Ahmet Önal: Kürt Siyasetinde Aşılmayan Gelenek; “Kürt Aşiretlerinde ‘Alan Koruma”

Kürt Siyasetinde Aşılmayan Gelenek; “Kürt Aşiretlerinde ‘Alan Koruma”

Kürtlerdeki aşiret yapısının, Kürtlere özgü sosyolojik bir örgütlenme olduğu, devletin bu yapıdan hep rahatsızlık duyarak, tasfiye etmek istediği sonucunu zaman zaman Kekê Fuat Önen ile de tartışarak, geçmişteki tartışmalarla yeni bir bağ üzerinden konunun önemine değinerek, düşünme ve değerlendirme gereği acil olarak hasıl olmuştu.

Ahmet Önal

09.02.2020, Paz | 13:34

Kürt Siyasetinde Aşılmayan Gelenek; “Kürt Aşiretlerinde  ‘Alan Koruma”
Makaleyi Paylaş

Sosyolog Yusuf Ziya Döger Hoca, “Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma” kitabı, Ekim 2019’da Sitav Yayınları, arasında çıkmadan önce, taslak halinde iken, “Bir yayıncı gözü ile bakabilir misin?” istemi ile bana göndermişti. Konu, geçmişte de üzerinde epey düşündüğüm aşiretler olunca, dikkatlice okudum. Çok değerli buldum. Yayınlanması için çaba harcadım. Görüşlerimi kısaca o zaman da sunmuştum.

Daha sonra kitap halinde çıkınca, taslak halinde elime geçen kitabın oldukça genişlediğini gördüm. Kafamda soru olarak duran, çok sayıda detay konusunda cevap buldukça, geriye dönüp her bölümü yeniden ve yeniden okuyarak, altını çizdim. İki ayı geçkin oldu ki, kitabı hep başucumda taşıdım.

Bu arada konuyla ilgili olabilecek arkadaşlara, 26.12.2019 tarihinde www.nerinaazadi.org sitesinde de yayımlanan, bir vesile ile yaşadığım ve Kürt aşiretleri ile ilgili olan bir anı tartışmamdan söz ederken, bilerek; Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma” çalışmasının önemini  belirterek, sonraki tarihlerde kitaba dair yazacağıma söz vermiştim.  

Çünkü, özellikle Kürt aydın,  entelektüel ve genel olarak devrimci kesimlerin, bu eseri dikkatlice okuması, el altında bulundurması ve kritik etmesi gerektiğini vurgulamaya ihtiyaç duymuştum!

Kürt Aşiretleri konusuna geçmişte de değinmelerimiz olmuştu. Ancak bu boyutta bir sonuca varacak analizler oluşturulamamıştı. Halen de Kürt aşiretleri konusu, tarih, sosyoloji, antropoloji ve bütün sosyal bilimler açısından, yeni bir konu ve bakir bir alandır. Pek çok konuda olduğu gibi, bu alanda da akademik düzlemde konferanslar, paneller, çalıştaylar yapılması gereklidir.

1980 öncesinde, Rizgarî Dergisi’nde “Kürt Aşiretleri Hedef mi Engel mi?” diye bir yazı yayınlanmıştı. Ancak yazı olgunlaştırılamadan, o zamanın sert tartışmaları sonucu, “Rizgarî feodalizmi savunuyor!” ithamı ile karşılaşınca, dergi geri adım atmış, tartışmayı sürdürememişti Bu konuyu Ali Rıza Koşar ve Alaattin Kopan ile de tartışmıştım. Allaattin Kopan ve Ali Rıza Koşar; “Aslında bu konu çok önemlidir ve tartışmak gerekir. Kürt mücadele tarihinde, anti sömürgeci mücadelede aşiretlerin fonksiyonu çok önemlidir. Zira, 1960’lara kadar, esas olarak Kürt mücadelesini taşıyanlar aşiretlerdir. Bugün de ne engeldir, ne de hedef, Kürt ulusal mücadelesine evirilmeleri mümkün olan, Kürtlere özgü tarihsel ve sosyolojik örgütlenmelerdir! Evet, modern değil, kendiliğinden gelen tarihsel ilkel örgütlenmelerdir. Bu nedenle reform edilmeleri gerekir. Ayrıca, kendi aşiretsel(bunu alanlarını kaybetmemek için de anlayabiliriz) çıkarları için herkesle ittifak, işbirliği yapabilmişler, ancak başkasıyla yaptıkları işbirliği konjonktörel olmuş ve her an bozabilmişlerdir!” şeklinde bir değerlendirmemiz olmuştu. Ancak bu tartışmaları derinlemesine sürdürme olanağımız olmamıştı.

Daha sonra, kendisi de 1925 Kürt direnişine iştirak etmiş, Ali Rıza Koşar’ın babası Dirêh (Koşar) Dayı ile sohbet ederken, konu aşiretlerden açılınca; “Çocuklar, 150-170 senedir Kürtler şu veya bu alanda yok edilmek istenirken, aşiretler varlık için mücadele ediyor. Bundan 15-20 sene öncesine kadar mücadeleyi götürenler aşiretlerdi.” dedikten sonra, Ali Rıza Koşar’ın babasından etkilendiğini düşünmüştüm. Çünkü Ali Rıza Koşar’ın babası Drêh Koşar, 1925 Kürt direnişinin içinde gelen bir nefer olarak, 1925 Kürt direnişi başta olmak üzere, Ağrı, Diyarbakır, Garzan, Bingöl, Elazığ, Muş, Mardin, Dersim vs. alanlarda, aşiretlerin mücadele karşısındaki tutumlarını tecrübe ile anlatmıştı. 1925 Kürt mücadele sahasının içinde gelen bir insandan daha çok şey öğrenme şansımız var iken,  biz, 1975 ve sonrasında, yeri ve zamanı olmadığı halde, saplandığımız “sınıf mücadelesi, sosyalist enternasyonalist vb.” arayışı ve etkisi ile Kürdistan’a yeterince içeriden bakmamış ve sağlıklı tartışamamıştık!

Özelikle Kürt siyasal hareketi içinde,  devletin “Köy Koruculuğu”nu dayatmasından sonra, durumu yeniden tartışmak zaruri oldu. Kürtlerdeki aşiret yapısının, Kürtlere özgü sosyolojik bir örgütlenme olduğu, devletin bu yapıdan hep rahatsızlık duyarak, tasfiye etmek istediği sonucunu zaman zaman Kekê Fuat Önen ile de tartışarak, geçmişteki tartışmalarla yeni bir bağ üzerinden konunun önemine değinerek, düşünme ve değerlendirme gereği acil olarak hasıl olmuştu. Dolayısıyla, Kürt siyasal hareketlerinin aşiretlerle çatışmanın ya da aşiretlerin birbiriyle çatışmasının ‘birakûjî’ yani “kardeş kavgası” olacağı sonucuna varmıştık. Böyle düşündüğümüz için,  Kürt aşiretleri arasındaki çatışmalara üzülüyor ve kahroluyorduk. Aynı oranda çatışmalı aşiretlerin, aralarındaki barışına da seviniyorduk. Bu ruh halini, bilince çıkaramazsak da aşiret çatışmalarında rahatsız olur, ‘dost Kürt güçleri arasındaki çatışma’ olarak algılıyorduk.  Ancak, bu tartışmaları ilk etapta sistemli bir analize, derinlikli ve bütünsel tarihi bir temele, bilince ve senteze oturtamaya ihtiyaç duymaktaydık. Fakat her defasında da atalet içinde konuyu gündem dışı tutuyorduk!  

Yusuf Ziya Döger Hoca’nın, “Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma” kitabını okuyunca, kafamda sorgulayıp, etrafında dolaştığım bazı soruları daha da yerine oturtma fırsatını buldum. Yeterli mi? Elbette hayır!. Bu sorun üzerinde daha çok durmak ve derinleşmek gerekir!

Çünkü Kürt aşiret kültürü, Kürt örgütlenmelerinin, sosyolojik davranışlarının, tarihsel, toplumsal ve ruhi şekillenmelerinin, örf, adet ve savunma reflekslerinin bir parçası haline gelmiştir ve üzerinde alansal çalışmaları yapmak gereklidir. Bu sorun,  en modern örgütlerin bile siyasal davranış ve kararlarında, derin etki ve sonuçlara götüren bir nedensellik taşıyor. Dolayısıyla bu olgunun arka planına uzanarak, sebep ile sonuçlarını ortaya koyarak, bugün ve geleceğe etkilerini de açıklamak için, tek tek aşiretlerin mücadele tarihleri ile birlikte ortaya konması, büyük tecrübeleri ortaya çıkaracağı gibi, bizim kendi toplumsal gerçekliğimizi daha derinlikli çözmemizi de sağlayacaktır.

Bu açıdan, Yusuf Ziya Döger Hoca’nın, “Kürt Aşiretlerinde Alan Koruma” kitabında, tarihsel, ekonomik, coğrafi, tampon ve savaş alanı, din kültürü ve var olma kaygısı ile içine düştüğü kuşatılmışlığı aşmadaki savunmanın getirdiği kaygı ile daralmıştır. Bu savunma psikolojisinin getirdiği avantajın yanı sıra, milletleşme ve modernleşme hususunda geriliğin sebebi olarak, aşiretlere dayalı savunmaların bölgesel kaldığı, modern millete varmayı kapsamadığı, aşiretsel yönetimi milli bağımsızlığa taşımadığı sonucunu yarattığı şeklindeki tespitleri ile çok önemli açılımlar, değinimler yapmıştır.

 Bu durum Kürtlerin, tarihsel momentlerin hemen hemen hepsinde “geç kalmış” bir millet olarak, parçalanmış, bölünmüş, paylaşılmış bir ulus halk ve ülke olarak, halen esaret altında kalmasının da sebebi olmuştur. Bugün bile 50 milyonluk bir nüfusa tekabül eden ulus halk Kürtlerin, 550 bin km2 üzerindeki Kürdistan’ın ortak bir alfabesi, ülke sathında kaynaşabileceği edebiyatı, ortak stratejik siyasal duruşlarının olmamasında, aşiret yapılanmalarındaki derin psikolojik geçmiş refleksin nedenleri vardır. Bugün Kürt siyasal çevrelerinin, alan/bölgesel ve kendi parçasını savunmaya mahkum olması, ulusal stratejiden ziyade, parti, gurup, aşiret, parça eksenli hareket etmelerinin de sebeplerini “Kürt Aşiretlerinde Alan Koruma”  kitabında bulmak mümkündür.    

Görüyoruz ki şimdiye kadar, yapılan araştırmaların çoğunluğu, Kürt toplumuna içerden bakarak, diğer toplumlarla mukayese etmek yerine, “Kürtler hangi modellere yerleştirilebilir.” arayışı baskın kalmıştır. Böyle olunca, Kürt toplumunun çok sayıdaki önemli özgünlükleri görülememiştir.

Misal; aşiret yapısını “feodal” olarak değerlendirmek gibi! Oysa ki, aşiret olgusu soya dayalı, sosyolojik bir örgütlenme iken, feodalizm ekonomik temelli bir kavramdır. Aşirette, soyunu korumak ve yaşamak için, toprak bir “korunma, savunma, soyunu ve varlığını sürdürme alanı” olarak önemlidir. Feodalizmde ise, rant elde etmek, toprağın mülkiyeti ve reayanın toprağın bir parçası ve sömürü aracı esası üzerinde oluşmuştur. Bu iki farklı olguyu aynileştirmek, sorunun analizini zorlaştırmıştır. Zira bu iki olguyu aynileştiren düşün kaynağı, resmi ideoloji ve varyantları olmuştur.

Bu konuda, eskide YNK’lıların bile tartışılmasında utanç duyarak anlattıkları, ancak doğru yapılıp, sonuç aldıkları bir hususu aktarmak istiyorum;  

Irak Yönetimi, 1974-1975’te, Güney Kürdistan’da, Kürt hareketini geriletmek, Kürt köylülerini safına almak için, Kürt aşiretlerinin domino özelliğini bozarak, iç çatışma yaratmak üzere, “Toprak Reformu”nu gündemine alır. Ancak, bunun sömürgeci bir oyun olduğunu gören YNK, Marksist bir hareket iddiasında olmasına rağmen, aşiret liderleri ile toplantılar yaparak, sömürgecilerin bu kasıtlı “toprak reformu” girişimine karşı çıkar. “Aşiretlerin birliği” üzerinden, özellikle Soran bölgesinde örgütlenir. Sömürgeci Irak sisteminin bu “Kürt toplumsal yapısına” müdahalesini, girişimini boşa çıkarır. YNK, ilk önemli askeri gücünü, bu aşiretlerden devşirerek oluşturur. Bu ilişki 1991’deki “Raperin” kadar istikrarsız da olsa sürer. 05.03.1991 tarihinde Ranya’da başlayan Raperin’de, Saddam önderliğindeki BAAS diktatörüne karşı, ilk kurşunun Dolê Şewran’da Müsteşar(Saddam ile de ilişkili) olan Hemê Aşireti tarafından patlatılmış ve sonrasında kendiliğinden tüm Kürt aşiretleri, bu Raperin’e iştirak eder, önemli bir aktör olurlar. Yüz yılı geçkindir ki, Barzan bölgesinde direniş halinde olan Kürt aşiretleri, bugün Yakın Doğu’da gündemin aktörleri konumundadırlar. 

Yine dikkatten uzak tutulmaması gerekir ki, aşirete dayalı örgütlenmeleri, güçlü ve “Alan Tutma” konusunda, gücü yetmeyen topluluklar, şiddet sarmalı içindeki Yakın Doğu ve Orta Doğu’da, soykırım politikaları karşısında, birkaç ay içinde çabucak çözülmüş ve çürütülmüşlerdir. Buna Ermeniler, Süryaniler ve Pontus’lular örnek gösterilebilinir. Ermeniler, toprağa dayalı üretim yapmalarının yanında, daha ziyade demircilik, zanaat ve ticaret ile geçindikleri için, dağınık bir topluluk konumunda idiler. Ermeniler, mobilize savunma gücünden yoksun olmaları neticesinde, 15 Mayıs 1915 tarihinde start verilen soykırım, üç ay gibi kısa bir sürede sonuca götürülebilmiştir. Rum Pontus ulusu ya da Anatolya’daki Grek Rum ulusu da sanayi ve ticarete dönük üretimin yanı sıra, esas olarak ticaret ile uğraştıkları için, mobilize savunma gücünden yoksun olduklarından, başlangıcından kısa bir sürede, ortadan sürülmüş ve alanlarından kaldırılmış olduklarını biliyoruz.

Oysa ki Kürtlerde bu böyle olmadığı için, uzun sürece yayılan ve total bir soykırım politikası uygulandı ve devam ediyor. Burada soykırım politikasını zorlaştıran en önemli etken, aşiret örgütlenmesi ve Kürtler için alanı tutmaktan başka çarelerinin olmamasıdır. Böyle olduğu için devlet, 1970’lere kadar başat olarak Kürt aşiretlerine yönelmiş, “Geri kalmışlığın nedeni..” olarak hedef gösterilmiştir.

1970 sonrasında, ortaya çıkan yeni örgütlenmeler, devletin saldırdığı Kürt aşiretlerine yönelmeleri, Kürt ulusal birliğine büyük darbeler vurdu. Bu yanlış, 1987’den sonra devletin başvurduğu “Köy Koruculuğu” sisteminin, bu boyutta oluşmasına yaradı. Bu yanlış, Kürt ulusal güçlerinin bölünmesine önemli bir katkı oldu, aşiretlerin önemli kesimini devletin safına itti. Ancak devlet, yanındaki bu güce güvenmedi, temkinli yaklaştı ve yaklaşıyor!

Burada; “Kürt Aşiretlerinde Alan Koruma” konusunun, Kürt siyasal sınıfı tarafından, şimdiye kadar neden önemsenmediği ya da es geçildiği, bu es geçmenin tarih bilinci ve geleceği kurma bakımından, geçmişte yapılan ya da yapılamayan teorik tespitlerin ya da yapılan marazi eksikliklerin, nasıl büyük kayıplara kaynaklık ettiğini, geç de olsa görmeye başlıyoruz.

Yerel, yani özgün bir tespiti, genelin yerine koymak ya da tersi biçimde, evrensel bir tanımlamayı şabloncu bir tarzda, Kürt toplumuna giydirmek suretiyle, özgünlükler görmezden gelinmiştir. Oysa ki Dünya’da, bu yöntem ile bakmanın yanlışlıkları fazlasıyla tartışılıp aşılırken, Kürtler üzerine yapılan araştırmalarda ise bu marazi bakış aşılamamıştır.

Böyle olmasının nedenleri ise, sömürge-sömürgecilik ilişkilerinde, resmi ideolojinin derin tahribatı, tarihi belgelerden kopukluk ve Kürt çalışmalarının akademik alandan uzak tutulması, egemen sistemlerin oluşturduğu akademi tarafından yönlendirilerek yanıltılması gibi, çokça nedenler üzerinde durulabilinir.

Şimdiye kadar, Kürt aidiyeti sorunu ele alınırken, Kürtlerde aşiret olgusu üzerinde derinlikli durulamamıştır. Bunlar yeterince açıklanmadığından, aşiretlerin senkronik(dönemsel) değil, tarihsel(diyakronik) ele alınarak incelenmesi ile Kürt toplumunun alt kimliklerinin açıklanmasında, Kürt milletinin farklılıklarındaki nedenselliklerini ortaya koymak daha kolay anlaşılmış olacaktı. Bu sadece bir aşiretsel yaşayıştan ziyade, Kürt dilindeki yapı ve farklılıklarındaki yaygınlıkta, aşiret dili ya da kelimelerdeki değişikliğin tarihi nedenleri, Kürt aşiretlerinin birbiri ile ilişkileri, merkezileşememe, “pro-devlet” olarak kalma, modernleşmedeki gecikme, ulusal birlik konularının zorlukları, kültürel olarak inatçı, diyalog konusundaki esnek olmayan, kavgacı vs. özellikleri daha rahat anlaşılmış olacaktı. Kürt toplumundaki dini inançların çeşitliliği, Aryan halklarının inancı olan Mihtra inancının en derin etkileri ve hata temsiliyetinin Kürtlerde kalması da bu eksende varlığını sürdürdüğü karşımıza çıkmaktadır. Dersim’de Rêya Heqiyê, Hewreman’da Yaresan/Kakailik, Sincar’da Êzdilik vb. merkezli inançların olması da Kürt aşiret ve alan koruma üzerinde, varlıklarını sürdürmüştür. Kürtlerde, “Toprak kutsaldır” inancı, mülkiyet ve yaşama kültürü ile iç içe geçince, topraklarına tutunmak “namus, haysiyet, onur koruma” biçiminde, kültürel bir reflekse varmıştır.

Her halk milletleşirken, kendine has bir ruhi şekillenme ile millet katında yer almaktadır. Aşiret kültürünün milletleşmede yaratığı sonuçları reddedici bir yaklaşımla ele almak, sonuçta vahim yanlışlara sapmak kaçınılmaz olmuştur. Kürtler üzerine, olması gereken somut araştırmalar, yüzeysel kalmış ya da es geçilmiştir. Oysa ki milletleşme sorununda “Toprak” ve “Alan Korumanın” önemli bir işlevinin olduğu, Batı toplumları ile Doğu toplumlarında bu farklılığın millet şekillenmelerinde kendini gösterdiği, hatta yakın coğrafyadaki farklı milletlerde de farklı olduğu ortaya konmuş, tespitleri yapılmıştır.

Aşiret yapılanmalarının, dil, din, kültür, siyasal özgünlük ve muhafazakarlaşma hususundaki nedenlere de önemli oranda kaynaklık ettiğini görürüz. Kürtlerin lehçe, ağız dili, dini vs. farklılıklarını sürdürmelerinin başlıca farklı nedenlerinden biri de aşiret konumlanmalarından, bunun getirdiği askeri ve ekonomik durumundan kaynaklandığı, yeterince üzerinden durulmamıştır. Daha doğrusu, alt kimlikler “suni çelişki” denilerek es geçilmiştir. Ancak bu es geçişi sömürgeci sistemler, çok bilinçli olarak Kürt halkının karşısına çıkarıp kullanırken, karşı düşünceler geliştirme konusunda Kürt siyaset sınıfı zayıf kalınmıştır!

Alt aidiyetlerden oluşan toplum, kendine has olgu ve dinamikleri, üst kimlikte ortak ve olgunlaştırarak gelişim sağlar. Ancak böylece hedefe yönelip yol aldığında dinamizm kazanır, merkezileşir. Üst kimlik alt kimlikleri silikleştirip, kendini yavanlaştırdıkça, alt kimliklere yabancılaşarak çatıştığında, anti-demokratik kültürü tavanlaştırır ve toplum zenginliklerini tahrip eder. Biliyoruz ki her kimlikte bir iktidarlaşma eğilimi vardır. Erkek ve kadınlar arasındaki çelişki bile, aile içinde bir iktidar mücadelesi olarak tezahür eder. Ancak burada inşa mecburiyeti ve dengeleri koruyarak var olmayı gündeme almadan, bütün kesimlerin bir yasal ya da karar merciinin işleyişi ile herkesin kendini ortak bir paydada yönetme programı konulmadan, var olan çelişkileri ile ya da sorun etnisite ise onu farklılıkları ile iktidara taşımadan, modern iktidar olmanın şartları ortaya çıkmaz. Nihayetinde Kürtler açısında, durum böyle olmuştur. Aşiretlerin muhafazakar ve tavizsiz duruşları, birbirlerinden, işgalci egemen savaşçı topluluklardan korkuları için, Kürt aşiretleri birbirlerine dönük bir çözülme ve kaynaşma yaşayamamışlardır. Bu da aşiretler olarak kendilerini var ederken, modern millet katına çıkmalarını zorlaştırmıştır. Çok zor durumda kaldıkları dönemlerde, birbirlerine yanaşıp varlıklarını sürdürmek üzere ittifaklar kurmuşlardır. Ancak bu ittifak, geçici ve şarta bağlı olarak kalmış ve kendilerini aşamamış ve sonuca varmadan, zor ortamında uzaklaşmış, hatta çatışır durumda kalarak, ama alanlarını da terk etmeksizin varlık göstermişlerdir. Tabi bunun nedeni, soya dayalı aşiret yapısının, millet lehine çözülememesinden kaynaklıdır. Çözülememesinin nedeni ise aşiretin, alanını birlik halinde kaybedeceği korkusuyla savunma durumunda kalmasıdır..

Tabi Kürtlerdeki aşiret yapılanması, coğrafyanın ve onun üzerinde şekillenen tarihsel ve sosyal oluşumdan ayrı ele alınamayacağını, kitapta haklı olarak tekrarlanarak vurgulanmıştır.

Bu aşiret kültürü ve savunması, ulusal ve uluslar arası ilişkileri kavrayarak, uzun erimli değerlendirme ve ulusal stratejilere uygun plan ve programları ortaya koyma konusunda dar kalmıştır. Aynı psikoloji, kendine özgüveni olmadığı için, ittifaklarında bariz hatalar yapmıştır. 1950’lerde CHP’nin 1920’lerden beri süregelen sürgün ve jenosidal politikalarına karşı, sanki farklı bir şeymiş gibi Demokrat Partiye, şimdi ise AKP politikalarına karşı, CHP politikalarına savrulmaları ile her defasında Türk siyaset çekişmelerinin içine sürüklenmeleri de bu dar geleneksel ve milli bilince uygun olmayan davranışından kaynaklıdır. Bu geleneksel dar bakış, günübirlik hesaplar, köylü ve aşiret kökenli olan siyasetçileri arayışa girerken, çoğunlukla savurmuştur. Bu savrulma; bazen Türk, Arap, Fars soluna, bazen kendi ulusal varlığını hiçleştiren ve egemen ulusların ümmetçi/milliyetçiliğinin hizmetine, bazen iç barışı olmayan çatışmalara düşen reflekslere sokmuştur. Bu dar aşiretçi-köylü savunma zihniyeti, mazlum Kürt ulusunda, milliyetçi düşüncelerin ve bilincin yaygınlaşmasını, ortak ulusal bağımsızlıkçı düşüncenin içselleşerek diri kalmasını engellemiş, hatta kırmıştır. Aynı dar aşiretçi-köylü zihniyeti, ulus halk Kürtler arasında, demokrasi kültürünün yerleşmesini, farklı düşünce, farklı din, farklı sosyal sınıflar, farklı parti ve örgütler arasında, sağlıklı ilişkilerin olgunlaşmasını da engellemiştir. Gerektiğinde, basit sınır çatışmaları, alan kapma anlaşmazlıkları, aşiret ya da siyasal parti, grup veya çevreler arasında diyalog ile iç sorunları çözüme yerine, milletinin esas düşmanı ile birleşerek, rakip gördüğü aşireti, partiyi, grubu güçten düşürmeye çalışırken, kendi ulusal gücünü güçten düşürdüğünün umurunda bile olmayacak kadar gaflete düştüklerinin tarihsel vebasını yaşamaya  devam etmişlerdir.

Marks’ın deyimi ile “Köylünün ufku tarlasının sınırlarına kadardır!” sözü Kürtlerde, ‘Aşiretin sınırlarına kadar’ da uzanabilmiştir. Ancak ulusun sınırlarına uzanamamış, dünyayı sağlıklı görmesini engellemiş ve dünya eksenli bir analiz ve davranışı ortaya koymayı zorlaştırmıştır. Aşiret kültüründen büyüyenler, tarla “Sınırı Kavgası”ndan, aşiret sınırı kavgasına geçebilmişler. Ancak ulusal ve uluslar arası sorunlarda, rekabet etmekte, çözüm üretmekte ketum kalmışlardır.

Aşiret içinde çıkan aydınlar, aldıkları eğitimle bu dar düşünceyi aşmaya başladıklarında, yüzlerine eleştirmeye cesaret edemeyen aşiret muhafazakarları, arkalarında dedikodu yaparak teşhir ederek, hatta karalama ve komplolara kalkışarak etkisiz kılmaya çalıştıklarını pek çok örnekte biliyoruz.   Çünkü, kendi dar aşiret kültüründen kurtulmaları, onlara yabancı ve ürkütücü gelmektedir. Bu durum kendileri için aykırı ve kâbus gibi gelir. Ancak, ulus topluluğun kendini “aşirete alanına” mahkûm edemeyeceği tarihsel gerçektir. Yalnız, bu geçişi, kendi ulusal bilinci üzerinde mi, sömürgeci ve egemen sistemin ırkçı ve resmi ideolojisi üzerinde mi modernlik düzeyine taşınacak? Bu sorun ve soru da önemli bir yer kapsar;

 Birinci yol; Kürtler açısından; tarihsel, doğal ve olması gereken, kendine ait olan Kürt milleti ve Kürdistanî yoldur.

İkincisi, sömürgeci, soykırımcı, faşizan ve insanı olmayan, toplumsal mühendisliği içeren, tarihe karşı kast yoluyla kendine yabancılaştırmaya götürülen yoldur.

Yusuf Ziya Döger Hoca bu durumu; “Alansal koruma düşüncesini baz alan yaklaşımın hakimiyetine giren bilgi, geniş perspektifte olup biteni analiz etme yerine, alansal egemenliğin devamına yöneleceğinden, sınırlı olmaya mahkum olur.” der.  Bu da ulusal ve uluslar arası gelişmeleri okuyup analiz etme yerine, “..var olanı korumayı amaçlar” bu da “donanımlı bilgiyi değil, statik bilginin oluşumuna yol açar!” Bu açıdan, Kürt bireyinin bilgiyi nasıl kullandığı üzerindeki tartışmalara dikkati çekimesi, ufuk açıcıdır.

Gerek bilgi açısında, gerekse de Osmanlı-Kürt, Safevi-Kürt ilişkiler, yaşanan siyasi  ve sosyal gelişmeler ele alınırken, Kürt sosyal örgütlenmesinde baskın olan Aşiret yapılanmasını detaylıca ele alınıp, göz ününde bulundurmadan geçmek, kişiyi soyut saplantılara çeker. Misal olarak, din üzerinden Sünni Osmanlı İmparatorluğunun bazı Sünni Kürt aşiretlerini, 300 yıl boyunca, Şiia Safevi İmparatorluğuna karşı vekalet savaşına sürerek tutunduklarını tarihten biliyoruz. Aynı şekilde Şiia Safevi İmparatorluğunun, 300 yılı aşkın bir zaman boyunca, Batini, Mihtra kökenli Rêya Heqiyê, Kakayî/Yarasanı, Êzidi vs. inançlı Kürtleri Sünni Osmanlı İmparatorluğuna karşı vekalet savaşına sürdüklerini, tarihi bir dram gibi okuyup, öğreniyoruz.

Ayrıca Kürtlerin alan üzerinde kurduğu bağ ile “topraklarını tapu” görmeleri ve “toprak  kutsaldır”  ilişkisi üzerinde, Kürt ulusal ruhunun şekillenmesi, “Alan Koruma” bilincine “hassas” baktıkları için varlıklarını korurken, bu tutkunun devletleşmeye varamamadaki “Lokal Bakıştaki” maraziyenin nedenlerine de değinerek işlemektedir. Burada utangaç ve çekingen Kürt milliyetçi hareketindeki kırılmaları ve ketumluğu ile birlikte, kendini her defasında yeniden üreten milliyetçi çıkışın da tarafını  ziyadesiyle incelemekte fayda vardır.

20 yüzyıl başlarında gerek Batılı devletlerin ve gerekse de yeni ortaya çıkan Sovyetler Birliği’nin Kürt uluslaşmasındaki bu aşiret alanı tutkunluğu, parçalanmışlığındaki zorluğu görerek, ivedi çıkarlarına uygun bir “Kürt ulusal devletini yaratamayacakları”  inançsızlığının olgusunu da görmek gerekir. Bu açıdan gerek Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin’in demeçleri ve gerekse de Sykes-Picot antlaşması ve sonrasındaki Binbaşı Noel’in Kürdistan üzerindeki rapor ve açıklamalarının, Kürtler açısından, neden olumsuz olduğunu,  yeniden gözden geçirmeye değerdir.

Şu andaki Kürt ulusal güçleri arasındaki parçalanmışlığın, geçmiş aşiret ve alt düzlemde mini devletçikler biçimindeki aşiret-egemenlik biçimleri ve “Alan Koruma” zihniyetinin tarihsel olumsuz geçmişiyle mukayese ederek, zaaflarını tespit etmeye çalışmasında  abes bir durum yoktur ve olmayacaktır.

Yusuf Ziya Döger Hoca’nın “Kürt Aşiretlerinde ‘Alan Koruma”  çalışması, yeni çalıştay ve konferanslarda, sosyal ve siyasal konuları ele almada, Kürt entelektüel tartışmalarına önemli veri olarak, ufuk  kazandıracağı kanaatindeyim!

Daha çok şey eklemek mümkün iken, yazının fazlasıyla uzaması nedeniyle, burada kesiyorum. Kitabın dikkatlice incelenmesi çok şey kazandırır. Yusuf Ziya Döger Hoca’ya, bana/bize yaptığı katkılarından dolayı, sonsuz teşekkür ediyorum!

Bu düşün çalışmalarından dolayı Yusuf Ziya Döger Hoca’ya sağlık ve başarı diliyorum. 08.02.2020

 

Bu makale toplam: 8946 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:08:00:29
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Ahmet Önal

Yazarın Önceki Yazıları

Mihtra Înancı ve Hîyerarşi Kadın ve Savaş Eleştiride; Pasif, Aşırı ve Zorlama Yorum Olmaz! 'Kızılbaşlık': Osmanlı İle Safevi Çekişmesinde Çıkan Bir Kavram Kürtlerin Guernica’ları çok, Picasso’ları var mı? Daraldıkça Dersim’den Kopmak ve Kötülük Yapmak! Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma Musa ve Kitabı Tevrat Yenilik ve Yenilenme! Alan Tutma Yetmez Davut Kurun ve Anıları... Geçmişten Geleceğe Tecrübe Sunuyor Savaşı ve Değişkenliği İzlemek Failin Suçunu, Mağdura Yığmak! Islam Şiddeti ya da 'Darül Harp'te, Mali Kaynaklar! İnsanlığın Acısını Beynin Açısı Çözer Rêya Heqîyê inancı Mîhtra inancıdır; Müslümanlık, Kızılbaşlık, Alevilik değildir Barış Günü Kutlamaları Şöyle Geçerken, Kürt Siyaset Tarihinde Tabu ve Maraziler.. Türk Milliyetçiliğini, Kürt Milliyetçiliği ile Mukayese Etmek! Savaş Yeni Gelişmelere Gebe, Doğumu Merak Ediyorum Yanlız Kemal Kılıçdaroğlu İçin Değil Tüm Linç Girişimleri Kınanmalı! Değişim ve Özgürlük Savunma: Düşünceler sorgulanmalı, ancak emniyet ve mahkemelerde değil! Rêya Heqîyê, Alevilik ve İslam! Değişim, Zaman, Din ve Astroloji Marksizim’de Ulusal Sorun Yoktur? Dêrsim’de Koçgiri 1919-1922 ve Sonrası!.. 1968-1978’de Birleşen-Ayrışan Sancılar, Türki(y)e Solu ve Kürt Milli Hareketi!.. Devşirmeler ve Devletsizler... Kendine Düşmek Yerine, Özgürlüğü ve Bağımsızlığı Düşünmek! İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C) Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi? Kerkük’ün tarihine bir değinme Bağımsızlık Meşru Haktır, Olmadan Olmaz! Güney Kürdistan'da Bağımsızlık Referandumu ve Tercih! Egemenin Savaş-Barış ve Silahlanma-Silahsızlandırma Siyaseti 'Stratejik Derinlik', Mursi ile battı, Suriye ile çöktü Raqqa - Musul Operasyonu ve Sonrası III. Dünya Savaşı Uzun Sürecek 'Bağımsızlık Hedefi İle Kürdler Özgürleşecek!' 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ve Dersim Tertelesi! Kürt Sorununun Ağırlığı ve Aciliyeti! Kontrollü Darbe III. Dünya Savaşı, Rakka ve Musul'a Dayandı, Abd - Rusya Anlaşarak Çözüme Gidiyor! Kürtler Ne Yapar? Kürt Bayrağı 16 Nisan Referandumu Irkçılık Çekişmesinde İnsani Kişilik, Aidiyet-Kimlik Bilinci ile Şekillenir Ulusal Birlik ve Kongre hakkında düşüncelerim İttihat Ve Terakkinin Devamı, Kuvva-i Milli Teşkilatı Sevdalısı; Nazım Hikmet Ran Memur Toplum Değil, Kendisi İçin Üreten Toplum Kazanır Yalanın Egemenliği, Doğrunun ‘Marjinal’liği! Türkçe Dışındaki Dillere Karşı, 140 Yıldır Uzun Sürece Yayılan Bir Savaş Sürdürülüyor! Ali Rıza Koşar: 38 yıldır içimde bir acı olarak kaldı Tekoşîna Dıjwar! 3. Dünya savaşında ABD–Rusya, Türk-İran konumlanması özgür Kürdistan'a kapı aralıyor Tehlikeli İnsan, Tehlikeli Aydın, Tehlikeli Yazı, Tehlikeli Düşün ve Tehlikeliler Deyip Yaktılar! Kobanê Kürdistan'da Özeldir! T.C Cumhurbaşkanı RTE Uçtu! Kadın, Kürt, Kürdistan ile Bastırılmış Kimlikler Diktatörleşen AKP ve Çözemiyeceği Kürt Sorunu Diaspora, Kanton ve Bağımsızlık ''Silahları Bırakın'' Diyorlar Şengal, Celawle, Kobani’ye DAİŞ/IŞİD Saldırıları ve Kürdistan’da Serhildan! Kürdleri Kürdistan’la Büyütmek yerine, Türkiye’yi Kürdlerle Büyütmek!!! Yahudilik; Hiristiyanlık Çözülmüştü, Sıra Siyasal İslamda! Kürt Romanı ile yüksek Kürt bilincine Kavramları Çarpıtarak, Kürdü Çarpmak! Kürdistan, Türkiye Ve İşid konuşlanması Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'ye İnkar, iskan, imha kurtuluşmu? Toprak İle Samimiyet(sizliğ)imiz! Kürt soykırımına karşı Kürdistan'ın bağımsızlık hayali
x