Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları

Günümüzün bütün modern hukuk devletleri bu tip sorunlara birbirinden farklı çözümler üretmiş ve hayata geçirmiştir. Ancak Türkiye’de ise bunun tam tersi bir uygulama izlenerek olabildiğince sert askeri, hukuki ve siyasi tedbirlerle bastırılmıştır. Kuşkusuz bu tartışmalar sadece Kürdleri değil, aynı şekilde uluslararası güçleri ve Türk toplumunu da yakından ilgilendirir.

İrfan Burulday

18.07.2018 | 01:15

Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları
Makaleyi Paylaş

Avrupa’da kurucu iktidarların ideali şuydu: ‘Tek ulus-tek devlet’ ancak hiçbiri bu ideal amacına ulaşamadı. Çünkü bazı küçük devletler dışında bütün Avrupa devletlerinde diğer uluslar da yaşamaktaydı. “Avrupa devletlerinin çoğunluğunun nüfusu, sayısal olarak çoğunluğu oluşturan bir ana etnik grup (ülkeye adını veren ulus) ve sayıları 3 ile 45 arasında değişen çeşitli etnik grupların birleşiminden oluşur” Savaş sonrası dönemde Milletler Cemiyet (BM) çerçevesinde geliştirilen yeni hukuk sistemi, evrensel bir norm olarak insan haklarının bireysel ve ulusal kimlik boyutuna yer vermişti. Etnik azınlıkların hakları insan haklarının bir parçası sayıldı ve olası bir çatışma ve eşitsizliği önleyici tedbirler alınarak siyasal veya idari yönetim modelleri geliştirildi. Nitekim günümüzde siyasal özerklik, tüm kıtalara yayılmış 20 devletteki en az 60 bölgede işlemektedir. Avrupa’da, sadece 11 devlet, yaklaşık 36 bölgedeki bu tür özerk yönetimler için istikrarlı bir anayasal çerçeve oluşturdu” 

Başlangıçta Avrupa’daki kurucu irade gibi Türkiye’deki kurucu iktidarın amacı da “tek ulus-tek devlet” ilkesiydi. Nüfus, ulus, dini ve mezhebi kimlik; demografik sayı her ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Türk ulusal kimliği ve ulusunu ilke edinen bir özellik taşımalıydı; nitekim öyle de oldu ve kurucu akıl, devleti bu irade üzerine inşa etti. Türkiye, Avrupa’daki siyasal ve idari özerklik gibi yönetim modelleri üreterek sorunlara çözüm bulmak yerine, diğer uluslara karşı inkarcı ve şiddete dayalı politikalar izledi. 

Günümüzde kalıcı bir uzlaşma, anayasal haklar ve iç self determinasyona dayalı bir siyasal model etnik-ulusal çatışmaları, ekonomik ve kültürel eşitsizliği önleyici bir özelliğe sahiptir. Birçok açıdan Kürdleri de ilgilendiren bu tartışmalar ne yazık ki, sağlıklı bir şekilde yürütülmemektedir. Gerçekte bizim bu çalışmamızın konusunun asıl nedeni de Kürd meselesine kısmi bir çözüm arayışıdır. Türkiye’de bu minvalde yapılan tartışmalar sistemin bütününü görmekten uzak kalırken, verilen örnekler ve kullanılan kavramlar gerçeği hiçbir şekilde yansıtmamaktadır. Bu nedenle bu konunun son derece ayrıntılı bir şekilde gündeme getirilmesi gerekliydi. Burada ana sorun bunun nereden başlanması ve Türk politik geleneğin buna nasıl bir çözüm arayışı içerisinde olduğudur. Başka bir anlatımla konunun gündeme nasıl getirileceğine ilişkin arayıştır. Türkiye’de katı merkeziyetçi ve milliyetçi politikalar göz önüne alındığında şimdilik çözüme odaklı bir siyasal model üzerinde çalışılmadığını görürüz; zaman zaman farklı çevrelerce dile getirilen tartışmaların da çok sert biçimde bastırıldığına defalarca şahit olundu. 

Günümüzün bütün modern hukuk devletleri bu tip sorunlara birbirinden farklı çözümler üretmiş ve hayata geçirmiştir. Ancak Türkiye’de ise bunun tam tersi bir uygulama izlenerek olabildiğince sert askeri, hukuki ve siyasi tedbirlerle bastırılmıştır. Kuşkusuz bu tartışmalar sadece Kürdleri değil, aynı şekilde uluslararası güçleri ve Türk toplumunu da yakından ilgilendirir. Öyleyse sorun bir yanıyla Türkiye ve diğer bir yanıyla da Kürdlerin sorunudur; hukuk açısından bakıldığında bunun, devletin ve siyasal iktidarın sorunu olduğunu da belirtmeliyiz. 

“Devlet toplumsal sözleşme düşüncesinin ortaya atıldığı dönemden itibaren bir toplumun /toplumların örgütlenmesi olarak anlaşılmalıdır. Toplumların örgütlenmesi diğer toplumlarda olduğu gibi birtakım temel kurucu ilkelere dayalıdır. Değişik görünüm ve biçimler alsa da, söz konusu ilkelerin özü değişmemiştir. Bu ilkelerin başında merkezden yönetim ve siyasal-idari yerinden yönetim esaslarıdır. Bu kavramlar ekonomik ve siyasal gelişmelere bağlı olarak değişik formlar alabilir: özerklik, serbest idare ve siyasal idari yerinden yönetimler”1

Devlet olarak örgütlenen toplumlar günümüzde ulus ya da halk kavramları ile tanımlanır. Siyasal söylem olmanın ötesinde ulus, bir devletin/devletlerin kurucu öğesidir. Dinin bu toplumsal örgütlenmelerde kurucu bir öğe olmadığını da ayrıca belirtmek gerekir. Birden çok etnisiteye sahip toplumların örgütlenmesi devletin ve onu oluşturan toplumsal sözleşmenin kurucu öğelerinin birden çok olduğunu gösterir ve toplumu oluşturan bütün ulusal kimlikler hukuki, yasal bir varlıktır ve devletin oluşumunda etkin unsurdur. Bir tek ulusun ve halkın kimliğini esas alan üniter ulus devletlerde ise durum bunun tam tersidir ve bu ölçekte devletlerde toplumlar arası siyasal ve kültürel çatışmaların yaşanması kaçınılmazdır. 

“Günümüzde devlet biçimi kavramından ilk olarak bir devletin örgütlenmesine ilişkin ilkeler anlaşılır” bir devlet siyasal merkeziyetçi bir biçimde örgütlenmiş olabilir; bu anlamda tek siyasal merkez söz konusudur ve dolayısıyla o devlet tek merkezli bir devlettir. Ya da çok merkezlilik söz konusu olabilir; bu anlamda federasyonlardan söz edilir. Federasyonlarda birden çok siyasal iktidar bulunduğu için çok ülkelilikten söz edilemez. Yeni bir devlet biçimi olarak tanımlanan bölgesel ya da özerklikçi devlette farklılaşır. Bu tip devletlerde bir yandan tek ulustan siz edilir; İspanya ulusu ya da İtalyan ulusu gibi, ama diğer yandan ulus altı birtakım milliyetlere (İspanya, Katalonya, Bask ve Galisya) ya da bölgelere (İtalya’da 20 bölge) siyasal yetkiler aktarılmıştır ve pek çok kez bu bölgeler, ülke ya da memleket anlamında pays kavramı ile tanımlanır: Bask Ülkesi/Memleketi; Valensiya Ülkesi/Memleketi gibi” 2

Üniter devlet-federasyonlar

“Üniter devletler tek bir siyasal merkeze sahiptir ve bu bakımdan siyasal açıdan merkeziyetçidir. Birden fazla siyasal karar merkezi, yasama iktidarı mevcut olan federasyonlar, konfederasyonlar çok merkezli topluluklardır. Bu nedenle federasyonun bütünü açısından siyasal merkeziyetçilik bulunmaz ve çok merkezilik ilkesi geçerlidir. Bölgesel devletleri siyasal anlamda merkeziyetçi devlet olarak tanımlamak güçtür. Bu devletlerde ulusal parlamento ve ulusal yürütme dışında, bölgelerin de kendi yasama ve yürütme organları vardır. Bunun nedeni bu devletlerde siyasal merkeziyetçiliğin siyasal yerinden yönetim veya siyasal özerklik ilkesi ile yumuşatılmış olmasıdır. Kuşku yok ki, yasama iktidarı anlamında normatif iktidar bölgesel devletlerde birden çoktur. Ama daha geniş anlamda anayasa koyma, onu değiştirme ve buna bağlı olarak yasama erki bakımından, bölgesel devletlerde siyasal merkeziyetçilik ilkesinin geçerli olduğu, ancak siyasal yerinden yönetim ilkesiyle bu ilkenin yumuşatıldığı söylenebilir”3 

İdari Merkeziyetçilik

“İdari merkeziyetçilik siyasal karar alma organlarına bağlı idarenin merkeziyet sistemine göre örgütlenmesi anlamına gelmektedir. Bu sistemde idari etkinlik sadece merkez organ tarafından ya da merkez organa hiyerarşik olarak bağlı kamu görevlileri tarafından yürütülür. İdari merkeziyetçilik merkezde başkentin bulunduğu, çevrede ya da taşrada ona hiyerarşik olarak bağlı kamu görevlilerinin bulunduğu bir şebekeye benzetilebilir.

İdari merkeziyetçiliğin yumuşatılmış biçimi, yetki genişliğine dayalı idari merkeziyetçiliktir. Bu tarz bir idarede merkeziyetçilik bulunmakla birlikte; taşrada görevli merkezi görevliler belirli alanlarda tıpkı merkez organlar gibi yetkilere sahiptirler; ancak merkez organlara hiyerarşik olarak bağlılık sürmektedir. Yetki genişliği ilkesi devletin genel yönetim hizmetlerinin taşrada görülmesi amacıyla başvurduğu bir idare tekniğidir. Yetki genişliğinin temelinde, Fransa’da Napolyon merkezileşmesinin ünlü kanunu (17 Şubat 1800) ile valilik kurumunun yaratılması yatmaktadır. Bu kararnamelerle geniş bir yetki listesi devlet başkanı ve bakanlardan valilere aktarılmıştı. 

Aynı kavram Osmanlı-Türk idare hukukunda ilk olarak Kanunu Esasisinde ortaya çıkar: Tevsii mezuniyet.1924 Anayasası ile cumhuriyet dönemine aktarılan bu kavram süreç üçünde ve 1961 ve 1982 Anayasalarıyla birlikte yetki genişliği adını alır”4 

Yerinden Yönetim 

“Yerinden yönetim, yerinden yönetim organlarının ya ülke içinde coğrafi bir alanla sınırlı yetkiler kullandığı ya da bütün ülkeyi kapsamakla birlikte kişiler yönünden yerinden yönetim organlarının yetkilerinin sınırlı olduğu bir durumdur. Merkeziyetin aksine yerinden yönetim bir sistem olarak adlandırılamaz. Bunun nedeni yerinden yönetimin bulunması için şu ya da bu ölçüde merkeziyetin de bulunmasının gerekli olmasıdır. Eğer merkez organın yerinden yönetim organlarına yetki aktarımı söz konusu olmazsa yerinden yönetim de söz konusu olamaz. Bu nedenle yerinden yönetim merkeziyete bağlı bir kavramdır. Bu nedenle Türk idari sisteminde merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkeleri birlikte bulunur. 

Yerinden yönetim Fransız idare hukuku öğretisinde ortaya çıkan bir kavramdır. Bu anlamda yerinden yönetim devletin merkezi denetimini koruyarak; kamu hukuku tüzel kişiliğine sahip ve kendi işlerini idare etme özerkliğiyle donatılmış kurumlara birtakım kamu görev ve yetkilerini aktarması anlamına gelir. Tıpkı yetki genişliği gibi, yerinden yönetim de idari örgütlenmeye ilişkin bir ilke olarak öne çıkar”5 

Siyasal yerinden yönetim

“Yerinden yönetim organlarına siyasal yetkilerin devredilmesi olgusunun ortaya çıkışı ile birlikte siyasal yerinden yönetim kavramı gündeme gelmiştir. Siyasal yerinden yönetim şöyle tanımlanabilir: Eğer bir ülkede siyasal merkez kendine hiyerarşik olarak bağlı olmayan otoritelere siyasal yetkiler devretmişse siyasal yerinden yönetim söz konusudur. Bu durumda siyasal merkez bu niteliğini kaybetmez; her zaman gerekli usullere uyarak aktardığı siyasal yetkilerini geri alabilir. Kimi yazarlar federalizmi açıklamak için siyasal yerinden yönetim kavramını kullanırlar. Bu anlayış federal devletin federe devletlere yetki aktarımı gerçekleştirdiğini varsayar; böylece federe devlet düzey olarak federal devletin altında bir kurumlaşma olarak nitelenir. Bu tamamen yanlış bir değerlendirme değildir; ancak sorunu sadece federal hukuk ile federe hukuk arasında hukuki bir derecelenmeye dayalı tek yanlı bir açıklamaya götürür ve tarihi değerlendirme dışında tutar. Genellikle federasyonlar ayrılma yoluyla değil, başka bir anlatımla bir devletin bölünmeye karar vermesi ile değil, birden çok devletin farklılıklarını koruyarak birleşme iradesi üzerine kurulur. Kuzey Amerika’da, Bismarck Almanya’sında ya da İsviçre’de federasyon böyle bir süreçle gerçekleşmiştir. 

Yerinden yönetim tıpkı yetki genişliği gibi, bir merkezin varlığını ön koşul olarak gerektirir. Ancak bu merkez bir kısım yetkilerini merkez dışına aktarabilir ve daha sonra isterse yeniden merkezileştirebilir. Oysa federasyonlarda federal devletin federe devletlere, yerinden yönetimin aksine yetki ve görev aktarması söz konusu değildir. Federe devletler tıpkı federal devlet gibi yetkilerin başlangıçtan beri sahibidir. Bu bakımdan merkeziyet/siyasal yerinden yönetim/idari yerinden yönetim kurulacak bir üçlemede federasyonlar kendine yer bulamaz. Bir diğer yandan siyasal yerinden yönetim kavramını federasyonların değil, bölgesel devletlerin örgütlenme ilkelerini tanımlayan bir ilke olarak kullanmak daha doğrudur.

O halde siyasal yerinden yönetim hangi devlet biçiminde geçerlidir ve kurucu öğeleri nelerdir? Üniter devletlerin ayrıcı niteliği olan yasama iktidarının tekliği ilkesi, siyasal yerinden yönetimin geçerli olduğu ülkelerde bulunmadığı için bu ilke üniter devletler bakımından geçerli olmaz. Siyasal yerinden yönetim ilkesini benimseyen ülkelerde devlet adı ister bölge olsun, isterse özerk topluluk yerinden yönetim kurumlarına siyasal yetkiler aktarmıştır. Bu nedenle bu kurumlar sadece idari alanda yetki kullanan bir kurum olmaktan çıkmışlar ve siyasal alanda yetki sahibi kamu otoritelerine dönüşmüşlerdir. Diğer yandan siyasal yerinden yönetim federasyonlar için işlevsel bir tanım değildir. Bölgesel devletlerde siyasal yerinden yönetim organlarına aktarılan yetkiler üzerinde merkezin her zaman az ya da çok denetimi söz konusudur”6 

Özerklik

“Özerklik Arapça muhtariyet, Yunanca otonomi kavramlarının Türkçesdir ve kendi kendine davranabilme, kendi kendi kendini idare etme durumunu anlatır. Kavramın geniş tanımı şudur: Bir merkez organ tarafından yönetilen geniş bir örgütlenme içinde bir topluluğun veya bir yersel birimin kendini serbestçe idare etmesi ve/veya kendi yasalarıyla hükümet etmesi durumudur. Özerklik gerek federasyonlar, gerekse merkezi devletler için kullanılan bir örgütlenme ilkesidir. Burada önce özerklik ilkesinin federasyonlar için geçerli bir ilke olmadığı tartışılacak; ardından merkezi devletlerde özerklik ilkesinin rolü sorunu incelenecektir. 

Federasyonların örgütlenmesinde Fransız öğretisi üç klasik öğeyi formüle etmiştir: Özerklik ilkesi, katılma ilkesi ve kurumların üst üste binmesi ilkesi. Buna karşılık klasik Anglo-Amerian öğretisinde, federalizm iki temel özellikle tanımlanır: Yönetimler arası eşitlik ve yönetimler arası bağımsızlık. 

Fransız öğretisinin tanımladığı federasyonlarda özerklik ilkesi, anayasa, yasama, yargı ve yürütme alanlarında özerkliği içerir. Bu bakımdan bu özerklik siyasal bir içerik taşır. Burada yetki paylaşımında ana metin federal anayasadır. Federe anayasalar ancak federal anayasa çerçevesinde kendilerine bırakılan yetkileri düzenleyebilirler. Bu nedenle federe devletin kendi yetkilerini belirleme konusunda kayıtsız koşulsuz bir yetkisi bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra federal devlet kendi yetkilerini belirlemek konusunda tek başına yetkili değildir. Bu nedenle federal devletin kurucu iktidarı da sınırlıdır. Federasyonlarda kurucu iktidar federe devletlerin ulusları ile federasyon ulusunun iradesinin birleşmesinde ortaya çıkan egemen iradedir. Başka bir anlatımla iki genel irade birleşir; tek tek her federe devlet halkının genel iradesiyle, bütün federe devlet halklarının birleşik olarak temsil ettikleri, federasyon ulusunun genel iradesi”7 

“Çağdaş anayasalar, gerek siyasal ve idari örgütlenme alanındaki, gerekse aynı ilkelerden doğan örgütlenmelere ilişkin tanımlarda ayrı kavramları kullanmaktadır. 

Federe devletler federasyonlara göre değişik adlar alabilmektedir: Kanada fedralizminde eyaletler ( provinces-il-taşra); İsviçre’de kantonlar; Avusturya ve Almanya’da landlar (lander); Belçika’da bölgeler. Buna karşılık ABD’de, Hindistan’da ve Avusturalya’da devlet (state) adını almışlardır”


Kanakça

1 Thomas Benedikter,” Modern Özerklik Sistemleri” Nika Yayınları 

2-3-4-5-6-7 Atilla Nalbant,” Üniter Devlet Bölgeselleşmeden Küreselleşmeye” XII Levha Yayınları

Bu makale toplam: 4621 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:06:02:30
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x