İrfan Burulday: Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II )

Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II )

Bir önceki yazımızda genel hatlarıyla çizdiğimiz çerçeve, Türk devletinin siyasi, sosyal ve anayasal örgütlenmesinin ulusun tekliği ve devletin bölünmezliği esasına dayalı bir sistem anlayışına uygun olarak kurulduğu üzerineydi. Dolaylı, dolaysız ola.

İrfan Burulday

03.03.2014, Pts | 21:59

Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II )
Makaleyi Paylaş
Bir önceki yazımızda genel hatlarıyla çizdiğimiz çerçeve, Türk devletinin siyasi, sosyal ve anayasal örgütlenmesinin ulusun tekliği ve devletin bölünmezliği esasına dayalı bir sistem anlayışına uygun olarak kurulduğu üzerineydi. Dolaylı, dolaysız olarak Türk devleti, ulusun tekliği ve devletin bölünmez esası üzerine kurulu bir siyasal (Türk-merkezilik) düzen algısı taşımaktadır. Bu nedenle devlet ve devlete bağlı tüm kurum ve kuruluşlar bu merkeziyetçi yapı çerçevesinde şekillenmiştir.

Ne tür savlarla ortaya çıkmış olursa olsun Türk devleti, kendi ulusunun egemenliğini esas alan ve diğer ulusların (Kürdler ) siyasal ve ulusal kimliklerini reddeden muayyen bir ulusun devleti iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Başka bir ifadeyle Türk devleti dayandığı tekçi, totaliter devlet ideolojisiyle; demokratik, çoğulcu bir hukuk devleti ve eşitlikçi bir demokratik cumhuriyet değil, egemen ulusal kimliği merkeze alan ve onu özneleştiren, buna karşılık diğer ulusal kimlikleri nominal düzeyde tanımlayan bir ulus devlettir.

Bu bakımdan Türk devletine göre Kürdler, varlık olarak sadece birer isim ve sesten ibarettir. Zira devletin yasama-yargı-yürütme organları ve algı dünyasında Kürdler, siyasal varlığı olmayan birer addan ve salt kültürel bir toplumdan ibarettir. Hâlbuki çok-ülkelilik ve çok-uluslu devletlerde yargı ve yürütme başta olmak üzere tüm bileşenler, milli kimliklerin siyasi, tarihi ve kültürel kodlarıyla şekillenir. Türkiye’de ise bunun tam tersi bir uygulama olan tek ulusun egemenliği ilkesi yürürlüktedir. Bilindiği gibi Türkiye ve İran, kendi siyasal geleceğini (kaderini) belirleme başta olmak üzere, kendi kültürünü koruma ve geliştirme hakkını dahi Kürdler’e tanımamıştır. Diğer yandan bu devletlerde yargı, yürütme ve yasama hatta anayasa, Kürdleri, siyasal kimliği olan bir millet olarak tanımamaktadır. Bu durumda hukuk, ancak egemen ulusun ve hatta tekçi faşist rejimin ideolojik ve dini amaçlarına hizmet etmekle mükellef kabul edilir. Nitekim Türkiye zaman zaman söylediğimiz gibi etnik kimliğin siyasal bir yapıya dönüştüğü tekçi/üniter ve katı merkeziyetçiliğe sahip bir militarist devlet biçimidir.

Kürdler Muhayyel Bir Millet Mi?

Türk devlet anayasasında Kürdler milli-ulusal kimlikleriyle yer edinmezler. Ancak Türk vatandaşları statüsünde kabul edilirler. Zira sözkonusu mevcut anayasa, Türk kimliğinin dışında hiç bir ulusun meşruiyetine onay vermez. Anayasanın değişmez ilkeleri göz önünde bulundurulduğunda Kürdler, siyasi olanın veya siyasal düzenin öznesi değil, bu siyasalın hakikatinde olmayan muhayyel birer nesnesidirler. Öte taraftan Türkiye’nin yanı sıra İran’da da; hukuk, vatandaşlık ve insan hakları adına ortaya konulan toplumsal, siyasal ve anayasal değişim talepleri daha çok bu ülkelerin etnik kimliğine mündemiç ve vatandaşı bağlamında bireysel ve bireylerin eşitliği temelinde sürdürülür. Kürdler bu durumda sadece birer İranlı ve Türkiyeli olma hasebiyle vatandaşlık hakkına sahip kabul edilirler ve yine bu nedenle Kürdler, kendi etnik-milli kimlikleriyle anayasayı belirleyici-kurucu paradigma hakkına sahip değildirler. Ne yazık ki, bazı Kürd aydınlar temel hak ve eşitlikleri kültürel özgürlüklerle sınırlamakta ve bu sınırın alanını dil, seçme ve seçilme hakkı gibi kavramlarla geçiştirmektedir. Hâlbuki bir ulusun kendini yönetmesi ve sahibi olduğu coğrafyada varlığını idame etmesini sağlayan milli egemenliğin de temel hak ve özgürlükler kapsamında kabul edilmesi gerekir. Gelinen nokta dikkate alındığında gerek İran, gerekse de Türk anayasasında ve hukuk düzeninde Kürd diye tanımlanan bir ulusal kimliğe vurgu sözkonusu değildir.

****
Kürd ulusal mücadelesini meşru kılan yegane nokta kendi coğrafyasında siyasal egemenlik başta olmak üzere sosyal, iktisadi anlamda iktidar olma ve kendi ulusal geleceğini tayin etme ilkesidir. Mevcut egemen hukuk çerçevesinde böylesi bir arayış nispi bir meşruiyet doğursa da, bu meşruiyet sınırlı ve mevcut siyasal düzenin hukuk sistemine bağımlı düzeyde kalır. Öte taraftan egemenliğe dayalı meşruiyetin kabulü ve buna nispeten siyasal birliğin oluşumu, Kürtler açısından vazgeçilmez bir normdur ve bu normun kayıtsız-şartsız inşa edilmesi, Kürtlerin kendi bölgesel egemenliklerine dönük ulusal bir yöntem belirlemeleri açısından son derece mühimdir. Çünkü federalizm veya bağımsızlık düzeyinde bir egemenlik talebi, Kürtlerin siyasal, sosyal ve politik birliktelikleri için vazgeçilmezdir. Fakat Kürtlerde, en azından mevcut siyasi ana akım (BDP) göz önüne alındığında, ulusal içerikli siyasi, politik bir düşünce geleneği önemsenmiyor görünmektedir. Bu nedenle hukuk devleti, siyasal ve iktisadi egemenlik, anayasal meşruiyet gibi kavramların Kürd siyasasında neye tekabül ettiği/edeceği konusu yeterince anlaşılmamıştır.

Kürtler ile mevcut üniter devletler arasındaki sorun temel bir sınır kavram olan egemenlik ve bu esasta kendini yönetim ilkesidir. “Sınır kavram” diye tabir edilen egemenlik, içte ve dışta Kürdistan kavramsalına tekabül eden normların bütünüdür. Dolayısıyla Kürtlerin siyasal iktidarı ve bu bağlamda kendilerini yönetme talebi, mevcut devletlerin baskı ve mağduriyet çerçevesinde tezahür eden ve salt tepkisel öfkeye dayalı duygusal, romantik bir karaktere sahip değildir. Bu kavram dışında soruna ilişkin yapılan kültürel, dinsel, idari, yerel ve sosyal içerikli tanımlar gibi çözüme yönelik (Avrupa Birliği Yerel yönetimler Şartı, BDP’in siyasal olmayan idari çözüm arayışı ve uzaktan değil, yerinden yönetim gibi güya adem-i merkeziyetçilik…) demokratik yaklaşımlar, siyasal gerçeklik algısıyla bağdaşmamaktadır. Bu, doğrudan Kürdler açısından iki temel sorunu ortaya koyar. Birincisi, Kürdleri federal ya da bağımsızlık tarzı bir siyasal yönetim talebinden vazgeçirerek, idari yerinden yönetim tarzına zorlamak, ikincisi Kürdlerin kendi yurtlarında Türkiye vatandaşı bireysel kimliğiyle kabul edilmelerinin devamlılığını sağlamak…

Kürtlerin salt anlamda kültürel bir toplum olmadıkları, bunun yanı sıra siyasal, politik bir toplum ve egemenlik çerçevesinde örgütlü siyasal bir anlayışa sahip oldukları gözardı edilemez. Egemenliğin siyasal bir toplum için önemini belirtmekte fayda var. Zira siyasal toplumu bir arada tutan unsur kendi topraklarında kendini her anlamda yönetebilmektir. Hegel, düşüncenin maddeyi belirlediğini söylerken aslında idealist bir yaklaşımı ortaya koymaktaydı. Kürtler açısından ideal düşünce, sınır kavram olan egemenlik ilkesidir. Yani muharrik özne ve hükmedici güç egemenlik kuramıdır. Bunun yolu da Kürdlerin idari, yerel ve bölgesel düzeyde değil, bir devlet formunda kendini yönetmesidir. Makyavel’e göre toplumu toplum yapan ve ona bu özelliği kazandıran unsur siyasettir. Homojen-heterojen kimliklerden teşekkül eden tüm toplumlarda kendinden yönetim siyasetin baş unsurudur. Burada egemenlikleri elinden alınan ve kendi topraklarında boşa düşürülen toplum Kürtlerdir. Dolayısıyla kendini yönetme esasını yeniden elde etme noktasında ileri sürdükleri düşünce, teori ve talep siyasal olanı ifade eder. Kürtler, kültürlerini geliştirmek, dillerini konuşmak için dilenen, çabalayan bir millet değil, Kürdistan’daki varlığını muhkemleştirme ve kendi doğal yer altı kaynaklarını kullanmaya dönük çabayı esas kabul eden bir millettir.

Bu açıdan Kürtler, diğer uluslar, milletler gibi kendi sosyal, siyasal düzenlerini kurma hakkına sahiptirler. Bu düzen; koşullar, konjonktör, şartlar her ne olursa olsun kurulabilir. Fakat Kürtlerin bu düzeni sağlamakta en büyük sorunları topraklarının egemen ulus devletlerce işgal edilmesi, ekonomik siyasi ve askeri baskılara maruz kalmalarıdır. Bu algı çerçevesinde Kürtlere dayatılan şey, mevcut paradigmanın egemenliğini kabul ve kendi egemenlik talebinden vazgeçilmesidir. Nitekim “Tek dil”, “tek bayrak”, “tek vatan”, “tek millet”, “demokratik ulus” gibi söylem biçimi, egemen devletin/devletlerin Kürtlere ilişkin resmi düzeyde devlet görüşünü yansıtır.
Bugün gelinen süreçte ileri sürülen çözüm önerileri, demokratikleşme çabaları ve Kürtlerle egemen devletlerin birlikte yaşamasına ilişkin hazırlanan melez projelerin yeterince doyurucu olmadığını görürüz. Sonuçta tayin edici taraf egemen paradigma olduğu sürece, ortak paylaşıma dayalı yeni bir egemenlik mümkün olmayacaktır. Buna binaen, devletin hatta devlet anayasasının nihai karar verici bir konumda olması, ileri sürülen çözümlemelerin söz konusu kararı değiştirebilecek bir nitelikte olmadığı gayet açıktır. Kısacası siyasal ve ekonomik gibi egemenlik kavramının kaçınılmaz olduğu alanlarda, siyasal iktidarın (devletin) paylaşımından, ortak kullanımından bahsetmek olanaksızdır. Egemenliğini siyasal, toplumsal yapısını bölünmez bir birlik paradigması olarak algılayan ulus devletlerin demokrasi, hukuk devleti gibi ifade biçimleri ve kayıtsız bir egemenlik anlayışına sahip olmaları, onları, üst bir egemenlik anlayışını ifade eden, ortak egemenlik kuramına götürmez. Dolayısıyla mevcut Kürt siyaseti ve Türkiye hayranı Kürt aydınların ortak egemenlik, egemenliğin paylaşımı düşünceleri çökmüş olur.
****
Yaptığımız bu değerlendirmeden sonra geçen yazımızda kaldığımız yerden devam edelim.

“Siyasal Bölge”

Dr.Atilla Nalbant Bölgesel Devlet: Yeni Bir Devlet Biçimi mi? Başlıklı çalışmasında siyasal bölge kavramına şöyle açıklık getirir: “Siyasal bölge, siyasal yetkilerle donatılmış ve genellikle hukuki değer yönünden ya anayasaya eşit, ya da anayasayla yasa arasında yer alan ya da yasalarla eş-düzeyde olmakla birlikte gerek hazırlanma, gerek kabul ve gerekse de değiştirme yönünden istisnai kurallara bağlı olan statülerle kurulan ve yetkilerini de anayasa, statü ve yasaların belirlediği ve kural olarak organları seçimle gelen bölge tipidir.” Bu bölge tipleri ya siyasal bölge, ya özerk topluluk ya da özerk yönetim şeklinde ifade edilir. Örneğin İspanya’da siyasal bölge yerine özerk topluluk ifadesi kullanılmaktadır. Hatta siyasal bölgelere otonom-özerk bölgeler tanımı da benimsenebilir. Bu bölge tiplerinde halk kendi statüsünü belirleme hakkına sahiptir. Ne yazık ki bu bölgelerin her ne kadar belirli bir hukuki-anayasal yapıları olsa da, bağımsız bir hükümet hükmüne sahip değildirler.

Türkiye’de Siyasal-Kültürel Bölge

Bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi Türkiye ve İran coğrafi, siyasi ve idari açıdan üniter-merkeziyetçiliği esas alan bir yönetim biçimine sahiptir. Bu yönetim biçiminde Kürdlerin yerelde de olsa kendilerini yönetebilecekleri bir hukuki yapıları ve anayasal hakları sözkonusu değildir. Çünkü bu devletlerin mevcut anayasaları Türk-İran kimliğinin dışında bir başka ulusal kimliği ve hatta kültürel kimliğin varlığını meşru görmez. Kürdler sözkonusu bu devletlerin yetki sahasında yaşayan Türk ve İran vatandaşları-fertleri olarak tanımlanırlar ve devletin kurucu unsuru olan anayasal meşruiyet bağlamında kabul edilmezler. Zira bu güçlere göre devlet; kendi himayesinde bulunan ve yine kendi mekânı hududunda yaşayan fertlerin hukuktan kaynaklı haklarını tanıyan ve emretme yetkisini elinde bulunduran bir kurumdur. Dolayısıyla her iki devlet örgütlenmesinde Kürdler, siyasal-milli kimlikleriyle varlık kazanma hakkına sahip olamazlar. Bu nedenle Kürdler, ancak anayasal düzeyde hukukun tanımladığı salt birer vatandaş mesabesindedirler. Siyasal ve hukuki bir örgüt olarak bu devletler, aynı zamanda normatif bir merkezdir ve egemen etnik kimliğiyle şekillendirdiği bir takım normlar, yasalar üretir ve bu yasaların uygulanmasını sağlayan bir mekanizmaya sahiptir. Son dönemlere özellikle de uluslararası ekonomik, siyasal gelişmelere dönüp baktığımızda, Türkiye’de esas ilke kabul edilen üniter merkeziyetçiliğin zorlu bir sürece doğru evrildiğini görürüz. Bu süreç ister istemez Türkiye’de rejimin niceliği değil de, idari yapısı konusunda yeni bir paradigma arayışına yönelik bir değişimin yaşanacağını gösterir.

Bunun en önemli sorusu olan Kürdlerin bu süreçte nerede ve nasıl tanımlanmaları gerektiğidir. Kürd siyasetinin (BDP) talebi olan Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Şartı Türkiye’yi bu zorlu kıskaçtan kurtarmak için ileri sürülmüş bir çözüm önerisi olsa da uzun dönemde bunun ne yöne evrileceği konusu Türk siyasal zihniyetini telaşlandırmaktadır. Bu telaş sadece bu döneme ait olmayıp, Osmanlı’nın son dönemlerinde de tartışılan konuların başında gelir. Bana göre Türk devleti kendi geleceği için bu şartın tümü olmasa da bir kısmını hayata geçirmek istiyor ve yeni bir hukuki normla bunu kayıt altına almayı hedefliyor. Zira son dönemlerde Kürdistan’da doğrudan federalizmi hatta bağımsızlığı önce çıkaran bazı siyasi partiler (özellikle de HAK-PAR gibi ), sivil hareketler yeşermeye başladı. Bu ise devleti kısmen de olsa tedirgin etmektedir. Federalizm, Kürdler için kısmen de olsa geçici bir çözüm mesabesinde olabilir.
Genel olarak “federasyonlarla üniter devletleri temel ölçüt, siyasal merkeziyetçiliğin varlığı veya yokluğudur. Federasyonlar, birden çok siyasal merkeze sahip siyasal bir birlik olduğu için, çokmerkezilik ilkesine dayanır.”Federal ve federe otoriteler olmak üzere, siyasal iktidar değişik siyasal varlıklar arasında bölünmüştür” Bu anlamda Federalizm bir nevi egemenliğin, iktidarın paylaşımı esasına dayanır diyebiliriz.

BDP’in savunduğu ve çözüm olarak ileri sürdüğü yerel yönetimler ise, Kürdleri çözümsüzlüğe sürükleyici bir algı taşır. BDP’nin süreç içerisinde federalizmi hatta bağımsızlığı gündeme getireceğine ilişkin bazı şeyler söylense de, bunun doğruluğunu kanıtlayacak teorik bir paradigma sözkonusu değildir. Bu sebeple HAK-PAR’ın federalizm dillendirmesi daha gerçekçi durmaktadır. Zira bu talep, iktidarın ve egemenliğin paylaşımına yönelik son derece haklı bir taleptir.

Devam edecek…

.

Bu makale toplam: 7615 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:02:12:04
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

İrfan Burulday

Yazarın Önceki Yazıları

Siyasetin 'Yeni Öznesi' Olarak 'Çokluk' Kürd Siyaseti”nin Sığlığı Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürd Siyasal Aklı Siyasal ve İdari Özerklik Bağlamında Çözüm Tartışmaları İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x