bir konumda ve bu da siyasetin kendine ve topluma karşı yabancılaşma gibi bir dizi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

O halde savlanılabilir bir siyasal düşünce için Kürt “siyaset”i kendini tanıtlamak zorunda bir dizi fikirler üretmeli ve bu fikirler üzerinden bir muhayyile/siyaset kuramı inşa etmek yoluna gidebilir. Bir şeyi siyaset diye adlandırmak ortada sistematik olarak incelenmesi gereken bir konunun olduğunu gösterir.

“Siyaset, bir düzlemde, mümkün olanı uygulamaya koyma çabası ise, bir başka düzlemde mümkün olanın sınırlarını genişletme çabasıdır”

Öncelikle bu iki önermeyi bir arada düşünmek gerek: Birincisi buna epistemolojik/siyaset felsefesine dayalı bir zemin oluşturmak ve ikincisi uygulamaya/eylemeye/fiiliyata ilişkin alanlar geliştirilmelidir. Peki tüm bu zorlu siyasi olanın ortasında politik genellemeye nasıl bir rol biçilebilir?

Hatırlanırsa felsefi bir düşünce olarak siyaset bir yüklem ile özdeşleşmediği sürece saf kimliğiyle kalır. Örneğin “Batı siyasi düşüncesi”, Fransız, Alman, İngiliz, Kürt, Türk, Arap siyasi düşüncesi, siyasi tarihi gibi sınırlamalar siyasetin kimlik eksenli pay almasına, müsemmasına, toplumsal sorunlara ve dahi kültüre vurgu yapar.

Kürt siyaseti kavrayışının izini sürmek ve onun teorik işlevlerini ortaya koymak dikkat gerektirir. Aksi durumda bu kavranışın anlam düzeyini saptamak anakronizme yol açar. Bu da zorunlu olarak bizi kavramsal bir sınır çizmeye ve otonom bir belirlenime götürür. Elbette neden bu bir parça ayrıntılı yaklaşımı benimsediğim sorulabilir, buna cevaben şunu belirtmek isterim; Kürt siyaseti bir ulusal kimlik siyaseti olmakla beraber aynı şekilde demokrasi, özgürlük ve haklar siyasetidir. Politik olan tasavvur bu eksen çerçevesinde düşünülebilir, çünkü siyaset ile mekân öznelliğin kuruluş amacı olarak ancak bu şekilde değerlendirilebilir. Biz buna mekâna dayalı siyasetin öznelliği/ortaklığı da diyebiliriz. Ancak bu ortaklığı belirleyen temel unsurun, siyasetin farklı ve karşıt çıkarları arasında merkezileşmeyle birlikte doğal olarak baskıya ve cebre başvurulmaksızın müzakereci/uzlaşma/uslamlama yaratma imkânı elde edilmiş olur.

Kürtlere özgü siyasal düşünce ve eyleme gücü gerek toplum ve gerekse de mevcut koşullar çerçevesinde travmatik bir ruh halini yaşıyor. Bu koşullar altında tecrübe/deneyim temelli bir varlık kazanır mı bilinmez ama zaman ve mekân, özne ve nesne algısında tarihi bazı fragmantasyonları dikkate alarak öze ilişkin bir muhayyile oluşturmaya çalıştığı görülür. Ancak “tarih geri döndürülemez bir biçimde kaybolmuştur” ve siyasi muhayyile zaman ilerledikçe boşluğun kurbanı oluyor. Geriye kalan enstürmanlar arasında nasıl bir ortaklık/fermantasyon oluşur şimdiden kestirmek zor, zira toplumsal hafıza tüm anlamlarını yitirdiğinde fenomonel alanın sınırları içinde geriye ne kalır bilinemez.

Topluma içkin bir siyaset

İnsana nasıl yaşamasını öğreten salt ahlak olmadığı gibi salt politika da değildir. Ancak etik ve siyasetin merkezini toplum ve toplumsal ilişkiler oluşturur denilebilir. Akletme ve düşünme önemli olan ve insanı diğer varlıklardan ayıran eylem alanlarından biri de insanın örgütlü siyasi bir yapının içinde yaşıyor olmasıdır. Böylesi bir yapı içerisinde yaşamak ve buna uygun yasalar ve kurallar koymak insana özgüdür. Bu anlamda siyaset felsefesi antikçağdan günümüze felsefi konular arasında geniş yer tutmuştur. Platon’un” Devlet”inden bugüne değin binlerce siyaset teorisi/politik paradigma üretilmiş ve bu teoriler birçok toplum için model oluşturmuştur.

Birbirinde farklı siyasal teoriler olsa da, her toplum kendi siyasal/politik dilini oluşturmayı amaçlamış ve toplumsal siyasal düzeni bu dil üzerinden kurgulamayı ilke edinmiştir. Siyaset bir nevi kavram üretme sanatıdır da denilebilir.

Kürtler bir kriz halini yaşıyor. Kürtlerin bu krizi aşmaya yönelik acil yapmak zorunda oldukları demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet gibi değerler üzerinden yeni bir toplumsallık kurgulamak ve bu konuda azımsanmayacak bir destek alarak farklı ve çoğulcu bir muhayyileyi derinleştirmektir. Bunun da Kürt siyasetinde yapısal bir sorun olduğu çok açık

 

Aristotalese göre adalet diğer bütün değerleri kapsar. Eğer adalet tesis edilebilirse; hak, özgürlük ve eşitlik gibi değerler kendiliğinden yerine getirilmiş olur. Modern, post-modern çağda Ortadoğu toplumları gibi Kürt politik bilinç de bu konuda sınıfta kaldı kanaatimce. Siyaset toplumsal tasavvurun bir parçası olduğu gibi, Kürtlerin siyaset yapabilmeleri siyasal dünyanın ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak siyasal düşüncede monolitik taraf siyasal olanın bir parçası haline gelirse, hegemonya kaçınılmaz olur.

“Nitekim Aristoteles, adaletin diğer bütün değerleri kapsadığına dikkat çeker. Eğer adalet tesis edildiyse, hak, özgürlük, eşitlik vb. değerler kendiliğinden yerine gelmiş demektir. Bozulmanın kaynama noktası da adaletsizlikten başka bir şey değildir. Adalet kendinde diğer erdemleri ve değerleri de barındırır. Oysa soyut adalet bunu gerçekleştiremez.”

Kürt siyasi alanda politik olanı önemli oranda vesayete dayalı hiyerarşik akıl belirlemektedir. Siyasal aklın içeriği ve “politik olan”ın ne’liği önemli ölçüde bu hiyerarşik ve totaliter vesayet tarafından doldurulmaktadır. Bu hiyerarşi, politikleşmekte ve  çoğu kez politika ile bütünleşmekte ve sivil siyasetin geleceğinde karanlık bir durum yaratmakta. Sivillerin ve sivilleşmenin aleyhine olan bu yayılma yine çoğu kez maalesef toplumun yardımıyla gerçekleşmektedir. Kısaca vesayet akıl, politikleşirken; sivil akıl/topluma içkin bilinç işlevini yitirmektedir.  Sürekli itaate yönelik davetiyeleri/beyanlar söylediklerimizin kanıtıdır.

Yukarıda bahsettiğimiz vesayet merkezli politik bilincin sonucu olarak toplum daima tehlikededir ve daima vesayet altına alınarak çevrelenip siyaset menzili kısıtlanmaktadır. Bu yüzden “sürekli kurtarıcılık” tezi işlenmektedir. Kürtlerin siyaseten vesayet altında olduklarını ve politika dışı unsurların izni olmaksızın hiçbir şey yapamaya güçlerinin olmadıkları sır değil.

Son olarak; Ortadoğu’da siyaset satranç oyununa benzer, kimi mekân ve uzam olan tahtanın bizatihi kendisi rolünü oynar, kimi de bu mekân üzerindeki piyon rolünü üstlenir. Oyun kurucu akıl olmak varken piyon olmak hiç hoş olmasa gerek.

 

 

 

 

Aşırılık, türeme, ilk fark ve başına buyruk olmayı isteme; bunlar 

Bu makale toplam: 3115 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:20:59:07
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyaseti Yeniden Düşünmek Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x