Ahmet Önal: Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'ye

Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'ye

Kürt halkı; varlığını korumak üzere, 19.

Ahmet Önal

02.05.2014, Cum | 21:30

Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'ye
Makaleyi Paylaş
Kürt halkı; varlığını korumak üzere, 19. yüzyıl öncesinden de çok yoğun bir mücadelesinin olduğu muhakkaktır. Ancak ulus sürecine, yani kendini yönetme özleminin belirmesinden, ulusal egemenlik mücadelesine başladıktan sonra, yani 208 yıldan beri bütünlüklü olmasa da kesintisiz bir mücadele tarihine sahiptir.

Bu tarihi yaşanmışlık, bu kesintisiz mücadelenin bizi, ulusal özgürlük ve bağımsızlık hedefine taşıyacağı bilinç ve özleminin Kürt ulusuna yerleşmiş bulunması varlığımızın biricik teminatı olmuştur. Şimdi bu Kürt tarih bilincini ve Kürdistan ulusal kurtuluş özlemini kırmak üzere çok sert bir Türkleştirme, Türkiyelileştirme süreci; “Çözüm ve barış süreci” söylemi ile çirkinleştirilerek yürütülmektedir. Bunu söyleyince hemen; “Siz çözümden yana değimlisiniz?” sorusuna muhatap ediliyoruz.

Hemen belirtelim ki, Çözüm istiyoruz, ama nasıl bir çözüm?

208 yıllık savaşın sonlanmasını da istiyoruz, ama nasıl bir sözleşme ve barış antlaşması ile?

Bu soruların altını doldurmaksızın, kızılcık şerbeti misali, her tatlı görünen şeyi zevkle yemeye kalkarsak, zehir katılmış tatlıyı da yiyip hayatımızı sonlandırabiliriz, kaygısı ile de hareket etmemiz gerekir!

Kürt siyasal hareketinin, 19. Yüz yıldan sonra şekillenmesi, sistemin yaptırımlarına endeksli ya da reaksiyonlu şekilde gelişti. Bu tarih, bizim ulus halk olarak varlığımızı korumamıza yetti, ama egemenlik ve dünya milletleriyle eşitlik haklarımızı kullanmamıza yetmedi.

1806’da Osmanlı devletinin merkezileşme ve Kürt beyliklerini tasfiye etme siyasetini hisseden Süleymaniye Merkezli Kürt Beyliği’nin başındaki Babanlı Abdurrahman Paşa’nın Sancak Koy’de Osmanlı valisini kaçırarak, Kürdistan halkı adına, Osmanlı valisini, devleti adına işgalci tutumundan dolayı yargılayıp idama mahkum etmesi, ardında Kürt Beylikleri ile Osmanlı devleti arasında bir mücadele başlangıcı idi. Bu ilk tasfiye başlangıcında, Kürt Beylikleri, birlik içinde hareket etmedikleri için, süreç Kürtlerin aleyhine gelişti.

Baban Beyliği’nin düşürülmesinden sonra, sırasıyla 1834’te Rewanduz Merkezli Soran Beyliği statükosunu korumak, Osmanlı işgalini kabul etmemek ve egemenlik haklarını kullanmak üzere Osmanlı’nın Merkezileştirme siyasetine karşı direndi, başarılı olmadı.

Baban ve Soran Beyliklerinin düşürülmesinden sonra 1846’da Cizira Botan Merkezli Botan Beyliği, Bedirhan ailesi öncülüğünde statükosunu korumak, Osmanlı işgalini kabul etmemek ve egemenlik haklarını kullanmak üzere Osmanlı’nın Merkezileştirme siyasetine karşı direndi, başarılı olmadı.

Ardında Hakkari Kürt Beyliği, Müküs Kürt Beyliği gibi irili ufaklı beylikler tasfiye edildi.

Eskiden Beyliklere bağlı olan Şeyhlik ve Ulema sınıfı, beyliklerin tasfiyesi sürecinde, beyliklerin denetiminden çıkma fırsatı yakaladı. Beyliklere karşı güç sahibi olmaları Osmanlı devletinin de işine geliyordu ve devlet Şeyhlerin siyasette açılmalarına göz yumdu.

1860-1870’lere gelindiğinde artık Kürt Beylikleri dağıtılmış, Şeyhlik; Nakşibendi, Kadiri vb. tarikatların örgütlenmesi ile güçlenmiş, Kürt halkının saygın kurumlarına dönüşmüştü. Bu durum Osmanlı egemenlik sisteminin, Kürtlere uyguladığı politikayı kabul etmemeye yöneltiyordu. 1878-1880 yıllarında Şey Ubeydullah Nehri Kürt Ayaklanması, Kürtlerin Kendi egemenlik haklarını kullanma arzusu ve özlemi sonucunda idi. Bu hareketin özelliği, sadece bir beylik, bölge ya da parçayı değil, Kürdistan sathına yayılan ve tümünün kurtuluşunu hedefleyen bir hareket olması idi. Bu boyutta bir hareket Kürdistan’da ilk idi.

1880 Kürt Hareketi’nin yenilgisinden sonra, aşiretler tarzında örgütlü olan ve bunlar üzerinde savunma reflekslerini birlik içinde olmazsalar da, dar alanlarda tepkilerini geliştirebileceklerinin işaretleri Kürt aşiretlerinde görülüyordu. Bu öngörü ile II. Abdülhamid, Kürt aşiretleri içinde, daha evvel Osmanlı devleti ile “kan davası” olmayanları, kendi adını verdiği, “Hamidiye Alayları” adı ile örgütlemeye çalıştı. Seçtiği aşiretlerin gençlerini “Aşiret Mektepleri”nde askeri ve İslami esaslar üzerinde siyasi olarak eğitti.

Aşiret Mektepleri içindeki Kürtlerde farklı eğilimler mevcut idi.

1908, Hamidiye alayları dağıtıldı. Bu gücün önemli bir kısmı, “Süvari Alayları” adıyla yeniden şekillendi. Bir kısmı yerine çekilip nötr kaldı.. Bir kısmı ise Kürt özgürlük mücadelesine ilgi duydu..

Dünyada gelişen Milli Hareketlerin etkisi ve Kürt mücadelesinin düşe kalka yaşadığı ulusal direnişin de etkisiyle modern Kürt hareketlerinin oluşum sürecine giriliyordu.

Kürtler; Şeyh Mahmudê Berzenci hareketi ile Şehrizor bölgesinde İngilizlere, Hamidiyelilerin ardında kalan örgütlülükleri ile Milli Aşireti ve Karayılan gibi kahramanlıkları ile önlü olan çete savaşları Urfa, Antep hatında Fransız işgaline karşı, anti – emperyalist bir mücadele içinde idi.

Kürt Teavûn ve Terakki Cemiyeti(19.09.1908), Kürt Talebe Hêvi Cemiyeti,(1912), Kürdistan Teali Cemiyeti (30 Aralık 1918), Kürdistan Azadi Cemiyeti (1923) ve yanı sıra irili ufaklı örgütlenmeler kuruldu.

Bu örgütlenme ve savaşın stratejisi farklı farklı idi. Emir Ali Bedirxan ve Alîşêr bağımsızlıkçı, Şeyh Abdülkadir Osmanlıcı Otonomistçi, Şerif Paşa İngiliz mandacılığına dayalı bir siyasi hat izliyordu.

Kürtler; ABD Başkanı Woodrow Wilson’un Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin ABD Kongresi’nin 8 Ocak 1918 tarihindeki oturumunda açıkladığı, 14 madde halindeki prensipleri yeterince değerlendirilemedi. Çünkü Kürt siyaset sınıfının bağımsızlık ufku olgunlaşmamıştı. Bağımsızlığı savunanlar da yeterli etkinliğe sahip değildi.

Ayrıca Woodrow Wilson’nun prensiplerinden bahisle yeni bir güç olarak ortaya çıkan Sovyetler Birliği’nin geliştirdiği Ulusların Kendi Kaderlerini Belirleme Hakkı, Yakın Doğu’da, Alman Emperyalizmi’nin planlı katkılarından beslenen, Osmanlı Devletinin devamı olan ve Yakın Doğu’da İngilizlerin de karşı olmadığı- bilakis desteklediği- Türkiye Devleti olarak şekillendirilen, esasta pek çok ülkenin topraklarını işgal ederek organize edilmiş olan Türkiye oluştu. Bir emperyal proje olarak şekillenen Woodrow Wilson’nun prensipleri ile oluşturulan Sevr Antlaşması’nda elde edilebilinecek sonuçlar, Mustafa Kemal tarafından da taktik gereği, “Kürdistana Muhtariyet” söylemi ile sürece yayılarak -eskide oluşan Kurumlarını da 1921 Anayasası yürürlükte iken kapatıldığını hatırlayalım.- idare etti. Zaman kazandı.

Bu süreçde Türk Siyaset sınıfı, hedeflediği Misak-i Milli sınırlarından(Musul-Kerkük, Cizir, Halep vs.) taviz vererek İngilizlerle anlaştı. Sovyetlerin güçlü desteğini aldı, Ermeni Soykırımını görmezden geldi ve katliama katılan İttihatçı kadroyu Malta yargılamalarından ve sürgününden kurtardı ve yeni oluşacak iktidara taşıdı. Bu kadro ile önce Bakü Doğu Halkları Kurultayı’nda, sonra da Yakın Doğu İşlerini Çözmek İçin Lozan Konferansı’nda, İşgal ettiği topraklar üzerinde Türkiye Devleti sınırları çizildi ve tanındı. Bu süreçte Cemiyeti Akvam gözetiminde Güney Kürdistan’da yapılan Kürt referandumunda ortaya çıkan, Kürtlerin “Bağımsızlık” istemli sonucu ve iradeyi hiçe saydı. Dünyada artık anti- Kürt bir nizam teşekkül olmuştu, Türkiye Devleti’nin işgal ettiği topraklara ise “Türkiye” tapusu çıkarılıyordu.. Bu tapu tarihsel olarak Kürdistan, Ermenistan, Pontus, Lazistan, Anatolya, Kapadokya, Rumeli, Arap, Turabdin vatanlarının işgali sonucunda elde edilmiş topraklar idi. Türkler ise buranın tarihsel vatandaşları değil, işgalcileri idi.

Türkiye devleti, hak etmemiş bir şekilde, emperyalist politikalar neticesinde, Lozan’da edindiği “meşruiyeti” Kürt halkı kabul etmedi, meşru görmedi. Türkiye Devleti, Osmanlıdan beri devir aldığı işgal ve imha siyasetini, 1910’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Alman Emperyalizmi ile oluşturduğu, soykırım planını, bu kez emperyalist “meşruiyet” üzerinden, Kürt halkına, “medeniyet götürüyorum” söylemi ile soykırım uyguladı.

Tüm ileri gelenler, eşraf ve aşiret liderleri başta olmak üzere Kürdistan’dan alınarak sürgüne gönderilme siyaseti dayatıldı. Türkiye’nin bu “Mecburi İskan” siyasetine karşı, Kürdistanlılar, Türkiyelileştirme politikasına direnerek cevap verdi. Bu direnişlerin bastırılması neticesinde yaklaşık 250.000 Kürt, 1920-1938 tarihleri arasında imha edildi. Kürdistanlıların Türk ve Türkiyelileştirilmesi için uzun sürece yayılan bir soykırım siyaseti hep yürürlükte kaldı.

Kürtler parçalanmış ülkelerinde; farklı farklı parçalarda, bölgelerde her fırsatta direnişlerini sürdürerek bu soykırım siyasetini boşa çıkararak var olduğunu ortaya koydu ve yok edilemedi.

Birinci Dünya Savaşı neticesinde elde ettiği siyasi imkanları, çeşitli iç ve dış nedenlerle kullanamadı.

İkinci Dünya Savaşı neticesinde ortaya çıkan imkanları da 1945-1947 yılları arasında Mehabat Kürt Cumhuriyeti örneğinde olduğu üzere kullanmak istedi. Yine iç ve dış faktörler neticesinde kullanamadı.

1953’ten 1989’a kadar, sonra Kürdistan’ın farklı parçalarında gelişen mücadele ile sivil, Kültürel, sanatsal ve silahlı mücadeleler iç içe gelişip serpildi.

Her ülkeden daha zor ve karmaşık olan bu zorlu ulusal özgürleşme mücadelesi, Sovyetlerin çözülmesinin ardında, Kürdistan’daki sömürgeci güçlerin ittifaklarının, çözülmüş, bozulmuş ve birbirleri ile “düşman” boyutuna sıçramıştır. Farklı emperyalist güçlerin çıkarlarına göre şekillenen bu farklı sömürgeci devletlerin, kendi aralarındaki mücadeleleri, Kürdistan’da mücadele eden ulusal kurtuluşçuların elini güçlendiriyor ve 1920’lerden beri oluşan uluslararası anti-Kürt nizamın da giderek zayıflamasına yol açıyor.

ABD, ittifakı olan TC’nin bu süreçte zora düşeceği öngörüsü ile Kuzey Kürdistan’daki mücadeleyi denetlemek üzere Kürdistan sathına yayılmış ve çok rahatlıkla ittifaklar değiştirmeye pratik ve esnek olan Abdullah Öcalan’ı, 15 Şubat 1999’da, idam edilmemesi ve siyasette ayar yapmak üzere uzun bir takip ve diplomasi faaliyeti neticesinde Kenya’dan alıp Türkiye’ye teslim etti. PKK lideri Abdullah Öcalan, oluşturduğu örgütünde de kendisini tek belirleyici kişi olarak şekillendirmiş, onsuz bir adım atamayacak “stratejik önder” olarak zihinlere kazımış, eleştiren her kişinin ise çok rahatlıkla “hain” olarak itham edilebileceği bir kültür yerleştirmişti. Her koşulda tek belirleyici “irade” olarak kendisini oturttuktan sonra, her koşulda; “onun yanlış yapabileceği söz konusu olamaz”di. Ona dair hiçbir irdeleyici, merak edici, müzakereci, değerlendirme yapılamazdı. Örgüt için, onun söyledikleri ancak kabul edilip uygulama görevi vardı. Eleştiren, farklı önermeler sunanlar ise “süreci kavramamış” denilerek, eleştiriler boşa çıkarılıyor. Zira Kürt partileri genel olarak demokrasi kültürünü içselleştirmemiş, sadece dışa karşı, “demokrasi” lafzını kendilerine demokrasi uygulansın istemli olarak ileri sürebilmektedirler. Bu konuda KDP-Irak, KDP-İran, Komela, YNK, PKK ve İslami partilerin yanı sıra, diğer partilerin iç muhalefetlerine ve rakibi olan patilere karşı takındıkları tarihsel tutum, demokrasi konusunda edindikleri mesafenin ne kadar dar olduğunu ortaya koymaktadır. Ama onların tüm kurumlarının başına daha çok ve sıklıkla kullandıkları; “Demokrasi”, “Demokrat”, “Demokratik” kavramlarını kullanmaları, onların sıkıcı demokrat oldukları anlamını çıkarmaz.. İsveç ve Norveç demokratik bir tarzda 1905 yılından, birbirlerinden ayrılırken bir tek fertlerinin başı kanamadı. Bu kadar burjuva demokrat ve demokrasi kültürü ile yoğrulmuş ülkelerde “demokrasi” kavramını kullanma ihtiyacı bile hasıl olmaz ve hiçbir kurumunun da kendini “Demokrasi”, “Demokrat”, “Demokratik” isimleri ile tanıtmaya ihtiyaçları kalmayacak kadar demokrasiyi içselleştirmişlerdir.

Belli başlı Kürt partilerinin tamamı, Kürdistan’ın parçalanmışlığı esasına göre stratejilerini belirlemiş durumdadır. PKK bağımsızlıkçı politikası ve silahlı mücadeledeki yenilmezliği ile Kürdistan sathına yayılan bir örgüt konumunda idi. Ancak 2000’li yıllardan itibaren diline pelesenk ettiği “Türkiyelileşme” hedefi ile, bu örgütlenme şekliyle tezat duruma gelmiş bulunmakta ve adeta bu yaygın örgütlenmesini sınırlara göre şekillendirme çabası içerisindedir. Çünkü, olan ile yapılmak istenen şey uyumsuz durumdadır.

Kuzey Kürdistan’da, Bağımsızlık stratejisi ile gelişen mücadele, 1984’te silahlı mücadele tarzında sürdürüldü. Halepçe’deki soykırım, İran il Türkiye, Irak ile İran Süriye ile Türkiye arasındaki güvensizlik derinleşti. Sovyetler Birliği tasfiye oldu, bünyesindeki halklar bağımsızlığa yöneldi. Türk devletinin cuntacı karakteri Dünya’da teşhir oluyordu vs. önemli değişiklikler yaşanıyordu.

Bu ortamda biraz da Kızıl Kürdistan sorunu güncele oturmuşken, hatırlatmak vs. gündemi ile “Kürtler, insan hakları ve kültürel kimlik” konulu, Uluslararası Paris Kürt Konferansı, 14-15 Ekim 1989 ‘da gerçekleşti. Uluslararası Paris Kürt Konferansına katılan CHP milletvekilleri, CHP’nin Merkezi kararıyla partilerinden ihraç edildiler. Bunun sonucunda Kürtler isim olarak “Kürt” ismini taşamazsa da, kamuoyunda Kürt Partisi olarak bilinen partilerini kurmaya yöneldi. HEP bu düşünce üzerinde şekillendi. En yaygın olan Kürt örgütlenmesinin denetimi sağlanır oldu.

HEP kurulurken, tabandan her gün giderek yayıldı, genişledi. Ancak, Kürt siyasi darlığı ve demokrasi kültürünü içselleştirememesi neticesinde, kadrosal olarak da genişlemesi gerekirken, kadroları daraltıldı. Bu partiyi Türkiye genelinde % 4-6, Kürtler arasında ise % 20-30 arasında bir oy alacak durumda bıraktı. Buna rağmen bu kuruluş, Kürtlerin sivil siyasi alanda Türkiye’den kopuşunu hızlandırdı. 1999’a kadar mücadelenin boyutlanması ile yükseliyordu. Kürtler, devletin tüm parti kapatmalarına, baskılarına, tutuklamalarına ve engellemelerine rağmen, siyasi meşruiyetlerini derinleştiriyor ve kazandırıyordu. Kırlarda ve şehirlerde gelişen mücadeleyi birleştiriyordu.

Abdullah Öcalan, 1998’de Şam’dan ayrılırken, “Ankara’dan Kürdistan’a geldik partileştik. Orta Doğu’ya geçtik ordulaştık, Dünya’ya açılıp devletleşeceğiz!” diyordu.. Burada mücadeleyi tamamen kendisiyle sınırlaması hatalıydı.. Evet, partileşip, ordulaşmıştı. Ancak devletleşme hedefi Kürdistan’da bir özlem idi ve bu söylemi ile Kürt halkının duygularına tercüman olmuştu. Abdullah Öcalan yakalanıp Türkiye’ye getirilirken, Kürdistan halkının tek yürek kendisine sahip çıkması onun yıllardır devlet söylemini herkesten daha kararlı dile getirmiş olmasında idi.. Yine sınırları hiçleştirip Kürdistan sathında bağımsızlık stratejisiyle Kürt halkını zorlu bir mücadeleye çekmiş olmasının vefasını görüyordu..

1999’dan sonra Abdullah Öcalan’ın daha önce söylediği uçtan söylemler ve gördüğü vefaya uygun bir duruş sergileyemiyordu. Yakalandıktan sonra paradigması değişti, tüm söylemleri tersine döndü. “Devrim”, “Ulusun Kendi Geleceğini Belirleme Hakkı,”“Ulusal Kurtuluş”, “Sömürgecilik”, “Anti-sömürgecilik”, “Kürdistan Şehitleri”, yerini “İyi niyet”, “Barış”, “Kardeşlik” , “Süreci iyi niyetle götürmeye kararlıyım”, “Silahlı mücadele miyadını bitirmiştir!”, “Şehit asker annelerinden özür diliyorum”, “Benim anam Türktür!”, “Bizim Bazuki aşireti Türk-Türkmen aşiretidir”, “Kürtler Türklerin içinde bir unsurdur!”, “Demokratik Türkiye ulusu”, “Misaki milli için birlikte mücadele”, “Kuvayi Milliye Ruhuna sahip çıkma!”, “Ortak vatan”, “bölücü değiliz!”, “Kürtler devlet istemiyor”,”Ben ulus devleti aştım”, “Devleti altın tepside sunsalar kabul etmem”, “Irakta oluşan Kürt yapı engellenemezse, Türkiye ve İran’a doğru yayılır ve sorun olur!”, “Sorunu heyetle müzakere ediyorum!”, “MİT’e güveniyorum, bu sorunu çözer!”, “Türkler 1071’de Alpaslan ile Kürtlerin ittifakı ile Anadolu’ya açıldı!”, Eskide “hain” göstermeye çalıştığı dışındaki örgütlenmeleri İdrisi Bitlisi’ye benzeterek örneklediği “ihanet”, şimdi “Kürt Türk ittifakında altın bir sayfa, onurlu ve örnek ittifak!” olarak övgüye mazhar edilmişti. “1514’te Yavuz Sultan Selim önderliğindeki Türk ile İdrisi Bitlisi arasındaki Kürt İttifakı ile Osmanlı devletini Arap yarım adasına, Afrika’ya, Avrupa kapılarına kadar taşımıştır.”, “Mustafa Kemal 1919’da Kürtlerle ittifak Kurarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır.” diyerek, Kendisinin önderliğindeki Kürt hareketi ile Türk ittifakı, Türkiye’yi Orta Doğu’nun en gözde egemen devleti yapacaktır!” , “Türkiye Kürtlerle büyüyecektir” vs. pek çok söylenmesi abes ile iştigal sözü sarf etmektedirler.

İşte bütün bu söylemler üzerine; HEP’ten başlayan ve hep Türkiye tarafından kapatılan Kürt kurumları ve özellikle partileri, BDP her dönemden daha bir Kürt kurumu olarak kurumlaşmışken, ve Kürtlerin bağımsız ve özgün örgütlenmesinin 1978’den beri binlerce bedel üzerinde kazanılmış Kürtlerin özgün örgütlenmesi mücadelesinin sonucu iken, bu kazanımları yıllardır Kürt bağımsızlık mücadelesinin örgütlendirilmesine meşruiyet kazandırma bilincinin neticesi iken, varlığından beri hep Kürtlerin bağımsızlığına, özgürleşmesine karşı olan ve adeta çürümüş Türk soluna, Türk siyasetine HDP üzerinden yamandırılması, Kürdistan’ın özgürlüğüne hizmet olmadığı aşikardır.

Bu çürümüşlük, Kürt devrimcilerinin, Kürt Marksistlerinin ve bilcümle Kürt Milliyetçi ve muhafazakarlarının, Kürdistan’ın ve Kürt özgürlük hareketinin yararına ve iyiliğine olmayacaktır.

Kürt Mücadelesi özgün ve bağımsız kurumlaşması üzerinden dostluklar edinir, kendi özgün konumlanış ve ittifakları ile boyutlanır gelişir ve özgürlük ve bağımsızlığına yürüyebilir. Sosyal ve siyasal sorunlarına çözümler üretebilir. Çürümüş Türk sol ve sağ siyasetlerine yamanarak kendini özgürleştiremez!

15 yıldır Kürt siyasetinde yaşanan kırılmaların vardırıldığı yer HDP’dir.

Kürtler yeniden bağımsızlık temelinde ülkelerini birleştirecek, ulusal birliklerini örecek bir paradigmayı oluşturmazsa bunca emeğe yazık etmiş olacaklar.

Gün, Türkiye ile birleşmek, Türkiyecilik yapmak günü değil, Kürdistan’da kenetlenmek ve kaderini ele alma günüdür. Diğer yollar Kürtlerin kapısına gelen fırsatları iter olacaktır.

Türk sağ ve solunun başat ittifakı; Kürtlerin kendi geleceklerini belirleme hakkına karşı durmalarıdır..

Sırrı Süreyya Önder; “HDP niye kurulmuş? Sorusuna verdiği cevapta; “HDP, Kürd milliyetçiliğinin önüne geçmek için kurulmuştur” demesi, kendilerini tarif etmeleri bakımından açıklayıcı ve manidardır.Kürt ulusal özgürlük mücadelesi özgün örgütlülüğü ile HEP’in kapısını araladı, HADEP, ÖZDEP, DEP, DTP ve BDP ile önemli bir yol aldı, ancak şimdi bu istikamet adım adım çarklarla, HDP aracılığı ile Türkiyelileşme uçurumuna girmiş bulunuyor.

Ahmet ÖNAL
Bu makale toplam: 10466 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:21:57:01
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Ahmet Önal

Yazarın Önceki Yazıları

Savaş Yeni Gelişmelere Gebe, Doğumu Merak Ediyorum Yanlız Kemal Kılıçdaroğlu İçin Değil Tüm Linç Girişimleri Kınanmalı! Değişim ve Özgürlük Savunma: Düşünceler sorgulanmalı, ancak emniyet ve mahkemelerde değil! Rêya Heqîyê, Alevilik ve İslam! Değişim, Zaman, Din ve Astroloji Marksizim’de Ulusal Sorun Yoktur? Dêrsim’de Koçgiri 1919-1922 ve Sonrası!.. 1968-1978’de Birleşen-Ayrışan Sancılar, Türki(y)e Solu ve Kürt Milli Hareketi!.. Devşirmeler ve Devletsizler... Kendine Düşmek Yerine, Özgürlüğü ve Bağımsızlığı Düşünmek! İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C) Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi? Kerkük’ün tarihine bir değinme Bağımsızlık Meşru Haktır, Olmadan Olmaz! Güney Kürdistan'da Bağımsızlık Referandumu ve Tercih! Egemenin Savaş-Barış ve Silahlanma-Silahsızlandırma Siyaseti 'Stratejik Derinlik', Mursi ile battı, Suriye ile çöktü Raqqa - Musul Operasyonu ve Sonrası III. Dünya Savaşı Uzun Sürecek 'Bağımsızlık Hedefi İle Kürdler Özgürleşecek!' 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ve Dersim Tertelesi! Kürt Sorununun Ağırlığı ve Aciliyeti! Kontrollü Darbe III. Dünya Savaşı, Rakka ve Musul'a Dayandı, Abd - Rusya Anlaşarak Çözüme Gidiyor! Kürtler Ne Yapar? Kürt Bayrağı 16 Nisan Referandumu Irkçılık Çekişmesinde İnsani Kişilik, Aidiyet-Kimlik Bilinci ile Şekillenir Ulusal Birlik ve Kongre hakkında düşüncelerim İttihat Ve Terakkinin Devamı, Kuvva-i Milli Teşkilatı Sevdalısı; Nazım Hikmet Ran Memur Toplum Değil, Kendisi İçin Üreten Toplum Kazanır Yalanın Egemenliği, Doğrunun ‘Marjinal’liği! Türkçe Dışındaki Dillere Karşı, 140 Yıldır Uzun Sürece Yayılan Bir Savaş Sürdürülüyor! Ali Rıza Koşar: 38 yıldır içimde bir acı olarak kaldı Tekoşîna Dıjwar! 3. Dünya savaşında ABD–Rusya, Türk-İran konumlanması özgür Kürdistan'a kapı aralıyor Tehlikeli İnsan, Tehlikeli Aydın, Tehlikeli Yazı, Tehlikeli Düşün ve Tehlikeliler Deyip Yaktılar! Kobanê Kürdistan'da Özeldir! T.C Cumhurbaşkanı RTE Uçtu! Kadın, Kürt, Kürdistan ile Bastırılmış Kimlikler Diktatörleşen AKP ve Çözemiyeceği Kürt Sorunu Diaspora, Kanton ve Bağımsızlık ''Silahları Bırakın'' Diyorlar Şengal, Celawle, Kobani’ye DAİŞ/IŞİD Saldırıları ve Kürdistan’da Serhildan! Kürdleri Kürdistan’la Büyütmek yerine, Türkiye’yi Kürdlerle Büyütmek!!! Yahudilik; Hiristiyanlık Çözülmüştü, Sıra Siyasal İslamda! Kürt Romanı ile yüksek Kürt bilincine Kavramları Çarpıtarak, Kürdü Çarpmak! Kürdistan, Türkiye Ve İşid konuşlanması İnkar, iskan, imha kurtuluşmu? Toprak İle Samimiyet(sizliğ)imiz! Kürt soykırımına karşı Kürdistan'ın bağımsızlık hayali
x