İrfan Burulday: Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I)

Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I)

PKK nasıl bir çözüm önerisine sahip sorusu henüz anlaşılmış değil. Hatta nasıl bir siyasal, sosyal ve ekonomik düzen algısına sahip olduğu konusu hâlâ bilinmiyor. Öte taraftan PKK neden ve nasıl bir siyasal örgütlenme, toplumsal yönetim modeli öne sürüyor bu da bilinmiyor.

İrfan Burulday

27.09.2015, Paz | 13:10

Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I)
Makaleyi Paylaş

Egemen güçler sömürgeleştirilmiş uluslara karşı siyaseti ve ona ilişkin kavramları zaman zaman bir manipülasyon aracı olarak kullanırlar. Bunu yaparken öncelikle siyasal kavramların içini boşaltır, aşındırır ve onları salt soyut ve karşılıksız imgeler haline getirirler. Bunun yanı sıra ulusal soruna hiçbir değer atfetmeyen ve meselenin özüyle yakından uzaktan ilişkisi olmayan toplumsal uzlaşılar adı altında mega siyasi argümanlar oluştururlar. Barış, özgürlük, ve demokratikleşme gibi… Şüphesiz bu kavramların özcü tanımları birbirine tamamen uyumlu ve meselenin gerçeğine dokunur niteliktedir. Ancak buna karşılık hükümran siyaset, bu temel kavramlar konusunda taban tabana zıt karmaşık bir algı içerisindedir.

Tarihi süreçler göz önüne alındığında ulusal sorunların çözümünde bazı önemli şeyler göze çarpar. Mevcut siyasal, anayasal sistemin yeniden revizyonu yani merkezi devletin baştan aşağı yeniden yapılandırılması, özerklik (muhtariyet-kendi kendine davranabilme, kendi kendini idare etme durumu), yetki devri, yerinden yönetim, merkezi yönetim, bölgesel, yerel, federal veya federe düzeyde ikili bir merkezi sistemin oluşturulması gibi. Bu ana başlıklar kuşkusuz Türkiye’de yönetimin temel sorunu 1923’ten sonra devletin örgütlenmesiyle yakından ilişkilidir. Zira 1982 Anayasasında yer alan bir ilke-madde var ki, bu ilke Türkiye devletinin etnik-ulus temelli bir üniter devlet olduğu yönündedir; “devletin ülkesi ve milliyetiyle bölünmez bütünlüğü ” Bu konuya girmeden önce “Kürt sorununa çözüm” başlıklı çalışmalarda sıkça gündeme getirilen bazı bölgesel, özerk, “demokratik özerklik” ve yerinden yönetim gibi konuların ele alındığı ve bu kavramların uluslararası hukukta ve uygulamalarda neye karşılık geldiği ve nasıl bir siyasal sistem anlayışına sahip olduğu gibi durumlar üzerinde durmaya çalışacağız.

Öncelikle şunu açıkça belirtmek gerekir; gerek PKK ve onun periferisinde faaliyet yürüten siyasal parti ve gerekse de Türk siyasi partilerinin veya devlet aklının Kürdistan meselesine ilişkin pratik veya teorik bir çözüm yöntemi yok gibidir. Bahsedilen sözde bazı çözüm yöntemlerinin de pratikte hiçbir karşılığı görülmüyor. PKK gibi kısmen kitlesel bir hareketin bugüne değin sürdürdüğü askeri yöntemler Kürdistan’da derin belirsizlikler yaratmış ve Kürd ulusal mücadelesini girift ve ucu açık çelişkilere gark etmiştir. Gelinen noktada PKK’nin belirsiz ve amaçsız savaşı meseleyi derinden sarsmıştır. Aşağıda bunun neden ve sonuçları üzerinde duracağız.

PKK nasıl bir çözüm önerisine sahip sorusu henüz anlaşılmış değil. Hatta nasıl bir siyasal, sosyal ve ekonomik düzen algısına sahip olduğu konusu hâlâ bilinmiyor. Öte taraftan PKK neden ve nasıl bir siyasal örgütlenme, toplumsal yönetim modeli öne sürüyor bu da bilinmiyor. Örneğin bir dönem PKK’ye yakın bazı dergilerde sıkça işlenen konuların başında ulus altı modeller, yerel yönetimler, yerinden yönetimler, Katalan modeli, Bask modeli, İtalya, Belçika, Korsika ve Fransa modeli gibi örgütlenme biçimleri işlenirdi. Konu birkaç paragraf sonra başka alanlara taşınır ve içinden çıkılmaz bir şekle dönüştürülürdü. Açıkça söylemek gerekirse PKK’nin maksadı bu örgütlenme modellerini ciddi bir şekilde ele alıp çözümler üretmek değil, Kürdlerin olası ulus devlet talebini tahrif etme, yönlendirme ve işlevsiz kılma amaçlıydı. Bir diğer soru, PKK gelinen noktada böylesi bir modele uygun siyasal bir örgütlenme için istenilen nitelik ve niceliğe sahip mi? Devlet ne istiyor sorusu ne kadar doğal bir soru ise PKK ne istiyor sorusu da o denli doğaldır. Biz sözkonusu çalışmamızda ıskalanan bu modeller üzerinde durmaya çalışıp bu modellerin Avrupa ve Anglo-Sakson ülkelerde nasıl yürütüldüğü, hangi durumlara tekabül ettiği ve ulusal sorunlara çözüm olup olmadığı gibi konuları ele almaya çalışacağız. Ayrıca sivil siyasetin güçlendiği bu dönemde demokratik bir mücadelede yol haritası nasıl belirlenmeli gibi özel bir duruma da işaret edeceğiz.

Kuşkusuz devlet biçimleri ve devlet modelleri konusu son derece önemli bir başlangıç noktasına götürür bizi: Türk yönetim modelinin değişimi ve bu değişim Kürdistan sorununa nasıl bir katkı sunar? Değişim mümkün mü? Türkiye’de olduğu gibi Kürdlerin yaşadığı birçok coğrafyada buna benze sorular sorulabilir. Kuşkusuz bu meselenin çözülmesi taşların yerinden oynaması ve devlet nazarında “kırmızı çizgilerin ihlali” anlamına gelir. En çarpıcı soruyu sorarak çalışmamıza açıklık getirelim: Bu ülkeler Kürdistan sorununu çözmeye hazırlar mı? Öncelikle bu meselenin dinsel ve mezhebi soyut kavramlarla çözülemeyeceğini baştan kabullenmek gerekir. Öte taraftan Kürdistan’ın Doğusunu, Batısını ve Güneyini bu çalışmamızın dışında bırakmayı daha uygun bulduğumu belirtmek istiyorum.

Türkiye’de devletin model değişimi, yeniden yapılandırılması, merkeziyet sistemi, yerinden yönetim ve özel iller (özel idare) gibi bazı konular Osmanlı’nın son yılları ve modern cumhuriyetin kurulmasıyla siyasetin gündemine gelir. 1923’ten 1982’ye kadar bu konu üniter militarist devlet adına tamamen sümenaltı edilir. Doksanlı yıllarda Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik şartı gibi idari iyileştirmeleri konu edinen bir dizi çalışma yeniden gündeme geldi. Ancak devletin bütünlüğüne zarar verir korkusuyla bu şart iki binli yıllara kadar yeniden rafa kaldırılır. PKK’ye atfedilen “demokratik özerklik” kavramıyla yeniden gündeme oturur, ancak bu sefer devletin değil, PKK’nin gündemindeydi. Kısa vadede devletin Kürd meselesine ilişkin bu yönde hiçbir planı olmadı ve olacağa da benzemiyor. Bugüne değin bu kavram üzerinden neyi anladığını ve nasıl bir model olduğu konusunda somut bir proje hazırlamış değil. Öte taraftan bu kavramın uygulama ve teoride Kürdistan koşullarına nasıl uyarlanabilir konusu hâlâ kapalı.

Kürdistan meselesi Türkiye devletine ve özellikle de AKP hükümetine sistemin revize edilmesi ve revize edilen bu sistem kapsamında meselenin iç dinamikler çerçevesinde kalınarak rahatça ele alınabilmesi açısından önemli bir fırsat sundu. Devlet bir taraftan kendini yeniden yapılandırırken, diğer taraftan bu yapılandırma kapsamında ciddi bir hareket alanı kazandı. “Kürt sorunu Türkiye’nin bir iç meselesidir” ifadesi Batı’ya karşı elini güçlendirdi. Gerçekte tartışılan konunun ana ekseni devlet biçimidir. Yükselen talepler (ki bu talepler siyasi değil kültürel taleplerdir) karşısında yönetim aygıtının tarihdışı refkeksler verdirmeyi sürdürmesi Türkiye’nin korkularından sadece bir tanesiydi. Öte taraftan PKK’nin ulusal sorunu kavrama ve çözme konusundaki tutarsızlığı, dünyadaki gelişmelerin uzağında kısır bir polemiğe dönüşmesi gibi bir durum sözkonusuydu. PKK, Türkiye devletini değişime zorlarken, bu değişimin Kürdlere nasıl yansıtılması gerektiği konusunda tamamen duyarsız kalıyor ve sivil siyasetin önünü kapatarak askeri seçenekler üzerinde duruyordu.

Devlet iki sorunla karşı karşıyaydı: Birincisi merkezi devletin hantallığı, tarihsel korkular, diğeri ise PKK’nin savaş seçeneği. Devlet bir taraftan dönüşürken, demokratikleşirken, diğer taraftan PKK ne olacak gibi bir sorunla karşı karşıyaydı. 2000’den itibaren iktidarda olan AKP-PKK ilişkisi ve bu ilişkinin periferisinde yatan nedenler ve sonuçlar bugüne değin somut bir açıklığa kavuşmuş değil. PKK’nin yayın organları Bask, Korsika, Katalan modellerini konuşmaktan, tartışmaktan son anda vazgeçti denilebilir. PKK neden bir model yaratamadı, bu önemli bir sorudur kuşkusuz. Zira aynı şekilde Türk gazeteciler, yazarlar ve aydınlar da Bask, Korsika ve Katalan modeli tartışmalarını bir kavram ve kafa karışıklığı olarak betimledi. Onlara göre İspanya’nın bir Özerk Topluluğu olan Bask Ülkesi ya da Memleketi, İspanya’nın 17 Özerk Topluluğundan birisidir. Haliyle bu modelin Üniter bir devlet olan Türkiye’de Kürd meselesinin çözümünde hukuki ve siyasi bir karşılığı yoktur gibi bir sonuca ulaşıldı. Türkiye’de sorunun çözümüne ilişkin tartışmalar sistemin bütününü görmezden uzak kalırken, verilen örnekler ortaya çıktıkları malzemeden soyutlanmıştır. Bu nedenle Türkiye’de devlet biçimi, yeniden yapılandırılması Kürdistan meselesi ıskalanarak, görmezden gelinerek konuşulamaz.

“Modern devletlerin tarihi ülkenin ve ulusun tanımlanması ile başlar. Bütün örgütlenmelerde olduğu gibi bir devletin bir sahası, bir topluluğu ve bir örgütlenmesi vardır” Türkiye’de ülke kavramı iç sınırların olmadığı anlamına gelir. Örneğin Türkiye İspanya gibi bölgesel siyasi veya yersel topluluklardan oluşmaz. Tamamen tekil-tekçi ve merkeziyete dayalı bir yönetim anlayışına sahip bir ülke. Üniter devletler “devletin ülkesi ve milliyetiyle bölünmez bütünlüğü” formülü ile tanımlanır

Bölgeselleşme devletin altında ama illerin üstünde yeni bir idari –siyasal birimin yönetim aygıtına monte edilmesidir. Bölgeselleşme kimi zaman yeni bir devlet biçiminin ortaya çıkışına yol açar (İspanya, İtalya); kimi zaman üniter bir devletin temel özelliklerine uyum gösterir (Fransa)” Türkiye bu konuda ve özellikle de “Kürt sorunu”nu çözmeyi bu plan çerçevesinde gerçekleştirmeye çalışıyor. PKK ne istiyor sorusu, bura da yine devreye giriyor. Üç farklı model konusunda PKK, Türkiye devleti gibi Fransa modelinin uygulanmasından yana görünüyor. Ancak bir fark var; PKK silahlı bir hareket ve böylesi bir durumda nerede konumlandırılacak? Çözüm öncesi sorunun en tartışılacak yönü bu görünüyor. PKK bugüne değin ileri sürdüğü çözüm yöntemleri konusuna hiçbir açıklık getirememiştir. Ya da en azından basına yansımadı.

“Merkez-Çevre İlişkisi”

Üniter Devlet Bölgselleşmeden Küreselleşmeye adlı kitabında Atilla Nalbant, devlet ile ilgili şöyle bir ifade kullanır: “Devlet toplumsal sözleşme düşüncesinin ortaya atıldığı dönemden itibaren bir toplumun örgütlenmesi olarak anlaşılmalıdır. Bir toplumun örgütlenmesi bütün diğer örgütlenmelerde olduğu gibi bir takım temel kurucu ilkelere dayalıdır. Bu esaslar merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkeleridir. Ancak toplumsal, ekonomik ya da siyasal gelişmelere bağlı olarak bu kavramlar değişik görünümler alabilir: Self determinasyon, özerklik, serbest idare gibi. Bir devlet olarak örgütlenen toplum günümüzde ulus ya da halk kavramları ile tanımlanır. Siyasal bir söylem niteliğinden öteye ulus bir devletin kurucu öğesidir” Bugüne değin PKK’nin basına yansıyan neredeyse siyasal faaliyetinin merkezine koyduğu düşüncelerinde ulus, özerklik, serbest idare ve federal yönetim gibi ifadelerden özellikle kaçındığını da belirtelim.

Nalbant, Aynı kitabında Merkez-Çevre İlişkisinde Temel Kavramlar başlıklı yazısında şunları söyler: “Günümüzde devlet biçimi kavramından ilk olarak bir devletin örgütlenmesine ilişkin ilkeler anlaşılır. Bir devlet siyasal merkeziyetçi bir tarzda örgütlenmiş olabilir; bu anlamda tek siyasal merkez sözkonusudur ve dolayısıyla o devlet tek merkezli bir devlettir. Ya da çok merkezlilik sözkonusu olabilir; bu anlamda Federasyonlardan söz edilir” Buradan da anlaşıldığı gibi Türkiye tek merkezden yönetilen yani merkeziyetçi bir devlet modeli anlayışına sahiptir. PKK bu merkeziyetçiliği kabul etmiş görünüyor, ancak buna karşı yerel yönetimler konusunda bazı iyileştirmelerin yapılmasını talep ediyor. Bu taleplerin çok da sarih olduğunu söyleyemeyiz. Örneğin belediyelerin yetkileri, vergiler, güvenlik, ekonominin merkez ile olan ilişkisi, resmi yazışmalar, hukuk, yargı gibi konular karşılıksız tanımlara sahipler. PKK’nin istediği demokratik özerklik bu anlamda neye karşılık ve nasıl bir siyasal sistemin kurulmasına atıf yapmakta doğrusu muğlak. PKK’nin maksadı devletin yükünü mü hafifletmek, yoksa doğrudan Kürdistan’da kendi iktidarını kurarak orayı yönetmeye mi çalışmak? Bu durumda Türkiye’nin geleceği nirengi noktasının henüz nereye kadar olduğu da malûm değil. O halde yukarıda söylediğimiz gibi ülke, ancak tek bir siyasal iktidarın geçerlilik mekânı olabilir. Eğer birden çok ülkeden söz edilirse, birden çok siyasal iktidardan söz etmek gerekecektir. Örneğin federasyonlar buna iyi birer örnektir. PKK’nin savaş ve siyasal niahi amacı Kürdistan’da kendi iktidarını tesis etmekse şayet, bunu öncelikle talep edeceği, savunduğu veya düşlediği siyasal model konusunda netleştirmelidir. PKK bu siyasal modelin neresinde?

“Merkeziyet ve Yerinden Yönetim İlkeleri”

Yukarıda belirttiğimiz gibi yönetim sisteminde iki temel ilke söz konusudur. Nalbant’a göre bunlar Merkeziyete dayalı siyasi model ve Yerinden Yönetim. Merkeziyet ve yerinden yönetim kavramlarının anlamını belirlemek için, iki ölçütle konuya yaklaşılabilir: Organlar ölçütü ve yetki ölçütü. Burada sorun örgütlenme ve bu örgütlenmede yetkilerin hangi organda olacağıdır. Bu nedenle üç organ arasında ayrım yapmak gerekir: Merkez organ, merkezi organ ve yerinden yönetim organı. Örneğin yetkilerin asıl sahibi merkez organdır, yani merkezdir. Bu tip yönetim sistemlerinde merkez mutlak yetkilere sahiptir ve yerinden yönetimlere yetki devri sözkonusu değildir. Buna karşılık federal devletlerde merkez organ birden fazladır. Zira federasyonlarda devletin örgütlenmesi merkez yokluğu üzerine değil, çok merkezilik üzerine kuruludur. Yapılan açıklamalara bakılırsa PKK merkeziyetçi bir siyasal devlet modelini benimsemektedir. Zaman zaman biçimsel anlamda neye tekabül ettiğini bilmese de yerinden yönetim-öz yönetim gibi kavramları kullanır. Ancak bugüne değin bu ifadenin içeriğini dolduracak bir çalışma ortaya koyamamıştır. Haliyle bu ifade biçimlerinin siyasal bir yönetim modelini yansıtıyor beklentisi havada kalmaktadır. Örneğin PKK dile getirdiği bu yerinden yönetim-öz yönetim meselesine ilişkin kendi askeri ve siyasi varlığını nerede konumlandırmaktadır konusunda tek bir açıklamaya rastlanılmaz. Yani PKK bu yönetimin nasıl bir organı ve merkezi hükümet ile ilişkilerini belirlemede hangi yetkilere sahip soruların en azından şimdilik herhangi bir karşılığı yoktur. PKK uzun erimli mücadelesinde bu gibi konulara hiçbir açıklık getirmemiştir. Yoksa PKK henüz bu konuları gerek uluslararası arenada ve gerekse de Türkiye kamuoyunda gündeme getirebilecek bir niteliğe erişmedi mi? Oysa Avrupa’da hatta Ortadoğu’da çok merkezlilik türünden birçok ülke var.

“Merkeziyet Sistemi”

Nalbant, yine aynı kitabında Merkeziyet Sistemi başlığı altında şöyle bir tanım yapar: “Yukarıdaki ölçütlerin ışığında merkeziyet için şu tanım verilebilir: Merkeziyet bir topluluğun örgütlenmesinde merkez organın gerek yer yönünden, gerekse kişiler yönünden bütün karar alma yetkilerini kendinde toplayan sistemdir. Merkezin iki yönü vardır: Siyasal ve idari merkeziyet sistemleri. Siyasal merkeziyetçilik bir topluluğun siyasal karar alma usulünün (yasama ve yürütme) merkeziyet sistemine bağlı olması demektir. Diğer bir deyişle normatif iktidarın tekliği ilkesi geçerlidir” Buradan da anlaşıldığı gibi iktidar tektir, yasama ve yürütme tek merkezden yapılır. PKK’nin savaşırken “biz devlete karşı değiliz” derken kastettiği şey de budur. “Bu anlamda devletler siyasal merkeziyetçi ya da siyasal merkeziyetçi olmayan devletler diye iki grupta toplanabilir” Üniter devlet (Türkiye gibi) tek bir merkeziyete sahiptir ve bu açıdan merkeziyetçidir. PKK’nin bu konuya bir itirazının olduğunu sanmıyorum. Ancak bu üniterliğin parçalanmaması için veya Batılıların Kürdistan ulusal sorununa müdahale etmemesi noktasında yersel düzeyde bazı iyileştirmelerin yapılmasını özellikle istemektedir.

Bazı uzmanlar bölgesel devletleri siyasal anlamda merkeziyetçi devlet olarak tanımlamazlar. Zira bu tip devletlerde “ulusal parlamento ve ulusal yürütme dışında, bölgelerin de kendi yasama ve yürütme organları vardır. Bunun nedeni ise bu tür devletlerde siyasal yerinden yönetim veya siyasal özerklik ilkesi ile yumuşatılmış olmasıdır” Ancak bölgesel devletlerde anayasa belirleme, onu değiştirme gibi konular merkezi devletin görevidir. PKK siyasal bir özerklikten ve kendine yetki devri yapılmasına ilişkin veya bu yetki devrinin sınırları konusunda somut bir algıya sahip değil. PKK Kürdistan’da ulusal bir parlamento ve ulusal bir yürütme gibi bir durumun ulus devlet mantığını doğurduğu için buna karşı olduğunu söyler. Örneğin PKK neden doğrudan Özerk Kürdistan gibi bir ifadeyi kullanmaktan özellikle kaçınıyor? Samimiyetinin testi açısından bana göre bu önemli bir sorudur. Bunu da bir sonraki çalışmamıza bırakalım.

Çalışmamızın devamında ele alacağımız konu başlıkları:

Yerinden Yönetim

Siyasal yerinden Yönetim

Özerklik

Yerel Yönetimler ve Özerklik

Yerinden yönetimden Serbest İdare İdare İlkesine

Bu makale toplam: 5191 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:08:43:59
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x