Hüseyin Aladağ: Kürdistan'ı bekleyen büyük tehlike!

Kürdistan'ı bekleyen büyük tehlike!

Bana göre IŞİD'in Kürdistan saldırılarının en büyük olumsuz yan etkisi, Kürtlerin onlar yüzünden Şii milislerle aynı safta yer almak zorunda kalması. Özellikle Başur'da Şii milisler ve İran'ın desteklediği grupların IŞİD'e karşı savaşması, Kürt bölgelerinde alan kazanmalarına neden oldu.

Hüseyin Aladağ

16.02.2015, Pts | 19:23

Kürdistan'ı bekleyen büyük tehlike!
Makaleyi Paylaş
Aylardır amansız bir savaş var Kürtler'le IŞİD arasında. İlk önce Rojava'da başladı ancak asıl şiddetli savaş Musul'un işgal edilmesi ve kaçan Irak ordusunun geride bıraktığı silah ve mühimmatların IŞİD'e kalmasıyla patlak verdi.

Irak Suriye sınırı ve bazı kapılar IŞİD kontrolüne geçince 2014 yazı Kürtler için en kanlı zamanlardan birisi oldu. Çünkü IŞİD sadece mevzide savaşmıyordu, kadınları, çocukları, sivilleri hedef alıyordu. Şengal ve Kobanê bu savaşın en dikkat çekici simgeleri oldu.

Birkaç ayda zulüm, zorbalık ve vahşetin her türlüsünü denedi IŞİD ancak Kürtleri yenemedi. Avrupa ülkelerinden gelen silah yardımları ve hava operasyonlarının da etkisiyle Kobanê ve Şengal işgalleri kısa sürdü. Kürdistan'a saldıran bu vahşi avcılar bir süre sonra av oldu.


Bana göre IŞİD'in Kürdistan saldırılarının en büyük olumsuz yan etkisi, Kürtlerin onlar yüzünden Şii milislerle aynı safta yer almak zorunda kalması. Özellikle Başur'da Şii milisler ve İran'ın desteklediği grupların IŞİD'e karşı savaşması, Kürt bölgelerinde alan kazanmalarına neden oldu.

IŞİD saldırılarının ardından Kürdistan Bölgesi’ne yönlendirilen Şii milislerin sayısı Kerkük ve Xaneqin’in ilçelerinde günden güne artıyor. Sadece Kerkük'te 9 Şii milis taburu var.

Celawla'da IŞİD'in püskürtülmesinden sonra boşalan yerleri Şii milisler anında doldurmaya çalıştı. Aşırı İran ve Şii sevdasıyla bilinen Irak İslam Devrim Konseyi başkanı Ammar El Hekim YNK'ye bağlı peşmergelerle orada zafer pozları veriyordu.

Çok geçmeden bölgeden Şii silahlı birliklerin bazı ev ve işyerlerini yağmaladığı haberleri geldi. Şii çeteler, Tuzhurmatu'da Kürd imam Molla Salih'i katletti.

Daha birkaç gün önce peşmerge olduğu iddia edilen bir kişinin Şii milisler tarafından linç edilip katledildiği bir video sosyal medyada hızla yayıldı. Aynı şekilde internette Barzani ve onun bağımsız özgür Kürdistan politikasını hedef alan, tehdit eden onlarca video var.

Şii silahlı birlikleri özellikle Kürdistan'a yönlendirip, IŞİD'in yarattığı kaosu fırsata dönüştürmenin peşinde olan güçse, kuşkusuz yıllardır Irak'ta alan kazanmaya çalışan İran ve Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani.

Süleymani mollalara rüştünü 1979 yılında ayaklanan Mahabad Kürtleri'ne karşı gösterdiği sert ve acımasız tavrıyla ispat eden bir asker.


Yıllardır İran'ın yayılmacı ve bölgedeki devletleri içeriden karıştıran politikasının bizzat uygulayıcılarından biri. IŞİD'in Irak'taki saldırılarından sonra cephede, mevzilerde gizlenme gereği duymadan poz vermeye başladı.

Ancak sanıldığı gibi İran'ın en büyük gayesi sadece Bağdat'ı ele geçirip, orayı kukla bir liderle yönetmek değil. En az onun kadar Kerkük'ü de istiyorlar ve artık bunu saklama gereği bile duymuyorlar.

Peki Kürdistan'da hem mezhepsel hem de etnik olarak tutunmaları zor olan Şii güçler bunu nasıl başaracak? Bu sorunun cevabı, son birkaç yılda İran'ın Kürt siyaseti, partileri ve liderleri arasında nasıl bir politika izlediğinde gizli.

Örneğin İran İstihbarat Servisi İtlaat’e yakınlığı ile bilinen yazar İrfan Qanii Ferd kısa bir süre önce yayınlanan ”Kürdistan’daki güvenlik durumu ve Irak’la ilişkileri” makalesinde bu politikalarını açıkça ifşa ediyor.

İstihbaratçı yazar KDP ve Barzani'yi Irak'ın güvenliğini bozmak, YNK'yi tasfiye etmekle suçlarken, YNK, PKK ve PYD’ninse İran ve Suriye rejimlerine bağlı olduklarını ve vefalı davrandıklarını iddia ediyor. Bundan daha iyi bir fitne mi olur?

Bariz bir şekilde Kürtler "İyi Kürt, Kötü Kürt" politikasıyla karşı karşı getirilmeye çalışılıyor. Olayın tuhaf tarafıysa, İran'ın bu politikası ayyuka çıkmasına rağmen Kürdistan'da kısmen başarılı oluyor.

Bazı YNK'liler başta olmak üzere birçok siyasetçi, vali ve askeri görevli İran'la inkar edilemez bir şekilde flört ediyor.

İran'ın Barzani'ye olan alerjisi sadece güncel olaylar ve siyasetten de kaynaklanmıyor. İşin içerisinde ucu Mahabad Cumhuriyeti'ne kadar uzanan tarihi bir kuyruk acısı da var. Onu Qadı Muhammed'in mirasçısı olarak görüyorlar.

Ali Bulaç'ın İran’ın Ankara Büyükelçisi Ali Rıza Bikdeli'yle yaptığı yeni söyleşi ve dostu düşmanı Kürtler'e karşı uyarır mahiyetinde yazdığı yazısı sanırım bu konuda, oldukça ufuk açıcı.

Ankara Büyükelçisi, İran ve Türkiye'nin Kürtler yüzünden parçalanacağını iddia edip Türkiye’yi kastederek “Ya birlikte kazanacağız ya birlikte kaybedeceğiz.” diyor.

Batı ve Kürtler gibi "iç tehlike"lere karşı Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam'ın birlikte hareket etmesini istiyor. Yani Kürtler'i dört parçaya bölen ünlü politikaya tekrar dönülmesini istiyor.

Son cümlesiyse sanırım her şeyi özetliyor. "Unutmamak lazım ki Erbil’de dalgalanan bayrak Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin simgesidir.” diyor, İran'ın Ankara Büyükelçisi.

Kısacası Güney'de Kürtler yağmurdan kaçarken doluya tutulabilir. İran'ın destekleyip kamçıladığı Şii güçler bölgede giderek güçleniyor, tehlike büyüyor.

Eğer böyle devam ederse IŞİD sonrası yeni cephe şimdiden belli ama burada önemli ve Kürtler'in kaderini değiştirecek olan Şiiler'in ve İran'ın ne yaptığı değil. Kürtlerin onlara karşı nasıl durduğu ve hangi politikayı izlediğidir. Maharet İran'ın hizipçi, Kürtleri birbirine düşüren politikasına yem olmamak.

Şu anda, İran ve desteklediği grupların Kürdistan'da alan kazanmasını sağlayacak en önemli şey, maalesef bazı işbirlikçiler ve "bağımsız özgür Kürdistan" hedefine karşı hizipçi acem politikasına yem olan Kürtlerdir. O yüzden "Barzani-KDP kötü YNK ve diğerleri iyi".

twitter.com/normalgasteci
Bu makale toplam: 9677 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:09:14:00
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x