İrfan Burulday: Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi

Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi

Genelde Kürd siyasetinin içine düştüğü başat politik krizin kendini sürekli bir biçimde egemen siyasi güç karşısında “kopuş” yerine “uyum”a dayalı siyasi savunma pergelinde konumlandırmaya çalışmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Kürd siyaseti kendi toplumsal paradigması çerçevesinde siyasal bir özne tezahürü olmak yerine, karşıdaki siyasal gücün kendisine nasıl baktığı ya da bakması gerektiği şablonuna kilitlenmiş bir durumda.

İrfan Burulday

25.01.2017, Çar | 16:14

Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi
Makaleyi Paylaş

“Politik Olan”ın Politik Krizi

“Carl Schmitt politik olan Kavramı çalışmasını her şeyden önce bir meydan okuma olarak yazdığını belirtir. Hukuk ve siyaset bilimi tarafından ‘karmakarışık’ kullanılan bu kavramların esaslı bir şekilde yeniden ele alınmaya ihtiyacı olduğunu belirtmektedir” Biz de bu bölümde Kürd ulusal sorunu ve siyasal zihnin “politik olan” ile ilişkisi ve bu ilişki sonrası ortaya çıkan politik krizin neden-sonuçlarını ve bu sonuçlar üzerinden öz-yönetim praksisini sorgulamaya gayret edeceğiz. Buradaki bir diğer amacımız Kürd siyasetinin içinde bulunduğu politik krizden çıkmasının yollarını bir nebzede olsa ortaya koymaya çalışmaktır. 

Öncelikle sözkonusu kavramları soyut alandan çekerek somut bir alan üzerine yani politik olanın doğasına indirgememiz gerekir. Biz yine de toplumsal çatışmaları aşan modern bir siyaset kurgusu üzerinden “politik olan”ın, politik birlik ile ilişkisinden bahsedelim. Karşımızdaki siyasal-politik gücün, politik olan ile nasıl bir ilişki kurmaya çalıştığını ve bunun Kürd ulusal meselesine yansımasını anlamadan somut bir siyasal mücadele geliştirme imkânı elde edemeyiz. Kürd siyaseti ancak bu şekilde bir kriter mottosu oluşturarak kendi politik praksisini inşa edebilir bir konuma gelebilir. Ulusal bir sorunu anlaşılır kılan en önemli şey o meselenin nasıl bir politik praksise sahip olduğudur. 

Siyasi aklın “politik olan” ile ilişkisi: Krizin başlangıcı

Genelde Kürd siyasetinin içine düştüğü başat politik krizin kendini sürekli bir biçimde egemen siyasi güç karşısında “kopuş” yerine “uyum”a dayalı siyasi savunma pergelinde konumlandırmaya çalışmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Kürd siyaseti kendi toplumsal paradigması çerçevesinde siyasal bir özne tezahürü olmak yerine, karşıdaki siyasal gücün kendisine nasıl baktığı ya da bakması gerektiği şablonuna kilitlenmiş bir durumda. Kürd siyasetinin toplumsal ve ulusal sorunun çözümüne ilişkin somut bir politik anlayışı yok denilebilir, zira son zamanlarda siyasetin içine düştüğü ya da düşürüldüğü durum ve devletsiz bir toplum teorisi olarak öne sürdüğü kavram nosyonu buna işaret ediyor.

Bu başlık altında öncelikle “Politik olan” kavramı genel olarak ele alınacak ve kavramın Kürdistan ulusal mücadelesine yansımaları konu edinecektir. “Carl Schmitt, politik kavramı yerine, sıfat halini isimleştirerek stratejik bir tercihte bulunmuştur” “Politik olan”ı öncelikle varoluşsal bir kavramlaştırma şeklinde ele alan Schmitt, ona dinamik bir anlam kazandırmaya çalışmıştır. Biz bu tanımı baz alarak “devlet”, “sermaye” ve “ulus-toplum” gibi kavramları da politik olan kapsamında ele alabiliriz, nitekim bu kavramlar bize politik ve siyasal birliğin sağlanmasında son derece önemli bir anlam dünyası kazandırır. Politik olan açısında birliğin sağlanması bahsettiğimiz bu üç unsur ile mümkündür. Varoluşsal bir kavram olarak öne çıkması Kürdistan ulusal mücadelesi açısında önemlidir, zira ulusal tüm mücadeleler öncelikle varoluşsal alanı (devlet-sermaye ve toplum) yaslandıkları toplumsal öncüllerle ve politik kuramlarla doldurarak siyasi bir pozisyon belirlemek durumundalar. 

Solun ekonomik olanı, liberallerin özgürlük olanı ve İslamcıların teolojik olanı merkeze alması “politik olan”ın kavramsal içeriğini değiştirmez. Merkeze neyi alırsanız alın, “politik olan”ın anlamı değişmez, tüm bunlar sözkonusu kavramın politik dünyasıyla ilişkilidir. Toplumu merkeze alarak öz-yönetimi (self determinasyon), sermayeyi merkeze alarak ekonomiyi, ekonomik ilişkileri ve teolojiyi merkeze alarak özgürlükleri reddedemezsiniz. Politik birliği sağlayan tüm bu enstrmanlar “politik olan”ın kapsama alanına girer. Siyasal alanın antagonistik bir boyut ihtiva ettiği gerçeğiyle yüzleşebilen yeni bir demokratik siyaset anlayışı geliştirmek için sözkonusu bu politik krizi aşmak gerekiyor.

Kuzey’de bu kavramları merkeze alarak politik bir tavır veya siyasal bir karşı duruş ortaya koyan ulusal bir zihniyet henüz yok maalesef. Bu da siyasi krizin daha da derinleşmesine, partizanca teorilerin yerleşmesine ve “politik olan”ın depolitizasyonuna neden olmaktadır. Kürd siyasal ve politik aklın kendine özgü ve kendi normlarından beslenerek kuramlaştırdığı ulusal karakterde uygulanabilir, ikna edici bir omurgasının olmaması, kısa vadeli ve günlük gelişmelerin arakasından giden bir siyaset algısına kapılmasına neden olmuştur. Günübirlik siyaset, söylem ve çözüm önerileri Kürd siyasetinin geleceğe dair ulusal konjonktüre hitap edebilecek siyasal bir mekanizma algısından yoksun olduğunu gösterir. Kürd siyasetinin bu bağlamda varlığını, ulusal perspektif yerine günlük tepkisel beyanlar, yorumlar ve resmi açıklamalar üzerinden yapılandırması, egemen gücün her türlü siyasal, politik oyunlarına maruz kalmasına neden olmuştur. Kürt siyasetinin tepkisel bir karakter taşıma alışkanlığı ve kendini egemen siyasetin konjonktürel stratejisine odaklaması, özgür ve bağımsız bir siyaset izlemesine engel teşkil etmiştir. Bu durum, tepkisel olmanın ötesinde kendine özgü siyasal ve toplumsal normlar üzerinden hareket etmesini olanaksız hale getirmiştir. 

Öz-Yönetim Praksisi 

Kavramsal olarak özyönetim praksisi kendi kendimizi yönetmekten ibarettir. Bununla birlikte kavram gerçek dünyaya ve siyasi-politik olan ile ilişkilendirildiğinde, onu ampirik olarak ölçmek gerekmektedir. Bir özyönetimin yoğunluğunu, yani, kelimenin değindiği alana uyup uymadığını ve bunların anlamını açıklamakta yeterli veya yetersiz olup olmadığını saptayabilmek için bu forma gerçekten ihtiyaç var. 

Bazı çalışmalarda özyönetim; “insanların bütün toplum içerisinde, ekonomik, kültürel, hukukî ve siyasal faktörlerle beraber kendi yaşamları üzerinde egemenlik kazanmasıdır” diye önemli bir tanım yapılmaktadır. Aksi halde popülist bir söylemin dışına çıkmaz. 

Bir toplum kendi geleceği konusunda karar verme gücünden ve iradesinden yoksun ise onun politik varoluşu yoktur. Yani, bir toplum kendi kaderini tayin edebildiği ölçüde politizedir ve politik (Dasein) varoluşunun bilincindedir. Öte yandan eğer bir halk siyasal geleceği konusunda kendi kararını alamıyorsa, bu kararı kullanma hakkını da yitirmiş olur ve apolitik bir toplum formuna dönüşür. Yani o halk apolitik bir kültürel kimlikle başka bir politik birliğin güdümüne girmiş olur, böylelikle kendi politik varlığına da son vermiş olacaktır. Çoğulculuk adına hiçbir toplum kendi politik birliğinden vazgeçemez, geçmesi durumunda toplum olarak siyasal egemenliğini yitirmiş olur. 

Burada politik motto şudur: “politik olan özgül ve otonomdur”. Bu bir halkın “Cogito Ergo Sum”udur. Bu aynı zamanda bize “politik olan” ile siyasal özyönetim arasındaki mutlak bağı gösterir. Haliyle politik varoluş ancak politik niteliklerin yerine getirilmesi koşuluyla gerçekleşebilir. Politik birliğin sağlanması da yine kendi yaşam alanları üzerindeki egemenlik anlayışıyla mümkündür. 

Olası tartışmalarda kolaylığı sağlamak için şunu diyebiliriz, bir siyasal yönetim sahip olduğu formun içeriğine ne kadar uyarsa, bir özyönetim o denli güçlü olur. Tersine, özyönetim formu ile yönetme sözcüğünün anlattığı anlam arasında sadece gevşek bir bağ ve uzak bir benzerlik bulunduğu zaman, özyönetimin açıklandığı gücü, yoğunluğu onun kapsamına göre değişmektedir. Öncelikle bu kapsamı yer bakımından bir kapsam, bir boyut olarak belirleyelim. “Bu öncüllere dayanarak da şu önermeyi ileri sürelim: Ulaşılabilir öz-yönetim yoğunluğu ve istenen öz-yönetim…”

Bunu, yoğunluk varsayımından kanıtlamaya çalışalım öncelikle. Eğer özyönetimi yoğun, yani, güçlü ve terimin gerçek anlamında düşünürsek, o zaman ya bireysel iç öz yönetimden (kendi yazgısını belirleme hakkından-self-determinasyon) ya da kollektif-toplumsal bir yönetimden (kendi yazgısını belirleme hakkından-self-determinasyon) bahsetmiş oluruz. 

İster bireysel ve isterse de toplumsal-ulusal olsun, yoğunluk derecesi gevşek ve anayasal meşruiyetten uzak bir özyönetim bireysel ve toplumsal düzeyde işlevsiz kalarak amacına matuf bir forma dönüşemez. Aslında özyönetim bu noktada uzaktan yönetilme yerine yakından kendini yönetilmeyi anlatır. Söz konusu özyönetim gerçekte özerk yerel yönetimleri değil, meşruiyetini doğrudan halk iradesinden ve bu iradenin tecelli ettiği anayasal meşruiyetten alan somut siyasal bir düzen durumuna ilişkindir. “Siyasi düzeyde özyönetim, merkezden yönetilen siyasal sistemlerden daha geniş ölçüde yönetim olanağı tanındığı için özerk yönetimler adı verilebilir. Bununla birlikte büyük bir sitenin (polis-kent-şehir)yerel yönetimi zaten dolaylı olarak temsilî yönetim sistemidir”

Peki, özyönetim terimini, büyüyecek ulus-devletler alanına uyguladığınız zaman, acaba bu terimle ne demek istiyoruz? Şunu da belirtmek gerekir ki, gerçek anlamda kendi kendini yöneten devletsiz bir toplum-ulus sadece “dramatik bir olay” yani bir aldatmacadan ibarettir. Özyönetim adı altında devletsizliği savunarak bir siyasal tasarım yaratmaya kalkışmak, dün olduğu gibi bugün de imkânsız bir şeydir. “Güç ve onun doğurduğu fiili durumun siyaseti bu ölçüde şekillendirmesinin” yaşandığı günümüzde ileri sürülen ve “Kürd sorunu”na çözüm yöntemleri diye piyasaya servis edilen tartışmaların hiçbir faydası olmaz. 

Oysa öz-yönetime dayalı politik praksis yönetim ilişkilerini içerir ve kendine özgü bağımsızlaşma yeteneği vardır. Politik praksisin “politik olan” ile kurduğu doğrudan ilişki, onu siyaseten varolmayı gerekli kılarak “karar anı”, “acil hâl” arayışına yöneltir. Zira siyasal yaşamın bünyesinde olmayan bir toplum kendi geleceğini tayin etme (öz-yönetim) ayrımına varamaz. Bu nedenle politik praksisin “politik olan” ile kurduğu ilişki, siyasal yaşamı örgütleyerek dizayn ettiği alandır. “Politik olan” algısı taşımayan politik praksis siyasal yaşama ilişkin alan üzerinde belirleyici ve hâkim olamaz. Çünkü politik praksisin siyasi anlamda karar vericiliği siyasal birlik ile mümkündür. Siyasi birlik ise siyasal statüsüzlüğe son veren ve temelde öz-yönetim örgütlülüğü esas alan; siyasi, sosyal yaşamı hukuki temelde düzenleyen, tayin eden ve ortak aklın siyasal yansıması devletin (yönetim birliği) karşılığıdır.

Siyasal birlik, siyasal iktidar ya da her iki kavramında ana omurgasını oluşturan politik praksis iki farklı özelliğe sahiptir. Birincisi toprak-yurt kavramsalında somut bir düzen; ikincisi “somut düzen”in dayanağını teşkil eden “hukuk düzen”idir. Her iki özellik gözönüne alındığında, Kürtlerde yeni bir yurt ve toprak arayışı gibi sorunun olmadığını görürüz. Asıl sorun toprak üzerinde kendi politik praksisini kuramayışıdır.

Aslına bakarsak gerek “somut düzen” ve gerekse de “hukuk düzeni”, Kürt/Kürdistan meselesinin sınırlarını tayin eden ve onu adalet-ahlak-din kavramsalında yeniden tanımlama gerçeğiyle buluşturan sınır noktalarıdır. Aynı zamanda Kürt ulusal mücadelesinin ana metaforunu oluşturan bu noktanın, “acil hal” ve “karar anı” çerçevesinde somut bir siyasi perspektif formunda kuramlaştırılıp gündeme alınması gerekir. Carl Shcmitt hukuki düzeni değil somut düzeni politik olarak anlamlandırmaktadır. “Somut düzen ile hukuk düzeni arasında her ne kadar bir bağlılık varsa da hukukun yozlaşması somut düzeni değil, hukuk devletinin yozlaştığını gösterir.” diye bir belirtmede bulunur. Türk devletinde “politik olan”ın hukuk ve anayasa üzerinde belirleyici bir rolü vardır. Zira politik olan somut düzen çerçevesinde şekillenir ve etnik-ulusal kimliğin üst-formda olması, somut düzeni belirleyici kılan önemli bir etmendir. O halde Kürtlerde öz-yönetim düşüncesi, politik praksis ve siyasal birlik gibi kavramlar çerçevesinde teşekkülü mümkün siyasal-politik olan bir paradigmaya ihtiyaç vardır. Yani Kürt siyasal aklı “politik olan”ı özyönetim “varoluşsallığının gereği” haline getirmeye çalışmalıdır.

Politik praksis doğası gereği, somut düzeninin siyasal alanını oluşturmak amaçlı bir yol izler. Bu alan somut düzenin meşruiyeti ve ardından kendini koruması açısından önemlidir. Çünkü toplumsal birlik sağlama gerekliliği, beraberinde siyasal ve politik bir alan oluşturmayı da zorunlu kılar. Yukarıda söylediğimiz gibi bu alan toplumsal birliğin, siyasal yaşamın ve hukuki düzenin geleceğini garanti altına alacak olan politik praksisn inşasıdır. Kürtlerin geleceğini ve varlıklarını somut bir düzen paralelinde sürdürmemesi, geçmişte olduğu gibi bugün de sonuçsuz bir çatışma ortamına ve siyasal belirsizliğe yol açar.

Bu konuda Kürtlerin mevcut sistemin kendini tanımladığı demokratik devlet, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü gibi kavramsal usullerle Kürdistan’da varlığını meşrulaştırma çabalarına aldanmamaları gerekir. Çünkü Kürtlerin siyasal statü bağlamında politik praksis arayışı tüm bu kavram ve usuller çerçevesinde yeterince demokratik bir algıya sahiptir. Bu da Kürdistan davasının meşruiyetini sorgulayacak, olumsuzlayacak hiçbir şüpheye mahal bırakmayacaktır. Dolayısıyla Kürtlerin bu kavramları kendi somut politik praksisini kurmak ve geliştirmek amaçlı kullanmaları gerekir.

Politik praksis totaliter bir zihniyetin egemenleştirilmesi, düzenin mutlaklaştırılması, bireylerin ve genel olarak toplumun hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması, totaliter ulus devletle aynı kavramda ve aynı kulvarda zikredilemez. Kürtlerin kendi geleceğini tayin etmeleri ulusal bir politik praksis oluşturmalarıyla mümkündür. Bu durumda millet, ulus gibi kavramları faşizmle aynı düzen içerisinde zikretmek haksızlıktır. Kürtlerin siyasi, politik geleceği açısından düşünülürse böyle bir sonuca varmanın ne denli hastalıklı olduğu anlaşılacaktır. 

Mevcut politik praksisin kaotik bir görünüm içinde olduğu malum. Fikirlerin, çözümlerin, belirsizliklerin dayandığı temel ve gerekçelendirmeler, açık seçik bir şekilde politik ve toplumsal bir krizin yaşandığına işaret ediyor. Kürtlerin geleceğini tayin etme ve siyaset sahnesinde aktif rol üstlenmeleri gibi haklar çerçevesinde düşünüldüğünde, bu haliyle politik praksisin açık-seçik bir perspektif ortaya koyamadığını görürüz. Kürtlerin kendi geleceğini yönetimsel, siyasal ve ekonomik düzeyde talep etmelerinin önü tıkanmış ve politik bir krize sürüklenmiş durumda. Günümüzde Politik praksis “politik olan”dan ayrışarak önemli bir meşruiyet krizi yaşıyor. Bunun aşılamaması durumunda Kürdler kendi politik praksisini yaratamazlar.

Bu makale toplam: 5775 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:05:15:07
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x