Ahmet Önal: Irkçılık; Hastalık Değil, İnsanlık Suçudur!

Irkçılık; Hastalık Değil, İnsanlık Suçudur!

Ancak, adeta “Mumyalanmış” yerel kültüre karşı, egemenlerin, “Kültüre saygılıyız!” söyleminin, sahte saygı olmanın da ötesinde, hakaret ve insanı en açık sadizmden hiçbir farkı yok.

Ahmet Önal

25.07.2020, Cts | 14:15

Irkçılık;  Hastalık Değil, İnsanlık Suçudur!
Makaleyi Paylaş

Yer yer “Irkçılık, Bir Hastalıktır”  söylemini, sosyal medya, günlük sohbetler ve çeşitli yazılarda görünce, tanımın yanlışlığını vurgulamak ve düzeltmek üzere, bu  notları düşmek durumunda hissetim.

Irkçılık, emperyal ve fetihçi bir zihniyet ile kendini üstün görme ve kılma, başka başka toplulukları egemenliği altına alma, köleleştirme, haklarını gasp etme ve iktidarsız kılarak sömürgeleştirme siyaseti ve kültürüdür. Bu siyaset ve kültür, öz olarak aşağılanan topluluk ve üyelerini kendisine yabancılaştırmaktır. Bu “Üst Irk” projesi, İnsanlığın hukuk mücadelesi ile teşhir edilerek, hukuksal, vicdani ve insanlığın etik değerlerine ters olarak tanımlanmış,  insanlık suçu biçiminde evrensel hukuk normu şeklinde izah edilmiş ve teşhir olunmuştur. Ancak ırkçılık yapanlar, bu insanı tanımlamaları  ve  hukuku hiçe sayarak, karşısında, gizlenerek ve yöneldiği topluma göre kendini gözden geçirip yenileyerek karşısında yer almış,, tekniklerini değiştirerek uygulamaya koymuştur.

Bu açıdan ırkçılık, ideoloji ve politikanın konusu edildiği kadar, kültürel ve hukuksal düzeyde de ele alınmak zorunda olmuştur.

Irkçılık, sistemsel olarak, büyük bir bütünün sadece kriminal ve önemli bir parçasıdır. Bütün olan, halkın topyekun ve planlı olarak tahakküm altına alınmasıdır. Irkçılık ile ilgili, Hint Karayipler kökenli, Fransız vatandaşı Sosyal Psikolog Frantz Fanon önemli tespitlerde bulunur. Bunları, değerlendirmek ve bilince çıkarmak, ırkçılığa tabii tutulan Afrika, Güney Amerika, Asya ve özgülümüzdeki Yakın Doğu halkları için kavramsal düzeyde doğru anlamak hayatidir.

Her gün kültürel değerlerin yaşam tarzlarının ayaklar altına alındığına şahit oluyoruz. Dil, inanç, giyim kuşam, tarihi geçmiş, yaşam alanları aşağılanıyor, değersizleştiriliyor. Bu husustaki tepkileri ise psikologlar, “Ruhun devinimleriyle, kişiler arasındaki iletişim sorunları” düzeyine indirgeyerek anlatılmaya çalışılıyor. Özgün bir durum, konuşma, yürüme, yeme içme biçimindeki bozuklukların eleştirisi olarak ele alınıyor, yorumlamaya indirgeyerek tartışıyorlar. Daha da ileri giderek, ırkçılığı “Pisikolojik  bir hastalık” olarak tanımlayıp, ideoloji, siyaset ve giderek kültürel bir inşanın dışına taşıma gayreti içine sokma amacı güdülüyor. Bu tür tanımlamalar ırkçılığı, sömürgeci durumun ve yapısının açıklanmasından kasten uzak tutma istemindendir. Biliyoruz ki, sömürgecilik ilişkilerinde, yerel halkın en kaba şekilde köleleştirilmesinden ve kültürel çatışmasından geri durulmuyor. Müsadere, baskınlar, planlı cinayetler, talan ve tertelelere koşullanan sistem, insanlığa karşı suç işlemeyi “meşru” bir hale vardırmaya çalışıyor. Tüm insani değerler, yerle yeksan edilir, içi boşaltılır ve artık kaba zor ile şiddet başat uygulama olarak sahada aktive ediliyor. Yerli kültürün silikleştirilmesi süreci, her geçen gün daha çok derinleştiriliyor. Bir zamanlar canlı ve geleceğe açık olan kültür, giderek kapalı ve sömürge siyasetine sabitlenmiş oluyor. Öylesine teşhir edilmek istenir ki, kendi mensuplarının aleyhine bile tanıklık eden yaygın sömürge insanlar türetiliyor.

Ancak, adeta “Mumyalanmış” yerel kültüre karşı, egemenlerin, “Kültüre saygılıyız!” söyleminin, sahte saygı olmanın da ötesinde, hakaret ve insanı en açık sadizmden hiçbir farkı yok. Kültürün farkı; açık, özgür, kendiliğinden gelişen, faydalı bir düstür içinde ve jestleri ile güvenilir, hiç kimseyi yanıltmayan, kandırmayı düşünme planından uzak olması gerekirken, sömürgeci siyaset ve kültüründe işleyiş böyle olmuyor. Aksine kültürel nesnelleştirme, basitleştirme, sınırlama, hapsetme, katılaştırma, kuşatma, izole etme ve aşağılama sistemli hale getiriliyor.

Askeri ve ekonomik olarak kuşatılmış, boyunduruk altına alınmış bir toplum ya da toplumlar, çok boyutlu bir yöntem izlenerek, gayrı insani bir çizgide yönetilmeye alınıyor. Ezilen topluluk, yaşamını sürdürme arzusu günden güne daha belirsiz, daha hayaletimsi hale sokuluyor. İşte bu durumda suçluluk kompleksi baş gösterir. Sömürge toplumdaki iktisat, işbirlikçilik üzerinden işletilir ve ırkçılık bu alanda da başka bir kılık ile devreye sokuluyor.

Yaşanan hadiselerin tamamında ırkçılık, kendini bir maskenin ardına gizleyerek ortaya çıkıyor. “Irkçılık salgın bir hastalıktır” sözü de, onu toplumsal düzeyde nasıl baş gösterdiğini itina ile izleyerek ve inceleyerek açıklamayı öteler, karşı çözümleri üretmeyi zorlaştırır.

Örneğin; ilk milliyetçi Türk yazarlarından, Namık Kemal, Ömer Seyfettin, Halit Ziya, Halide Edip, Hüseyin Rahmi, Musahipzade Celal, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Kemal Tahir vs. yazarlar; Kürt, Ermeni, Laz, Rum, Yahudi, Hıristiyan, Rêya Heqîyê, Êzidi vs. inanç ve halklarını, Türk edebiyatında, sinemasında, tiyatrosunda nasıl işlediler? Bunların ardı sıra gelenler nasıl işledi? Bunlar, dönemin ideolojik ve siyasi atmosferine göre, önce revize edip bu halkların varlığını gözden düşürmek, hakaret ederek tasfiye etmeye girişmelerini okuyarak, araştırarak bilme şansına varıyor muyuz?

Burada, son 30 yıldır, "Türkçülük" çarkına takılanların, Türk ırkçı yazarlarının nasıl zıvanadan çıkıp, kendi dışındakilerini kanla bastırma, imha etme sevdalarını, nasıl bir tema ile işlediklerini kan kusan kalemleriyle, günlük basında izledik, izliyoruz!

1990’larda Engin Ardıç yazmıştı, “Zengin Kürt’ün malına mülküne el koyup, don gömlek bir ormana bırakacaksın!” gibi sözleri okurken, bu nasıl bir ırkçılık, bu adamın sözlerinden dolayı yargılanması gerekirken, mahkeme salonları “Kürtler vardır!” dedikleri düşüncelerinden dolayı yargılanan insanlarla taşıyordu!

Irkçılık, sadece Türklüğe özgü bir durum da değildir ve dünyada benzer şekilde yaygın ve tarihi olarak uygulanmıştır.

Amerika filimlerindeki Zenci tipolojisi, Yahudi ve çocuk hikayelerindeki temada ırkçılık, kültürüne sinmiş ve onu yozlaştırmıştır. Avrupa’nın bireyciliği ve Afrika insanına bakarak, kendini nasıl üstün görerek, toplumsal kültürel bir kibirliliğin içine girdiğini görürüz.

Irkçılığın güdüldüğü toplumlarda, Ticari köleleşme ve kültürel yıkım, günden güne sözlü söylemin içinde sokak dili halinde yaygınlık kazandırılarak genişletiliyor. Bu durum, ezen ile ezilen aidiyetler arasındaki ilişkide, ezilenlerin onayını alma ihtiyacından kaynaklı, daha az kaba, daha incelikli ve daha “kültürlü” bir biçim ile “demokrasi ve insan hakları” söylemini yüzsüzce siyasete katarak gösterilmesi revaçta olur.

“Irkçılık bir hastalık!” olmadığı gibi, tesadüfen uygulanan bir keşif de değildir. Irkçılığı, psikolojik bir kusur, zihinsel bir tuhaflık olarak düşünülme alışkanlığının kazandırılması, manipülasyondur, yanlıştır, terk edilmelidir.

Irkçılık, ırkları “Üst ırk”, “Aşağı ırk” diye ayırır, “Aşağı ırkı” mahkum eden akıl yürütür ve ayırımcılık yapar. Irk ayırımına maruz kalan toplumsal grup, ezeni taklit etmeye ve böylelikle kendisini ayırımcılık cenderesinden kurtarmaya çalışır. “Aşağı ırk”, kendisini farklı bir ırk olarak görmeyi reddeder. “Üstün Irk”ın fikirlerini, öğretilerini, öteki tutumlarını paylaşmaya başlar. Yer yer bu durum karşısında bunalıma düşer, kendisini yerer ve “Tanrı bizden yana değil” gibi serzenişler dillendirildiği görülür.  Bu zulüm, yerlinin nevrini bozar ve ona yeni görme biçimleri yükler ve kendi varoluş biçimine akıl almaz bir tarzda, aşağılayıcı tavırlara katılır ve geliştirir. Bu kendine en uçtan yabancılaşma durumudur;

Yapılan yerlinin dilini ağzından almışlar, başka bir dilden konuşturuyorlar.

Aklını başından almışlar, başka bir düşünce ile düşündürtüyorlar.

Şahsiyetini(aidiyetini) üstlerinden almışlar, kendini inkar, imha ve reddeder başka şahsiyete sokmuşlar.

Ruhlarını almışlar, zalimliğe heveslendirmişler.

Varlıklarını ellerinden almışlar, hırsızlık ile zenginleştirmeye özendirmişler.

Vatanlarını ellerinden almışlar, başka bir vatandaş yapmışlar.

Asaletlerini ellerinden almışlar, asaletsiz atalara intikal ettirmişler.

Milletini inkar ve imha ettirmişler, kendisinin dünyaya bedel bir millete duhül edildiğine avutmuşlar.

Ülkelerini parçalamışlar, bütünlüklerini savunanlarına "bölücü" dedirtmişler.

Zülüm altında inletmişler, kendilerini "terörist" diye addetmişler.

Onursuzluğu reva görmüşler, "demokrası , özgürlük ve cumhuriyet çocuğu" demişler, dedirtmişler.

Daha düşünülürse çokça absürtlüklerle tanımlamışlar. Ancak nevri dönmüş, bütün bunlara kendini yatıran kölelerin sayısına, saygısızca insanlar katmışlar.

Şimdi, kalabalıklaşan bu yığınlara, kölelere, köle olduklarını izah etmek daha zor.

İşte bu kendine karsı savaş hali, yani abancılaşma, bazen asimilasyon, bazen soykırım, bazen entegrasyon sonucu gerçekleşir.

Yabancılaştırma ve yabancılaşma hamlesi,  büsbütün başarılı olmaz, olamaz. Çünkü aşağılanan grup, akıl yürütme gücü ile başına getirilen durumun doğrudan doğruya ırksal ve kültürel hasetlerden doğduğunu teslim eder ve mücadeleye koyularak kendini kazanmaya koyulur. Bu onu, eşitlik ve özgürlük yoluna tetikleyen ve özgürleşmeye çeken yündür ki bir taraftan da bu hal hareket halindedir.

Ezilen grup üyelerini, aşağılık ve suçluluk duygusu sarmasına ve ekonomik olarak yoksulluğuna rağmen, bu onu özgürlüğe taşımıyor ve yabancılaşma korkunç olmaya devam ediyor.

Dil, kültür, alışkanlıklar, cinsel davranışlar, oturup kalkma, dinlenme, gülüp eğlenme, biçimlerini yargılayan, alay edip mahkum olunan ve sonunda da onları terk eden ezilenler, denizde boğulan bir insanın çaresizliğiyle, kendisine dayatılan “üst ırk”in kültürünün içine kendini fırlatıp atar!

Ancak tüm bu vahim toplumsal yabancılaşma durumu, mantıksal bir yaklaşım olmadan, insanları tepeden tırnağa aşağı bir konuma koymak, köleleştirmek mümkün değildir.

Irkçı bir kültürde büyüyen birinin ırkçı olması normaldir, ekonomik ve ideolojiye de uyum sağlaması olasıdır. Ancak unutmamak gerekir ki, kişinin insana ilişkin oluşturduğu fikir, salt ekonomik ilişkilere de bağlı değildir, insanlar arası iletişim ve coğrafi yakınlıkların da rolü vardır. Yine ırkçı atmosferin, toplumsal yaşamın bütün öğelerine sirayet ettiğini fark eder. Bu nedenle insanı kahr eden adaletsizlik karşısında,  adalet duygusu çok güçlüdür.

Unutmamalıyız ki, her sömürgeci grup ırkçıdır. Irkçılık, yayılmacı ve  egemen devletin siyasetidir. Dolayısıyla, ırkçılık insanlık ruhunun bir parçası da değildir.

Irkçılık suçtur, ona önyargı ve atalet içinde yaklaşarak yargılamak güçtür.

Bir hastaya yaklaşıldığı gibi, ırkçılığa yaklaşılamaz!

 

 

 

Bu makale toplam: 1749 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:06:16:15
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Ahmet Önal

Yazarın Önceki Yazıları

Kültür ve Siyasette Irkçılık ve Kürt İşçilerinin Linç Edilmesi! Tuzu bile Bozan Lümpen ve Cahiller ile Aydınlar! Ayasofya’ya Kayyumu (1453) Ayasofya Kilisesi-camii, Müslüman ibadeti ve Cennet yalanı Öteki Olarak, Aidiyat,Hukuk ve Eşitliğe Tutunmak! Eğitimde; Hak-Haksızlık, Etik ve Suç Hak Yolunda Hakikat 'Alevilik' Mi, Rêya Heqiyê Mi?! 'Alevi' Şaşkınlığı Alfabe ve Îmla İttihat ve Terakki ile Devamında Çerkeslerden Bazı Şahsiyetler MUSTAFA KEMAL ve NUTUK İran İslam Despotizmi ve Mustafa Selimı'nin İdamı Mihtra Înancı ve Hîyerarşi Kadın ve Savaş Eleştiride; Pasif, Aşırı ve Zorlama Yorum Olmaz! 'Kızılbaşlık': Osmanlı İle Safevi Çekişmesinde Çıkan Bir Kavram Kürt Siyasetinde Aşılmayan Gelenek; “Kürt Aşiretlerinde ‘Alan Koruma” Kürtlerin Guernica’ları çok, Picasso’ları var mı? Daraldıkça Dersim’den Kopmak ve Kötülük Yapmak! Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma Musa ve Kitabı Tevrat Yenilik ve Yenilenme! Alan Tutma Yetmez Davut Kurun ve Anıları... Geçmişten Geleceğe Tecrübe Sunuyor Savaşı ve Değişkenliği İzlemek Failin Suçunu, Mağdura Yığmak! Islam Şiddeti ya da 'Darül Harp'te, Mali Kaynaklar! İnsanlığın Acısını Beynin Açısı Çözer Rêya Heqîyê inancı Mîhtra inancıdır; Müslümanlık, Kızılbaşlık, Alevilik değildir Barış Günü Kutlamaları Şöyle Geçerken, Kürt Siyaset Tarihinde Tabu ve Maraziler.. Türk Milliyetçiliğini, Kürt Milliyetçiliği ile Mukayese Etmek! Savaş Yeni Gelişmelere Gebe, Doğumu Merak Ediyorum Yanlız Kemal Kılıçdaroğlu İçin Değil Tüm Linç Girişimleri Kınanmalı! Değişim ve Özgürlük Savunma: Düşünceler sorgulanmalı, ancak emniyet ve mahkemelerde değil! Rêya Heqîyê, Alevilik ve İslam! Değişim, Zaman, Din ve Astroloji Marksizim’de Ulusal Sorun Yoktur? Dêrsim’de Koçgiri 1919-1922 ve Sonrası!.. 1968-1978’de Birleşen-Ayrışan Sancılar, Türki(y)e Solu ve Kürt Milli Hareketi!.. Devşirmeler ve Devletsizler... Kendine Düşmek Yerine, Özgürlüğü ve Bağımsızlığı Düşünmek! İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C) Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi? Kerkük’ün tarihine bir değinme Bağımsızlık Meşru Haktır, Olmadan Olmaz! Güney Kürdistan'da Bağımsızlık Referandumu ve Tercih! Egemenin Savaş-Barış ve Silahlanma-Silahsızlandırma Siyaseti 'Stratejik Derinlik', Mursi ile battı, Suriye ile çöktü Raqqa - Musul Operasyonu ve Sonrası III. Dünya Savaşı Uzun Sürecek 'Bağımsızlık Hedefi İle Kürdler Özgürleşecek!' 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ve Dersim Tertelesi! Kürt Sorununun Ağırlığı ve Aciliyeti! Kontrollü Darbe III. Dünya Savaşı, Rakka ve Musul'a Dayandı, Abd - Rusya Anlaşarak Çözüme Gidiyor! Kürtler Ne Yapar? Kürt Bayrağı 16 Nisan Referandumu Irkçılık Çekişmesinde İnsani Kişilik, Aidiyet-Kimlik Bilinci ile Şekillenir Ulusal Birlik ve Kongre hakkında düşüncelerim İttihat Ve Terakkinin Devamı, Kuvva-i Milli Teşkilatı Sevdalısı; Nazım Hikmet Ran Memur Toplum Değil, Kendisi İçin Üreten Toplum Kazanır Yalanın Egemenliği, Doğrunun ‘Marjinal’liği! Türkçe Dışındaki Dillere Karşı, 140 Yıldır Uzun Sürece Yayılan Bir Savaş Sürdürülüyor! Ali Rıza Koşar: 38 yıldır içimde bir acı olarak kaldı Tekoşîna Dıjwar! 3. Dünya savaşında ABD–Rusya, Türk-İran konumlanması özgür Kürdistan'a kapı aralıyor Tehlikeli İnsan, Tehlikeli Aydın, Tehlikeli Yazı, Tehlikeli Düşün ve Tehlikeliler Deyip Yaktılar! Kobanê Kürdistan'da Özeldir! T.C Cumhurbaşkanı RTE Uçtu! Kadın, Kürt, Kürdistan ile Bastırılmış Kimlikler Diktatörleşen AKP ve Çözemiyeceği Kürt Sorunu Diaspora, Kanton ve Bağımsızlık ''Silahları Bırakın'' Diyorlar Şengal, Celawle, Kobani’ye DAİŞ/IŞİD Saldırıları ve Kürdistan’da Serhildan! Kürdleri Kürdistan’la Büyütmek yerine, Türkiye’yi Kürdlerle Büyütmek!!! Yahudilik; Hiristiyanlık Çözülmüştü, Sıra Siyasal İslamda! Kürt Romanı ile yüksek Kürt bilincine Kavramları Çarpıtarak, Kürdü Çarpmak! Kürdistan, Türkiye Ve İşid konuşlanması Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'ye İnkar, iskan, imha kurtuluşmu? Toprak İle Samimiyet(sizliğ)imiz! Kürt soykırımına karşı Kürdistan'ın bağımsızlık hayali
x