İrfan Burulday: İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme”

İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme”

PKK liderinin Newroz açıklamalarında ortak vatan, inanç birliği ve Türkiyelileşmeyi de bu söylemin çatısı olarak ifadelendirmesini gözardı etmemek lazım. Osmanlı aydınları gibi Cumhuriyet aydınları da devleti de bir inanç kategorisi olarak görmekte ve devletin İslam’ı temsil ettiği söylenmektedir....

İrfan Burulday

18.05.2015, Pts | 17:56

İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme”
Makaleyi Paylaş
Osmanlı’da olduğu gibi Türkiye devletinde de her zaman bir beka sorunu olduğu söylenegelmiştir. Bu da haliyle her iki dönemde de devlet yapılanmasında bazı siyasi reformlara gidildiğini gösterir. Örneğin Tanzimat bu durumun ürünüdür. Osmanlı politik ve idari yapısı ve bu çerçevede yaşanan siyasi gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, devlet milliyetçiliğini çağrıştıran bir tarihsel durumla karşılaşırız. Osmanlı’nın heterojen etnik ve dinsel kimlikleri içinde barındırmış olması, siyasal ve etnik milliyetçiliğin hızlı bir şekilde yayılması ve Batı’da ulusların self determinasyon (kendi kaderini tayin hakkı) haklarını kullanarak bağımsız birer ulus devlete evrilmesi, çok uluslu bu sistemin politik küresini tedirgin etmiştir. Çünkü Osmanlı kendi bünyesinde topladığı ve yüzyıllarca birlikte yaşadığı ulusların ayrılıkçı talepleriyle karşı karşıya kalmıştır. “Söz konusu bu talepler Osmanlı’yı tedirgin etmekle kalmamış aynı zaman da eritmiştir. Zira Osmanlı buna karşı koyacak bir devlet organizasyonundan yoksundu denilebilir”

Diğer bir deyişle Osmanlı, Batı’da gelişen askeri ve tarıma dayalı sanayileşme, kültürel modernleşme, modern devlet ve benzeri gelişmelere karşı kapalı politik bir algıya sahipti. “Osmanlı politik coğrafyası içinde self determinasyon hakkına dayalı talepler belirince mevcut reformlarla bunun üstesinden gelinemezdi. Öte taraftan merkez çevre-periferi ilişkileri içinde sivil otonom birikimlerin politika küresi ile olan ilişkilerinin zayıflığıydı” İşte böylesi bir durumda Osmanlı’da yukarıda belirttiğimiz gibi Tanzimat (siyasi, hukuki ve idari düzenlemeler) dönemi başlamıştır. “Bu süreç merkantilist (eko-politik) ve modern devlet asgarilerini başarmaya yönelikti” İmparatorluğun toprak bütünlüğü için potansiyel tehdit anlamına gelen bu ayrılıkçı ve self determinasyon taleplere karşılık ulus devletlerde (İran ve Türkiye) olduğu gibi İmparatorluklarda da hukuki ve idari düzenlemelerin yanı sıra siyasi düzenlemeler de yapılır.

Siyasi düzenlemeler genelde muhafazakâr temalar üzerinden milliyetçilik eksenine indirgenerek uygulamaya sokulur. Buna devlet milliyetçiliği de denilebilir. Osmanlı bürokrasisi için devlet milliyetçiliği bir kurtuluş teolojisiydi. Devleti merkeze alarak yerelde idari olarak bazı düzenlemeler mümkündü. Bugün Kürd siyasetinin Türkiyelileşmesi dönemin Osmanlılaşması olarak okunabilir. Böylelikle hem Osmanlı-Türkiye, self determinasyon prensibine dayalı taleplerin önüne geçmiş olur, hem de uluslararası ilişkilerde bunu koz olarak kullanabilir.

“Osmanlı’da Tanzimat hareketleri de biçimsel olarak bu süreçleri izlemiştir” Ancak Osmanlı, modernleşme ve sanayileşmenin yanı sıra ulusları bir arada tutacak ayrılıkçı taleplere karşı koyacak ve çimento mesabesinde bir güce henüz sahip değildi. Bir yandan sistemin revizyonu-reformu (tecdit-yenilik) diğer taraftan ayrılıkçı talepler…

Neredeyse bir asır sonra ezici bir şekilde Kemalist paradigmayı altüst eden AKP’nin de aynı yolu izlerken ustalıkla hareket etmesi düşündürücüdür. Muhafazakâr bir dünya görüşüne sahip AKP, iktidara gelir gelmez Türkiye’nin gerek eko-politik ve gerekse de demokratikleşmesi için birkaç önemli hamleyi gündemine almıştır. Demokratikleşme, ekonomik gelişim, Avrupa Birliği süreci ve demokratikleşirken Kürd meselesine Türkiyelileşme çatısı altında çözüm bulmak. Aslında AKP hükümeti “Kürd sorunu” meselesini demokratikleşmenin bir ayağı olarak kabul etmiş ve onu demokratik paketlerle halletme yoluna gitmiştir. “Kürd sorunu yoktur, demokratikleşme sorunu vardır” söylemi bunun bir başka ifadesidir. AKP, Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile Osmanlı’da olduğu gibi ama bir türlü başarılamayan merkezi devleti esneterek yerele tanıyacağı bazı haklar ile Kürd hareketlerine ilişkin olası ayrılıkçı taleplerin önünü de kesmek istiyor.

Siyasi, hukuki ve idari yapılanmanın yanı sıra Türkiyelileşme teorisini pekiştirecek ve olası bağımsızlıkçı talepleri bastırmak için yukarıda söylediğimiz gibi ulusları (Kürd) bir aradan tutan çimento mesabesinde bir düşünce biçimi geliştirmeye Osmanlı gibi Türkiye devleti de ihtiyaç duymuştur. 1955 sonrası Demokrat Parti ile baskının az da hafifletilmesi, 1961 Türkiye İşçi Partisi ile proletaryanın iktidarı, evrensel haklar ve sosyalist devrim, 1980 Anavatan Partisi ile ekonomik gelişme ve liberalleşme, 2000 yılından itibaren AKP ile milli bir eko-politik, demokratikleşme; siyasi, idari ve hukuki alanın tanzim edilmesi. Tüm bunlara ihtiyaç duyulmasının neden ve sonuçları Osmanlı’da olduğu gibi aynı saiklerdir. Açıkçası Türk politik küresi periferide saklı tuttuğu ve günümüz politik aklın da izlediği yöntemin dışına çıkmamıştır.

Şimdi Osmanlı’da self determinasyon taleplerinin bastırılması anlamına gelen (Tanzimat) ve Türkiye devletinde politikanın dışında gibi görünen ama politikanın neredeyse belirleyicisi olan ve aynı zamanda bağımsızlıkçı Kürdlerin karşısına çıkarılan bir konudan bahsetmeye devam edelim. Osmanlı, yukarıda değindiğimiz gibi içeriden (teba uluslardan) ve Avrupa’dan gelen baskılara karşı iki cephe oluşturmuştu. Bir yandan siyasi, idari ve hukuki düzenlemeler ki, bunlar hem devletin ihtiyaç duyduğu şeylerdi ve bunlar daha çok Gayr-i Müslim tebaya yönelikti. Diğeri de Müslüman teba olan Kürdlere ve diğer Müslüman uluslara yönelikti; din ve mezhep gibi. Son Yüz yıla yakındır da Türk devleti bu durumu Kürdlere karşı yine aynı şekilde kullanmayı başarmıştır. Türkiye’nin demokratikleşmesi, solun halkların kardeşliği ve İslamcıların din kardeşliği vurgusu. Biri politik küreyle doğrudan ilişkili olduğu gibi diğeri doğrudan metafizik küreye ilişkindir.

Bu konuya geçmeden Türkiye’de seksen sonrası dönemi, partiler arası politik çatışmaları, ordu da baş gösteren kurumsal çekişmeleri ve devlet kurumlarında yaşanan keşmekeşliği belirtmek gerekiyor. Bu durumda devlet adeta Osmanlı’da olduğu gibi kan kaybediyor ve ciddi ciddi bir kaosa doğru sürükleniyordu. AKP iktidarı ile devletin yeniden tanzim edildiği, siyaset ve hukuk başta olmak üzere devletin kurumsal yapısında da önemli değişiklikler olmuştur. AKP, tıpkı Tanzimat aydını olan Ahmet Cevdet Paşa gibi bu tartışmaların, hizipsel çatışmaların dışında durarak daha sosyolojik ve siyasi sorunlara yönelik bir çözüm arayışına yöneldi.

Tanzimat aydınları yaşanan bu sürecin yani 1830 ve 1848 ihtilallerinin anayasalcı, liberal ve ayrılıkçı doğasının Osmanlı için bir yıkım olacağının farkındadır. Osmanlı (günümüz Türkiyesi gibi) için öncelik yapı ve kurumlarını güçlendirmek ve pekiştirmek olmalıdır. Osmanlı aydınına göre politik coğrafyaları etniklik temeli üzerinden bölmek 19. Yüzyılın Avrupa’sına özgü bir hastalıktır” (Erdoğan, Öcalan ve İslamcılar da buna benzer bir söyleme sahipler) Bundan dolayı onlar Osmanlı’yı bir inanç kategorisi gibi görmekte ve inanç birliğini öne çıkarmaktalar.

PKK liderinin Newroz açıklamalarında ortak vatan, inanç birliği ve Türkiyelileşmeyi de bu söylemin çatısı olarak ifadelendirmesini gözardı etmemek lazım. Osmanlı aydınları gibi Cumhuriyet aydınları da devleti de bir inanç kategorisi olarak görmekte ve devletin İslam’ı temsil ettiği söylenmektedir. İnanç birliği geçmişte Osmanlı’yı, günümüzde Türkiye’yi ayakta tutan bir çimento mesabesindedir. Kürdlerin bağımsızlık yerine tarihseli tekrar etmeleri ve hep aynı ağa takılmaları da bu teorinin ne denli güçlü ama aldatıcı olduğunu gösterir.

Konunun daha iyi anlaşılması için Walter Benjamin Tarih Kavramı Üzerine çalışmasına bakmakta fayda var. Benjamin kitabının ilk tezinde şöyle söyler :”Hep söylenegeldiğine göre, bir otomat varmış ve bu öyle yapılmış ki, bir satranç oyuncusunun her hamlesine, kendisine partiyi kesinlikle kazandıracak bir karşı hamleyle yanıt verirmiş. Geniş bir masanın üstündeki satranç tahtasının başında, sırtında geleneksel Türk giysileri bulunan, nargile içen bir kukla otururmuş. Aynalardan oluşan bir sistem aracılığıyla, ne yandan bakılırsa bakılsın, masa saydammış gibi görünürmüş. Gerçekte ise masanın altında, satranç ustası olan kambur bir cüce otururmuş ve kuklanın ellerini iplerle yönetirmiş. Bu mekanizmanın bir benzerini felsefe alanı için tasarımlayabilmek olasıdır. Bu bağlamda sürekli kazanması öngörülen, “tarihsel maddecilik” diye adlandırılan kukladır. Bu kukla, bilindiği üzere, günümüzde artık küçük ve çirkin olan, kendini göstermesine de izin verilmeyen tanrıbilimi de hizmetine aldığı takdirde, herkesle rahatça başa çıkabilir.”

Bu paragrafta bizi ilgilendiren taraf “tarihsel maddecilik”in bizatihi kendisi değil elbette. Bu mekanizmanın benzeri üzerinden yürütülen Osmanlı-Türkiye, Safevi-İran politik dünyasının şekillenmesi ve Kürd ulusal bağımsızlık mücadelesinin her defasında hezimete uğrayıp yenilmesidir. Benjamin’in “tarihsel maddeciliği”ni biz her defasında farklı isimlerle karşımıza çıkan ama özünde aynı politik algıya sahip Türkiyelileşme olarak okuyalım. Zira Benjamin her ne olursa olsun “tarihsel maddecilik”i bu düşüncenin merkezi olarak görür. Benjamin “tarihsel maddeciliğin” kazanabilmesi için yanına tanrıbilimini (teoloji) de alması gerektiğini söyler. Benjamin bize burada iki noktaya da dikkat etmemize işaret eder aslında. “Tarihi düzgün biçimde yorumlamak, ezenlerin tarihsel bakışına karışı mücadele etmek ve tarihsel düşmanın kendisini yenmek.”

Yukarıda söylediğimiz gibi Türkiyelileşme otomatın kendisi, teoloji ise inanç birliği ve halkların kardeşliği şeklinde tanzim edilebilir. Osmanlı Gayri Müslimler için Osmanlılaşma, Müslüman uluslar içinde inanç birliği teorisini kuramlaştırarak elinde tutmaya çalışmıştı. Kürdlerin ayrılıkçı politikalar, bağımsızlıkçı bir mücadele yürütmemesi için bugün iki yöntem kullanılmaktadır: Türkiyelileşme ve inanç birliği. Türkiyelileşme teorisinin karşılık bulması ancak inanç birliğine bağlı teolojik ifadelerin geliştirilmesine bağlıdır. Zira siyasi, hukuki ve bazı idari düzenlemeler Kürdlerin sisteme entegre olması için yeterli görünmemektedir.

Bu nedenle birliktelik ruhunu zinde tutmak ve kuklanın görevini yerine getirmesi için teolojik bir söyleme yani inanç birliği, Müslüman kardeşlik gibi bir ruha ihtiyaç vardır. Yaklaşık üç yüz elli yıldır yürütülen bu politika, Kürdlerin ortaya koydukları ulusal mücadelede aktif rol üstlenerek yenilmelerini sağlamıştır. Zira Türkiye ve İran tarihsel dinamiğe sahip iki önemli ensturmana sahip: Devlet milliyetçiliği ve inanç kardeşliği. Otomatta olduğu gibi oyunun kazanılmasını sağlayan ruh devlet milliyetçiliği-Türkiyelileşme ve teolojik ruh-inanç birliğidir.

Kürd siyasetinin başarılı olması ve tarihi yürüyüşünü tamamlayabilmesi iki önemli esası zorunlu kılar. Birincisi devletleşme yani doğrudan ulusal bağımsızlığı talep etmesi, ikincisi ise mücadeleye teolojik bir ruh katmak. Bu aynı zamanda sömürgecilerin elindeki tarihsel kozların alınmasını ve toplumsal dinamiklere daha güçlü bir işlevsellik kazandırır. Dünyanın sürekli değiştiği, her gün bir yeniliğin yaşandığı bir ortamda bağımsızlık yani self determinasyon gibi bir tarihsel gerçekliği dışlamak doğru değildir. Osmanlılaşma kavramsal bir evrilme yaşayarak Türkiyelileşme ile yeni bir boyut kazanmış ve aynı yöntem, yani Kürdlerin devletsiz bırakılmak istemleri devam etmektedir.
Bu makale toplam: 4951 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:00:07:59
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x