Manüplatif Siyaseten Dağınık Kürd Ahalisine...

Bu bağlamda deyim yerindeyse devlet muradına ermiştir ne sol tandanslı “halkların kardeşliği” nede sağ referanslı “ümmetin kardeşliği” iki politik yaklaşımda Kürd sosyolojisiyle çelişerek ve Kürd ulus realitesini reddederek bu halkın politik kadrolarını kendi siyasal emelleri uğruna ve üst perdeden balans ayarı veren paramiliter devletin istemleri doğrultusunda kullanmışlardır.

Azad Yaşar

07.10.2018 | 20:31

Manüplatif Siyaseten Dağınık Kürd Ahalisine...
Makaleyi Paylaş

Kürdler yada Kürd sosyolojisi denildiği zaman geniş boyutlu ve çok parçalı olduğundan yaşanılan kavram kargaşasının içinden çıkılamayacağından Bakur Kürd sosyolojisi ve siyasetini lokal düzeyde analitik verilerle ele almak, bugünü olduğu gibi okumak yararlı vede doğru olanıdır.

Kürd toplumu daha çok kırsal kesimden gelen üretim ve tüketim deltası olmayan, işçi sınıfı, emek bilinci ve patrona kültürüne uzak yani sanayi toplumuna yaslanmayan özü itibariyle gelenekçi bir halktır.

Bu konservateur boyutu kendi içinde seksenli yıllara kadar yaşanılan toplumsal travmalara, dışardan gelen tüm baskılara rağmen Kürd halkını demografik ve toplumsal düzeyde muhafaza etmiştir.

Bundan dolayıdır ki seksenli yıllara kadar gelen Kürd siyasetinin ana öznesi Kürdistani aidiyet duygusu idi. Siyaset ile uğraşan bir Kürdün profiline bakıldığında diyalog langajından tutun giyim kuşamına kadar bize özgü bir Kürtlük adabının olduğu görülecektir. Feyiz alınan bu duruş yıllar sonra birçoğumuzun Kürtlük ilhamı oldu.

Peki ne oldu da bu arı doku bu denli dejenere oldu.? Türk devleti yıllar yılı asimilasyon politikaları ile yapamadığını kendileri açısından kıvrak bir politik mühendislik ile Kürdü içerden yine Kürdün eliyle önce kavram kargaşası yaratıp özünden uzaklaştırarak sonrada parçalayarak biribirine zıt farklı paradigmalar üzerinden çatıştırarak bugünlere getirdiği gibi egemen devlet politikaları gereği başarı da kazanmıştır.

Paramiliter devletin en büyük kazanımı Kürdü özünden uzaklaştırıp bir bilinmezin içine atmak olmuştur. 1071 Malazgirt dedikleri esasen Milazgir’dan Dîyarbekîr Sur’a, Hasankeyf’e kadar Kürd coğrafyasını kültürel, demografik ve sosyolojik düzeyde tahrib ederek Kürdleri adeta Kürdsüzleştirmiştir.

Gelenekçi bir ulus olan Kürd halkının kuzeyde yaşadığı politik tıkanıklığın ana kaynağı da Kürd hareketinin özüyle yaşadığı kopukluktan ve dışardan kopyaladığı Kürd dokusuyla uyuşmayan slogancı, hayalperest yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda deyim yerindeyse devlet muradına ermiştir ne sol tandanslı “halkların kardeşliği” nede sağ referanslı “ümmetin kardeşliği” iki politik yaklaşımda Kürd sosyolojisiyle çelişerek ve Kürd ulus realitesini reddederek bu halkın politik kadrolarını kendi siyasal emelleri uğruna ve üst perdeden balans ayarı veren paramiliter devletin istemleri doğrultusunda kullanmışlardır.

Öyle olmasıydı bugün ne Mehmet Metiner’ler nede Nursel Aydoğan’dan Erkan Baş’a kadar politik misyonerler Kürd coğrafyada hükümranlık yapmazlardı.

Acı olan şudur ki Kuzey Kürd siyaseti bu misyonerler üzerinden dizayn edildiği gibi, özüyle çelişen çatışan ve yabancılaşacak birarada yaşayan Kürd ahalisine doğru hızla kanalize olmaktadır.

Devlet aygıtı kendileri açısından bugünleri kurtarmakla kalmadığı gibi yeni nesil Kürd jenerasyonunu hipnotize ederek geçmiş nesil ile arasındaki hayati önemde değer taşıyan bağları koparttığı gibi sonu görünmez bir sahaya sürerek Kürd geleceğinin yarınlarını da muğlak bir hale getirmiştir. 25 yaşın altındaki çoğu Kürd gencinin geçmiş ve gelecek muhasebesi belirsizdir. Hakikaten bu kuşak nasıl rehabilite edilir nasıl doğru bir rotasyona evrilir buda ciddi saha çalışmaları gerektirmektedir.

Aynı topraklar üzerinde bir arada ama biribirinden kopuk yaşayan Kürd ahalisinde hiçbir izahı olmayan politik cinayetlerin yaşanmasına rağmen sorup sorgulamayan, vurdumduymaz sosyolojik bir zümre ile karşı karşıya olduğumuzun anlaşılması gerekmektedir. Öyle ki kabuğuna çekilmiş görmedim, duymadım, söylemedim teorisini kabullenmiş nicel bir sosyolojiye doğru gidilmektedir. Oysaki yaşanılanlar karşısında Kürd halkında toplumsal bir infialin gösterilmesi gerekmezmiydi?

Herşey insanoğlunun kendi özünü sevmesi ve sahiplenmesiyle başlar kendi payıma özümü geçmişimi asl û asaletimi yani kendimi dünümle bugünümü haspelkader kürdlüğümü ve doğup büyüdüğüm Şertefîn’i seviyorum. Dolayısıyla bu kadar gelgitlerin yaşandığı Kürd coğrafyasında Kürdlük onurumu ve bilincimi ele güne düşürmeden Kürd tadında yaşayabilir isem ne âla diyecem...

Bu makale toplam: 4106 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:23:09:22
Etiketler: azad yaşar
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x